Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Memento Mori: Tebdil-i İnsanda da Ferahlık Vardır

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 9 dakika)

Sevdiklerimiz öldüğünde onları bu dünyadan yolcularken yapmamız gereken bazı gereklilikler vardır. Ölü yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır, defnedilir. Bizim sevdiğimiz yakınlarımız şimdi mezarın içinde mi yani? Biz onları gömdük mü? Şuan toprağın altında bulunanlar kimimizin annesi, kimimizin babası, kimimizin dede ve ninesi, eşi, dostu, arkadaşı mı?

Beden cismanî varlıktır. Ruh ise ruhanî (rahmanî/latîf). Biz dedemiz vefat ettiğinde toprağın altına dedemizi koymuyoruz. Dedemizin beden elbisesini koyuyoruz. Dedemiz şuan orada yatmıyor. Orada bulunan onun beden elbisesi sadece. Bediüzzaman (rahmetullahi aleyh) bu hususa şöyle dikkat çeker: Belki ruhun libası bir derece sabit ve letafetçe ruha münasip bir gılaf-ı latîfi ve bir beden-i misalîsi vardır. Öyle ise mevt hengâmında bütün bütün çıplak olmaz, yuvasından çıkar, beden-i misalîsini giyer.

Ceset ruha kaimdir ancak ruh cesede kaim değildir. Cesedin varlığı ruhun varlığı ile mümkündür. Ancak ruh varlığını devam ettirebilmek için cesede ihtiyaç duymaz. Belki de bedenimiz ruhumuz için sadece bir evdir. Ya kabir azabı? Ruhumuzun şimdi kabirde durumuna göre bir muamele görmesi gerekiyor. Ya ikram ya azap. Eğer ruhumuz şimdi orada değilse, oradaki sadece bedense bu muamele işi nasıl oluyor? Bu meseleyi de böylece düşünmemek gerekir. Biz İslâmî olarak ölülerimizi gömeriz. Bunun da düşünenler için faydaları vardır elbet. Ancak farklı inanışlara göre kimi insanlar ölülerini yakar, kimisi farklı uygulamalarda bulunur. Netice itibariyle o kullar da Allah’ın kulları ve kül olup denize savrulmuş bir insanın ruhuna muamelede bulunmak Allah’a zor gelmez. Bu durumu bu şekilde anlayabiliriz.

Buraya kadar ruhun mahiyetini daha iyi kavrayabildiğimizi düşünüyorum. Asıl olarak değinmek istediğim konu ise farklı bir konu. Bu konuyu genel olarak eş seçimi, evlilik örnekleri üzerinden anlatmak durumunda kalabilirim. Çünkü bu olayı daha çok eş seçimi ve evliliklerde görürüz. Bununla birlikte arkadaş seçiminde, arkadaşlarımızla ilişkilerimizde, aile ve akraba ile ilişkilerimizde de aynı durum söz konusu olabilir. Ancak evlilik üzerinden verilen örneklerle durumu daha iyi anlayacağımıza inanıyorum.

Bazan karşımıza bir insan çıkar ya da o insan sizin karşınıza çoktan çıkmıştır ve şuan evlisinizdir. Etrafımızdan da bazan duyarız. O malum insanla karşılaşınca nasıl tepkiler verilir genelde? İşte evleneceğim adam. Ya onu görünce dedim ki evleneceğim kadın o. Yüce rabbim onu benim için yaratmış. Sanki ruh ikiziyiz o derece. İlk görüşte aşk. Yani söz konusu olan tensel bir çekim. Baktığımız zaman öyle gibi gözüküyor değil mi? Yani o insanı ilk gördüğünüz anda bir çekim hissettiyseniz evlendiğiniz insanın görünüşünü, bedenini beğendiğiniz çıkarımında bulunulabilir. Ancak durum hiç de öyle değildir. Bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamayabilirsiniz ama evliliğiniz ilk görüşte aşk nev’inden bir evlilikse, mesela görücü usulü ile evlendiniz ama bir çay bahçesinde çay içmişsinizdir. O ilk karşılaşmada yüksek bir çekim hissettiyseniz, şimdiye kadar beklediğim insan oymuş meğer diyorsanız arkadaşlar geçmiş olsun. Hatta gazanız mübarek olsun.

