Sıradaki içerik:

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Vefatı

e
sv

Menekşe

avatar

Ceyda Toker

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Güneşten evvel uyandım. Beraber doğduk. Çayı koydum, en sevdiğim kâselerime peynir ve biraz zeytin. Sessizdi ortalık. Onu aradı gözlerim. Her zamanki yerinde yoktu. Denize bakan cam kenarına baktım, orada da yok. Hâlbuki severdi gün doğumlarını, ona ait yerinde bir şifa gibi karşılamayı. Aklım başıma geldi bir anda. Dün güneşlensin, yaprakları şenlensin diye balkona koymuştum. Hemen uzattım ellerimi ve aldım içeriye. Bu soğuk havalarda yapılacak şey miydi şimdi bu? Hem de onun gibi nazlı birisine. Aldım kaynayan çayın yanına koydum. Kendine gelir gibi oldu. Yapraklarına can yürüdü.

Günlerdir yazamıyorum. Satırlarıma kıran girdi sanırım. Kelimeler bir bir beni terk etti, aramıza ayrıksı otlarından yollar dizdi. Kendine gelmeye çalışan menekşeye sordum, buzu çözülen yapraklarına dokundum. Yazabilecek miydim tekrar?

Görseler deli sanırdı beni bir menekşenin sesini duymayanlar. Kalplerin taşlaştığı bu zamanda bir menekşeyle konuşmam ağır geliyordu insanlara. Oda bir şey mi? Yüksek binalara meydan okuyan yan bahçedeki kavakla da konuşuyorum ben. Dirilişi anlatıyor bazen, bazen de maddeye rağmen mânâyı. Taş kalpleri ağır gelmez de benim kadife sohbetim ağır gelir insanlara. Çünkü merhameti hatırlatan, kalbe dokunan her şeye körleşiyordu insan günden güne. Bir çiçeğin kadife yapraklarını yolmak, kökünü toprağından ayırmak daha kolaydı tabii.

Buz yürüse de parmaklarıma kalbimle ısıtırdım kelimelerimi bir zamanlar. Bir menekşeyi buzdan kurtaracak satırlarım şimdi nerede? Parmaklarım kuş orduları taşırdı. Her kuş gagasında bir harfle konardı boş sayfalarıma. Bir sayfayı dolduracak kuş orduları nerede? Şimdi, menekşe, sana sıcak bir yuva, cam kenarı manzara ve kadife sohbetler vadediyorum. Karşılığında kelimelerimi istiyorum senden. Etrafına demir tellerden kozalar ördüğüm kelimelerimi geri verebilir misin bana? Kalbimin dehlizlerine gömdüklerim var bir de. El yordamıyla bulamayacağım kadar derindeler. Belki köklerin onlara ulaşacak kadar kök salmıştır kalbime. Belki bulur da bir demet sunar yaprakların.

Yeşermeyi anlat bana menekşe. Kıştan bahara kavuşmayı, patlayan tomurcuklarını anlat ki umudu yazayım. Bir tohumdan nasıl çiçeğe durduğunu anlat ki sabretmeyi yazayım. Her kuruyan çiçeğinin yerine yenisinin boy vermesini duyur ki bulmak için yitirmek gerektiğini yazayım. Dökülen yapraklarının ana kucağına kavuşmasını, ona karışmasını ve damarlarına tırmanıp yeniden hayat bulmasını anlat ki kavuşmayı değerli kılan düşmeyi yazayım. Yağmurda ıslanmayı anlat menekşe. Sizde kaçıyor musunuz bizler gibi rahmetten? Oysa senin en güzel maharetin yağmurda dans etmek.

Sen en saten maviliğinle baharını yaşıyorsun, ben yazamayışımı sonbahara sığdırıyorum. Aynı pencerenin önündeyim menekşe. Seninle aynı manzaraya dalıyor gözlerimiz. Sen yine güzelsin ve ben son yazımı bitiremiyorum. Güzelliğin yetmiyor kalemime güç yürümesine. Sen varken karşımda yapma çiçeklerden sahte sözcükler uyduramam. Seni mutluluktan savuran rüzgâr benim içimi titretmeye yetmiyor bile. Şimdi hangi kışın soğuğunu yazayım?

Bak kış geldi bile. En karasını savururken bacalar, beyazını döküyor umursamadan gök yere. Karın sessizliğine karışan kurumaya yüz tutmuş kalemim, saflığını sana yakıştırdığım sayfam üzerinde. Tek bir kelime dökülüyor benden umudu kesmiş kalemimden: Menekşe…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.