Mezar Taşlarımızdaki Medeniyet

Şair diyor ya;

“Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü peygamber.”

Hayatın vazgeçilmezi ölüm. İnsan oğlu doğar, yaşar ve ölür.

Ölüm en yalın ve basit ifadesidir aslında tüm hayatın. Doğumla ölüm arasında yaşananlar kimileri tarafından kaleme alınarak edebi bir eser halinde insanların istifadesine sunulur. Kimilerinin hayat hikayesi sadece yaşadığıyla yanına kalır, yaşanılmış ve bitmiş olarak hiç kimse tarafından bilinmeden öylece zamanın külleri arasında kaybolur gider.

Aşklar, sevgiler, nefretler, kavgalar, hasretler, savaşlar, kayıplar, kazançlar… Hasılı hayatın her anında insanın gönül aynasında izler bırakan tüm hadiseleri kelimelerle anlatmak gibi basit bir eyleme dönüştürüveririz. Bu yüzden ruhu vardır kelimelerin, bu yüzden insan bir sözü çıkarırken dokuz kere boğmalı, bir kere bırakmalı der büyükler, bu yüzden söz ağızdan çıkıncaya kadar senin esirindir, ağzından çıktıktan sonra sen sözün esiri olursun diye ısrarla konuşmalarımıza dikkat etmemiz gerektiğini vurgularlar.

Ölüm… Hayatı öğüten en güçlü ve hiç bozulmayan bir değirmen.

Ölüm… İnsanın mutlak olarak varacağı son kapı.

Ölüm… Tüm dinlerde sonu olmayan bir yolculuğun ilk adımı.

Kimilerine göre yok oluş, kimilerine göre yeniden doğum, kimilerine göre aydınlanma, kimilerine göre yepyeni bir hayata ilk adım olan düğün günü.

Kim ne söylerse ya da nasıl inanırsa inansın, yaşadığımız dünya için ölüm bir yokluk alemi, bilinmezlikler ve sırlar dünyası. Hiç kimse o taraftan bu tarafa gelemediği için ölümden sonra ne oluyor, ne soruluyor, kime ne yapılıyor hiçbir bilgimiz yok. Sadece Hadisi şeriflerden ve peygamberimiz efendimizin anlattıklarından yola çıkarak mantıklı ve tutarlı şeyler söyleyebiliyoruz.

Tüm dünya kültürlerinde yaşamış insana saygı duymak adına öldükten sonra gömüldüğü yerin başına bir taş, tahta parçası veya yaşadığı hayatta belki de kullandığı bir malzeme dikilir. Mezarın sahipli olduğu ve orada yatanın kimliğini yansıtır bu baş ucuna dikilenler. Çoğunlukla mezar taşı olarak bildiğimiz, somaki mermer başta olmak üzere çeşitli malzemelerle tezyin edilir, üzerleri süslenir, meftanın cinsiyetine, konumuna, toplumdaki varlığına, yaptıklarına, yaşadığı hayatta ardında bıraktığı ize göre bir mezar taşı tezyin edilir, başına dikilir.

Günümüzde basit, latince kelimelerle tezyin edilen taşlar geçmişte çok daha süslü ve edebi ifadelerle yapılıyor ve özellikle meftanın sosyal konumuna, cinsiyetine ve yaptığı başarılı işlere ilişkin serlevhalar konuluyordu.

Geçtiğimiz günlerde Zeytinburnu belediyesi bünyesinde bulunan bilgi evlerinde gösteriler yapıp çocuklarımızı eğlendirirken giyindiğim kuliste Belediye kültür hizmetlerine ait bazı kitapların masa üzerinde güzel ve düzenli bir şekilde istif edildiğini ve muhafaza edildiğini gördüm. Sahne sıramı beklerken de elime geçen “Süleyman Berk tarafından hazırlanmış ZAMANI AŞAN TAŞLAR” başlığı ile, Zeytinburnu ilçesinde bulunan tarihi mezar taşlarının tasnif edilip okunduğu bir kitap elime geçti.

Kitap görünce dayanamam. Hemen yüzsüzlük edip bir tane istedim. Sağ olsunlar ikiletmeden takdim ettiler. Şöyle bir karıştırdığımda ölümün bu kadar güzel tarif edildiği, bu kadar edebi ifadelerle anlatıldığı başka bir mekan olamayacağını bir kere daha idrak ettim. Sizlerle paylaşmak istediğim yazılar canlanıverdi gözümün önünde. Mezar taşları üzerine büyük bir incelik ve ustalıkla nakşedilmiş, taş işçiliğinin en güzel örnekleri ile tezyin edilmiş birbirinden derin manalı, birbirinden güzel yazılar okudum.

Ölümü bu kadar şiirsel ifadelerle anlatan başka bir millet var mıdır? Hem de mezar taşlarına kadar işleyen ve güzelleştiren. Genç bir kızın mezar taşına bakıyorum, tıpkı dantel işlemesi gibi öyle müthiş nakışlar ve ince işçilik görünüyor ki, insan hayrete düşüyor.

Sonra bir alimin mezar taşına bakıyorum. Başındaki sarığı ile zamana meydan okuyan bir heybetle öylece duruyor. Hafif sağa yatmış vaziyette. Asırlardır buradayım ve bu toprakları beklemeye devam edeceğim dercesine. Sonra bir çocuğun mezar taşını okuyorum. Aman Allahım henüz dünyaya doyamadan doğumundan birkaç gün sonra ölen çocuk için ailesi öyle güzel ifadeler kullanmış ki, belki de okuyanın acısı biraz olsun hafifliyor.