Evliliğiniz bu şekilde gerçekleştiyse ya da ileride evleneceksiniz bu şekilde gerçekleşirse eğer bilin ki siz o insanın görünüşüne, bedenine tutulmadınız. Siz o insanın tam olarak ruhuna tutuldunuz, o da sizin ruhunuza tutuldu. Belki dışarıdan bunun nasıl mümkün olduğu bilinemez ancak ruhlarınız birbirini tanıdı ve sevdi. Birbirinize çekildiniz ve yeni imtihanınız hayırlı olsun. Ne demek istiyorum? Şunu demek istiyorum: Karşınızdaki insan, evlendiğiniz, evleneceğiniz o kişiye böyle kuvvetli bir şekilde çekildiğinizi -ruhunuzun çekildiğini- hissediyorsanız büyük ihtimalle o insan sizin geçmişte yaşadığınız acıların aynısını size yaşatacak olan, buna potansiyeli olan kişidir. Nasıl yani? Evlenmeyelim mi o zaman? Hayır. Bu tam olarak öyle bir durum değil.

Geçmişinizde birtakım zorluklar yaşadınız. Çok üzüldünüz, kırıldınız, yoruldunuz. Ruhunuz yıprandı. Ruhunuzun tedavi olmaya ihtiyacı var. Vücudunuzun bir uzvu hastalandığı zaman bu birtakım semptomlar ile ortaya çıkar. İşte başınız ağrır, midenize kramp girer, terlersiniz, öksürüp aksırırsınız. E ruhunuz da hastalandı. Ruhunuzun da tedaviye ihtiyacı var. Peki ruh nasıl tedavi oluyor? Ruh şöyle tedavi oluyor: Geçmişte yaşadığınız üzücü olaylar vardı, yaralanmıştınız. Sizi üzen, sizi yaralayan insanlar vardı. Ruh aynı olayları tekrar yaşamak istiyor ve bu tekerrür sırasında tedavi olmak istiyor. Ve sizin karşınıza geçmişte sizi üzen insanlar gibi insanları çıkarıyor. Yani sizin ruhunuz o ruhu çekiyor. Hani mesela derler bunun babası da böyleydi kocası da aynı. Mesela diyelim ki kadının babası içkici bir insan olsun. Kocası da içkici. Yani be kadın hiç mi akıllanmadın denir belki. Hayır, o kadın tam olarak akıllanmak için, daha ziyade o ruh iyileşmek için böyle bir yol izliyor. Yani ne yapalım evlenmeyelim mi? Karşımızdaki insan kötü mü? Buradan bu sonucu çıkaramayız. Hepimiz farklı insanlarız ve farklı şeyler yaşadık geçmişimizde. İyi insanların da başından kötü olaylar geçer. Belki daha çok iyi insanların başından geçer. Örneğini verdiğim kadın misali üzücü örneklerle birlikte daha farklı örnekler de var tabi.

