Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Merve Topal’ın Mektubu

avatar

Merve Topal

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Can yoldaşım,

İnsanın hayatı ırmak gibi; akar, akar, akar. O kadar uzun zaman oldu ki görüşmeyeli. Hasret boğazımda düğüm düğüm… Her pencereden dışarı bakışımda, kapının çalışında aklıma hep sen geldin. Özellikle pandemi sürecinde geçmişe daha bir sarılır oldum. Her şey geçmişte, çocukluğumuzda güzeldi sanki. Biz büyüdük ve dünya değişti. Eskisi gibi yüzümüzü güldürmedi hiçbir şey. Dünya değiştikçe kaybettik birer birer hayallerimizi, samimiyetimizi ve en önemlisi umudumuzu. Kendi çemberimizde dönüp durduk, hep aynı noktaya vardık. Başladığımız yere… Oysa biriktirdiğimiz ne çok anı vardı. Küçük mutlulukların müptelasıydık biz, büyük beklentilerimiz olmadı hiçbir zaman. Cömerttik; içimize atmaz neyimiz varsa ortaya döker, paylaşırdık. Sadece acımıza değil saadetimize de ortak ederdik birbirimizi. Daha çocuk olmamıza rağmen ana babamızın derdini taşırdık yüreğimizde. ‘‘Ya işten çıkarırlarsa, ya emekli olurlarsa, ya…’’ der omuzlardık kederimizi. Hani bir gün bizim apartmanda merdivenlere oturmuştuk. Hava soğuktu, rüzgârı eksik olmazdı bizim sitenin. Apartmanın kapısını kapatır, acımızı da sevincimizi de misafir ederdik gönüllerimizde. Ta ki komşular bizi kovana kadar… Sen demiştin ya ‘‘Biz beş yıl sonra emekli olacağız.’’ İnan o cümleyi kurduğundan beri göğsüme bir sancı saplandı. Hiç geçmesin istedim o beş yıl. Hiç buralardan gitmeyin istedim. Sen benim için sadece arkadaş değildin ki. Seni düşündüğümde iğde ağaçları gelir aklıma, bademler ve kayısı ağaçları. Camiye giden toprak yol gelir mesela. Sonra renkli pazar poşetlerinden yaptığımız uçurtmalar. Gökyüzüne emanet edilen toz pembe hayaller. Maviliğinde kaybolduğumuz göl… Evden getirdiğin, peçete arasına koyduğun sıcacık un helvası. Sizin evin önündeki kiraz ağacı, asma gelir. Ne yaşarsam yaşayayım seninleyken unuttuğum sancılar gelir. Boğazıma çöreklenen acıların safiyane, masum gülüşlere dönüşü gelir. Bu kadar değil elbette. Saklambaçlarımız gelir. Yakan toplarımız… Kendi uydurduğumuz hırsız-polis oyunu gelir. Çimen, toprak gördüğümüz herhangi bir yerde yaptığımız piknikler gelir.

Ne zamanki birbirimizden ayrı düştük, bu şehre geldim, bu dört duvar arasına, duvar yığınlarına mahkûm edildim. İşte o andan beri ben de değiştim. Sanırım benim de en büyük kaybım bu çocuksu gülüşler oldu. Ne kadar denediysem de alışamadım bu yapaylığa. Oysa alışmak büyük bir nimetti insan için. Fakat ben kabullenemedim. Ruhsuz bedenlerin içinde, modernlik kumpasının maskesine bürünmüş yüzleri kabullenemedim bir türlü. Hep yabancı geldiler. Ya da ben çok farklı bir dünyada yaşıyordum. Bu çağa ait değildim. İnsanın kendini bir yere ait hissedememesi ne kadar zor, anlatamam. Yine de ne olursa olsun bu yabancılığa da boyun bükecektim. Mecburdum çünkü. Hayat bir bisiklete benzer derler ya. Pedalı çevirmediğinde düşermişsin. Ben o pedalı çevirmeye ne zaman başlasam zincir attı. Ve o zinciri düzeltmek için birilerini aradığımda çok uzakta olduklarını gördüm. Bu zincire rağmen sürmekten de vazgeçmedim. Mehter yürüyüşü gibi iki ileri, bir geri gittim geldim. Bu git geller kaderimin bir parçası oldu zamanla. İnsanoğluyuz, buna da alışıyormuşuz meğer.

İşte dostum, benim hayatımın kısa bir kesiti böyle. Bir gün inanıyorum. Yine bir araya geleceğiz. Yine dertleşeceğiz, hüzünleneceğiz, birbirimizin yaşlarını sileceğiz. Sonra unutacağız bu olumsuzlukları. El ele verip, güzel günlere yürüyeceğiz. Hem sen yanımdayken içime atmam mümkün mü? Beni gülümsetememen mümkün mü?

Yüzü güzel, özü güzel dostum, adın gibi olsun hayatın. Gülen yüzün hiç solmasın. İki cihanda da aziz olasın.

İlklerden Merve…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.