Hemen her taşın üstünde “Ah Minel Mevt” diye bir nida var. Meftaya ve ölüme hitaben söylenmiş bu sözü okurken bile insanın tüyleri diken diken oluyor. Bakın Kumkapı Jandarma Karakolu kumandanı Ahmet Mazhar Efendinin mezar taşında neler yazıyor.

“Ah Mînel Mevt
Ah ne yazık oldu bana gençliğine doymadım.
Çaresiz bir derde düştüm def’ine imkân bulmadım.
Fâni dünyayı muradım almadan terk eyledim.
Ya İlahi rahmetinle umarım her subh-u şâm,
Mazhar-ı nûr-î şefaat kıl her zaman
Alay katibi Mustafa Edip efendinin mahdumu

Tifodan vefat eden Kumkapı Jandarma Karakol Kumandanı Ahmet Mazhar Efendinin ruhuna fatiha”

Ahmet Mazhar efendi tifodan vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Bakalım ne acılar çekti, nasıl çareler aradı, tedavisi için neler yaptı, ya da etrafındakiler nasıl çırpındılar. Eşi, çocukları, ailesi neler hissetti. Sonra da bu mezar taşını kaleme alarak kabrinin başına diktiler ve zamana şahitlik etmesi için de böyle bir yazı yazdılar.

İsim ve zamanı silinmiş ya da kaidesi kırılmış bir mezar taşının üzerinde yazanlar gerçekten ibretamiz. Bakın neler söylüyor geçmişten bize.

“Hüvel Baki,
Şu kabr-i hasretimden ibret al ey zât-i gafil
Bu muhabbethaneye olma sakın dil-dade-i gaflet
Geçmişken cihanda iyş ile seksen sene eyyâm,
Gariben ateş-i hasretle ettim âkibet rıhlet
Ki varken hasıl-ı ömrüm cihande bir ciğer-parem
Müyesser olmadı o an nez’imde ân-ı rû’yet
Ziyaretle dualar eyleyin emvata kim devran
Sırrı zünuba bu hali fenaya herkes elbet”

“Gezdiğin, gördüğün bu kabre baktığında ibret al ey dünyanın oyun ve eğlenceden ibaret olduğunun farkında olmayan gafil. Dünya bir muhabbethanedir, sakın gaflete düşüpte buna kanma, ram olma, Bak bende seksen sene boyunca oyun ve eğlenceden ibaret bir cihandan geçtim. Gariptir, sanki cehenneme hasretmişim gibi habersiz bir şekilde ömrümü çürüttüm. Oysa elimde ömrümü güzel bir şekilde değerlendirip evlatlarıma da örnek olmak varken, bir türlü başaramadım o güzel hayatı yaşamayı. Hiç olmazsa son demimde beni gömdükleri bu kabristanı ve buradaki mevtaları ziyaret edip gör ve düşün herkes bu sırlı dünyaya dahil olacaktır. Er ya da geç bu kabristana gelecektir. Bunu unutma.”

Her biri birbirinden güzel tezyinatla süslenmiş ve taş işçiliğinin nadide eserleri olarak tarihe tanıklık eden mezar taşlarından son bir tanesini de sizlerle paylaşalım sevgili okurlar.

“Hü’vel bakî
Mader ve evladına versin Hûda ecr-i cezil
Dâderi Ziver efendi eyledi mahf-ı vücud
Koptu vâveylâ, ehibbâya edince elveda
Tâ semâya çıkdı, nâr-ı hasretiyle, âh dûd
Bezm-i yaranı muâttar, eyler idi çün abir
Nükhet-i nazm-ı latifi vermişdi buy-ı ûd
Arîf-i Rûmin muhibbanından idi şübhesiz
Buld-ı ehli hal olduğu hayatında şühud
Abı Rahmet eyleye irva revân-ı pakini
Vacib oldu eylemek, yâranına böyle dürud
Rıhletin guş eyleyip, talib dedi tarihini
Cennet eyleye menzil-i İzzet efendiyi vedüd
Fi 23 Recep Sene 1262
Ketebehu Ahmet Refet"

İsimlerinin önüne bir sürü sıfat ekleyen ve bu sıfatlarla medya kuruluşlarında boy gösteren, aydın olduklarını ispatlamak için ise kendi tarihlerine küfretmekten bir an bile imtina etmeyenlere en güzel medeniyet tokadı, ecdadın mezar taşlarındaki ince ruh haleti ve hassasiyetle nakış nakış işlediği belge niteliğindeki yazılarıdır.

Mezar taşlarında bile şahika bir medeniyetin tüm gerçekliğini tarihin ve sözde tarihçilerin arsız yüzüne bir tokat gibi çarpan ecdadı hayırla yad ediyor, bizim soğuk, hissiz ve sadece basit bir taştan öteye geçemeyen mezar taşlarımızdaki mahcubiyetin boynu büküklüğünü, tarihe olan vefasızlığımızla birlikte bir daha esefle hatırlıyoruz.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Z Kuşağının Sosyal Medya Tutkusu

Şair diyor ya; “Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber Hiç g&uu...

Sahhaf’ın Penceresinden - 1

Şair diyor ya; “Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber Hiç g&uu...