Psikolojiye göre biz daha çok çocukluğumuzda yaralanırız. Bizim ruhumuz çocukken yaralanır. Bu da anne ve babalarımızın bizi yaralamasıyla gerçekleşir. Şimdi diyebilirsiniz, yok benim annem çok iyi kadındır. Ben babamı çok seviyorum. Her zaman için anne veya babanız kötü insanlar olduğu için sizi yaralamaz. Onlar da insan ve belki birtakım hatalar yaptılar. Belki şuan yirmi yaşında otuz yaşında insanlarsınız. Benim annem/babam iyi bir insan diyebilirsiniz. Zaten iyi de bir insandır. Ancak ruhunuzun hatırladığı ve sizin hatırlamadığınız birtakım olaylar yaşandı geçmişte. Diyelim ki siz çocukken anneniz sizi evde bırakıp sürekli komşulara gidiyordu.  Siz de acıkıyordunuz. Annenizin eve dönüşünü bekliyordunuz ve anneniz de çok geç dönüyordu. Belki anneniz kötü bir insan değildir ama böyle bir şey yaşandı geçmişte. Ne oluyor? Ruhunuz anneniz gibi bir insanı çekiyor. Ya da işte küçükken ihtiyaçlarınız oluyordu. Mesela işte defteriniz bitiyor yeni defter almak istiyorsunuz. Sizin ihtiyaçlarınızı görüyor babanız ama o kadar borcumuz var harcımız var şimdi sırası mıydı, zaten zor geçiniyoruz gibisinden cümleler kuruyor. Siz de çocuk aklınızla benim yüzümden oldu, ben istemeseydim babamın parası bitmezdi diye düşünüyorsunuz. Ve belki işte siz ileride kendinden çok karşınızdakinin ihtiyacını düşünen bir insan oluyorsunuz. Aman falanca arkadaşım kırılmasın, borç para vereyim. Aman filanca arkadaşım küsmesin yorgun olsam da onunla alışverişe gideyim. İşte karım ne giydiğime çok karışıyor kendi sevdiğim tarzda giyinemiyorum ama tadımız kaçmasın. Sonra diyorsunuz ki bu insanlar da hep beni buluyor. O insanlar sizi bulmuyor. Siz o insanları buluyorsunuz. Ruhunuz diyor ki artık yapma. Gör. İyileş. Yorgunsan hayır demeyi öğren. Sevmiyorsan hayır demeyi öğren.

Mesela bakarsınız bir evli çifte. Ne kadar hanımefendi, ne kadar beyefendi dersiniz. Sonra bir bakarsınız ki sürekli didişiyorlar. Nereye gitti o hanımefendi o beyefendi? Bir yere gitmediler. Sadece çocuklaştılar. Hepimiz geçmişte yaralanmışızdır. Anne/babamız, sınıf öğretmenimiz, akrabalarımız tarafından veya akran zorbalığı ile ya da herhangi başka bir şekilde yaralandık. Hiç kimse ben yaralı değilim. Ben hayatımda hiç üzülmedim, hiç kırılmadım diyemez. E yaralandık. Ruh da iyileşmek istiyor. Ne oluyor böyle olunca? Psikolojide transferans (aktarım) denilen bir olay vuku buluyor. O an çocukluğunuza dönüyorsunuz. Mesela işte bir evli çift var. Mağazada alışveriş yapacaklar. Adamın bir elinde kalem bir elinde saat var diyelim. Karısı diyor ki ya canım sen zaten yazan bir insansın istersen kalem al. Adam başlıyor bağırmaya. İşte sen hep seçimlerime karışıyorsun. Benim saat kullanamayacağımı mı ima ediyorsun? Ne yapıyor? Çocuklaşıyor. Demek ki çocukken pek kendi seçimlerini yapamamış. Bir şey almak istemiş alamamış. Belki hep kendisine dayatılanı yapmış. Ruh bakıyor. Bu olay çocukken yaşanan o olaya benziyor. Çocuklaşayım. Ne bekliyor. Karısı desin işte canım sen tabi ki doğrusunu seçersin. Saat sana çok yakışır. Bunu desin istiyor. Çocukken bunu diyen olmamış. İyileşmek istiyor. Eğer kadın da o an çocuklaşıp sen beni hiç anlamıyorsun derse, sen hep beni yanlış anlıyorsun derse ne olur?  Çocuk parkında itişen çocuklar gibi bir görüntü ortaya çıkar.

Burada olması gereken herkesin kendi çocuklaşma sırasını beklemesi. Mesela baktın eşin o an çocuklaştı sen de yangına körükle gitmeyeceksin. Alttan alacaksın. Sen çocuklaştın diyelim ki eşin alttan alacak. İkinizde iyileşmek isteyen ama yeni yaralar açmadan bunu mümkün kılmak isteyen insanlarsanız sıranızı bekleyeceksiniz. İşte kadın tatlı tatlı geliyor. İşte canım hiç dışarı çıkmadık, senle de bir yalnız kalamadık bir çay içmeye götürsen beni dedi. Ne oldu? Kadın o an çocuklaştı. Gayet sevimli. Adam ne yapıyor? Bırak Allah aşkına ya. Ya kadın sen de hiç demiyorsun ki bu adam yorgun. Hiç beni düşünmüyorsun. Ne oldu? Adam da çocuklaştı. Belki geçmişte hiç takdir edilmedi. Emeği hor görüldü. O hep fedakârlık yapan taraf oldu ama kendisi için hiç fedakârlık yapılmadı. Ruh alarma geçti. Kadın da sen nasıl adamsın da beni bir çay içirmeye götürmüyorsun da. Onun da ruh alarma geçti. Ya da başka bir örnek verelim. Eşini aradın adam dedi ki ya hayatım işim var bir saat sonra seni arayacağım. Olgun bir insan ne yapar? Bir saat bekler. Başka işlerle uğraşır. Ama çocuk bir saat bekleyemez. Ona bir saat bekle dersen dünya başına yıkılır. Adam telefonu kapattı. Sen eğer öfkeleniyorsan, için içini kemiriyorsa bil ki çocuklaştın. Ne zaman arasam meşgul, beni galiba eskisi gibi sevmiyor gibi düşüncelere kapıldın. Ya hu adam meşgul. Adamın işi olabilir. Eğer böylesi tepkiler veriyorsan demek ki ruhun bu konuda yaralı.

Bir de şöyle bir durum söz konusu: İşte karşına bir insan çıktı. Evleneceğim insan bu dedin. Büyük bir çekim söz konusu. Bir süre sonra da o insandan soğudun. Arkadaşların dedi ki ya hani evleneceğin insan oydu? Sen demiyor muydun benim kaderim diye? Ne oldu peki? Şu oldu: Sen o insanı ilk gördüğünde ruhlarınız birbirini tanıdı, sevdi. Sen ona bakınca belki ruhundaki yaralara denk gelen yaralar gördün onun ruhunda. Sonra sen kendi ruhunun bir kısmını ona yükledin. Belki sen biraz iyileştin ama kendi ruhunu ona yükledin. Ona bakınca kendi ruhunu gördüğün için soğudun, itici buldun. Tasavvuf erbabı da bu hususa şöyle dikkat çeker: Sen birinde bir kusur gördüğün zaman dön, evvela o kusuru kendinde ara. Bir yanda kadim tasavvuf öğretileri bir yanda modern psikoloji. İlginç, öyle değil mi?

İnsan bu aktarım işini sadece insanla yaşamıyor. Bakıyorsun adam sigarasına söz söyletmiyor. Kimse benim sigarama karışamaz, diyor. Belki o adam sigaraya başladığında kötü bir dönemden geçiyordu. İlk kullandığında da rahatladığını hissetti. Kendi ruhunun anlamını sigaraya yükledi. Ne oluyor? Sigarasına bir laf söylendi mi kendisine söylenmiş sayıyor. Ya da evcil hayvan besleyen insanlara bakalım. Belki sadakat hususunda ruhlarında bir yara var. Kedi/köpek besleyerek ruhlarından bir anlamı o hayvanlara yüklüyorlar. Mesela siz kediye alerjisi olan bir insansınız. Arkadaşınız size gelecek. Diyorsunuz ki ya benim kediye alerjim var, gelirken kedini getirmesen olur mu? Arkadaşınız deliriyor. Çünkü dertleri ne kedi ne de siz. İstenmeyenin kendileri olduğunu düşünüyorlar.

Burada daha çok evlilik üzerinden gittim ama tabi başka insanlarla ilişkilerinizde de bu durum yaşanabilir. Sadece evlilikte biraz daha bariz. Duymuşsunuzdur, görünce en yakın arkadaşım olacağını anlamıştım gibisinden sözleri. Tüm bunlarla birlikte bu aslında korkulacak bir durum değil. Ruhunuzun da tedaviye ihtiyacı var ve eğer tedavi olmazsa hep bir yarım kalmışlık hissi yaşayacaksınız. Diğer ruhla birlikte insan tam oluyor. Bu durum her insanda, her ilişkide farklı cereyan edebilir. Bu hem kişinin ruhundaki hasarın büyüklüğüyle hem de kişinin olgunluk seviyesiyle ilgili. Mesela bir insan geçmişte çok acı yaşamış olabilir ancak ruhunu olgunlaştırmayı da başarmıştır. İnsanların ruhunun odacıkları da farklı. Ruhunuz ne kadar genişse, odacıklarınız ne kadar çoksa bu o kadar iyi bir durum. Odacıkları şöyle anlatayım: Mesela beş yaşında bir çocuk olaylar karşısında, çaresiz hissettiğinde ağlayarak tepki verir. Belki mızmızlanır. On yaşındaki çocuk bağırır, öfkelenir. On üç yaşındaki bir çocuk belki inat eder, görmezden gelir. Bu duygulara/tepkilere sebep olan olayların kategorize edilmesiyle ilgili bir durum. Yani insan kendinde ’sakin kalmak’ ‘sabretmek’ ‘beklemek’ ‘gözlemek’ gibi tepkiler vereceği odacıklar da açabilir. Bu duyguların kendisi odacık değil. Odacık diye tasvir ettiğim yaşanan olaylara verilen tepkilerin sınıflandırılması. Şöyle söyleyeyim: Biri sizi bekletiyorsa beş yaşında ona kızarsınız. Bekletmek olayına verilen tepki kızmak. Biri beni bekletirse ona kızarım. Eğer siz yirmi yaşına geldiğinizde biri sizi beklettiğinde yine kızmak tepkisini veriyorsanız ruhunuz olgunlaşmamış, kendinize durumlara göre bir sınıflandırma yapacağınız yeni bir odacık oluşturmamışsınızdır. Siz karşılaştığınız bu durum karşısında takvim yaşınızla uyumlu bir tepki vermediğinizde ruhun sıhhati biraz daha fazla zedeleniyor. Bu zarar verici olmakla doğru orantılı değil. Mesela bir insan karşısındaki insana kendini ifade edemediğinde ağlıyor. Boğazı düğümleniyor. Konuşamıyor. Bu insan için kötü, zararlı bir insan çıkarımında bulunamayız. Aynen öyle de bazı durumlarda öfkelenen insanlar için kötü insan çıkarımında bulunamayız. Sadece ruhu iyileşmek istiyor. Takvim yaşıyla orantılı tepkiler vermek istiyor. Peki bu neden sürekli bir döngüymüş gibi devam ediyor? Bir insan olaylar karşısında genellikle öfkelenerek tepki veriyorsa bu durum artık hem kendisi için hem de karşısındaki insanlar için bezdirici bir hâl alır. Çünkü ruhunun sesine kulak vermiyor. Tüm bu sonucunda öfke tepkisi vereceği olayları kendisine çekme durumu ruhun iyileşme çabası. Yani insan aman canım bunların hepsi de beni buluyor, öfkelenmeyeyim diyorum ama beni zıvanadan çıkarıyorlar gibi cümleler kuruyorsa bilsin ki doğru yolda ancak eksik olan bir şey var. Durup düşünmek. İnsan kendi üzerine tefekkür ederse, kendi ruhunu tanımaya çalışırsa elbette öfkesini de yenecektir, olgunlaşacaktır da. Allah dostlarının söylediği gibi: Kendini bilen Rabbini bilir.

İnsanlarla olan ilişkilerimiz tasavvufta ayna metaforu ile açıklanır. İnsan insanın aynasıdır. Karşımızdaki insanlara baktığımızda, onlarla iletişime geçtiğimizde onların ruhunu görmekle birlikte kendi ruhumuzun bir kısmını da yine o insanda izleriz. Bazan insan çok sevdiği insanlarla birlikteyken de bir daralmışlık, sıkışıklık hissi yaşar. Bunun sebebi aslında sırf karşımızdaki insan değildir. Belki o insan bizim ruh hâlimize göre bize muamelede bulunuyor. Şuan kim olduğunu hatırlayamadığım bir Allah dostunun (rahimehullah) anlattığı bir durum var. Şöyle diyor: Eğer ki ev halkım bana karşı kötü bir tutum sergiliyorsa; eşim, evlatlarım, hizmetim altında bulunan çalışanlar, kedim, köpeğim, davarım bana karşı soğuklarsa bilirim ki ben Allah’a karşı kusurlu hâldeyimdir. Ben ne zaman ki (kendime döner) kusurumu düzeltirim ev halkımın hâli de değişiverir. İnsan ruhu itibariyle bir enerji olduğu için belki içinde bulunduğumuz beden elbisesiyle bunu idrak edemesek de ruhlarımız sürekli bir iletişim/alışveriş hâlindeler. Enerjiyle ilgili çalışmalarda bir insanın ruhunun enerjisi bulunduğu ortamdaki beş kişinin enerjisinin toplamıdır deniyor. Eğer bulunduğu ortamda negatif enerji daha çoksa bu negatiflik kişinin kendisine de sirayet eder. Allah dostları da kimle yatıp kalktığınıza dikkat edin diyorlar. Gül bahçesinde gül, bataklıkta çamur olur diyorlar. Bataklıkta gül bitmez mi? Biter ancak bu çok meşakkatli bir yoldur.

Dediğim gibi ruh iyileşmek istiyor ve karşısına iyileşmesini mümkün kılan, evvelde yaşananların tekerrür etmesine vesile olabilecek insanları çekiyor kendine. Bu genellikle evlilikte açıkça görülebilecek bir durum. Bu insanın korkmasına da sebebiyet vermemeli. Çünkü hiçbir evlilik kusursuz değildir. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatına bakıyoruz. Sevgili Peygamberimiz ve eşleri (radıyallahu anhuma) arasında da kırgınlıklar nadiren de olsa oluyordu. Bununla ilgili bir rivayeti size aktarıyorum:

Peygamber Efendimiz, sevgili eşi Hz. Aişe validemizin hal ve hareketlerini gayet dikkatle takip eder, hoşnut olup olmadığı anları anlardı. Nitekim Hz. Aişe’den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştin Resûlullah (s.a.s.) bana:

“-Ben senin bana kızdığın ve benden razı olduğun zamanları biliyorum.” buyurdu. Ben:

“-Bunu nereden anlıyorsun?” diye sordum.

“-Benden razı olunca bana: “Hayır, Muhammed’in Rabbine yemin olsun” diyorsun. Bana öfkeli olunca: “Hayır, İbrahim’in Rabbine yemin olsun” diyorsun.” dedi. Ben:

“-Doğru, ey Allah’ın Resûlü, ben sadece senin adını terk ederim.” dedim. (Buhârî, Nikah, 108, Edeb, 63; Müslim, Fedailu’s-sahâbe, 90)

Yani kusursuz evlilik mümkün değil. Ruhlarımızın da tedaviye ihtiyacı var. Her iki taraf kendi üzerine düşünebilirse eğer bu acısız bir şekilde gerçekleşir. Eternal Sunshine of The Spotless Mind filminde bu konuyu iyi bir şekilde işlediklerini düşünüyorum (Burada spoiler vermek durumundayım. Ben filmi izlemek istiyorum diyorsanız bu paragrafı geçebilirsiniz.) Filmde bir adam ve bir kadın var. Bunlar ilk karşılaşmalarında birbirlerine âşık olurlar- ruhları birbirine çekilir-. Daha sonra birlikteliklerinde ikisi de çok acı çeker. Birbirlerinden soğurlar. Birbirlerinden soğurlar ama hâlâ bilinçaltında birbirlerini seviyorlardır. Filmde de bir doktor var. Bu doktor insanların zihninden anıları silebiliyor. Bu adam ve kadın ikisi de o doktora giderek zihinlerinden birbirlerine ait olan anılarını sildirirler. Bu iki insan artık birbirini hiç tanımayan iki insan gibidir. İkisi de kendi hayatını yaşamaya başlarlar. Daha sonra tekrar karşılaşırlar. Bu karşılaşma birbirlerini zihinlerinden sildirdikleri için ilk karşılaşma hükmündedir. Ve bu karşılaşmada da birbirlerini ilk görüşte severler –ruhları birbirine çekilir-.

İnsan bazan geçmişteki acılarından dolayı değil yeni tecrübelerle yeni acılar edinir. Belki eşinden dolayı, arkadaşlarından dolayı, patronundan dolayı ruhu yıpranabilir. Bir insan narsist bir insan değilse o insan benim fikrime göre kurtarılması mümkün bir insandır. Tabi insan ruh sıhhati için böyle insanlardan uzak durmalıdır. Arkadaşınız narsist ise onunla görüşmeyi sonlandırırsınız. Patronunuz, mesai arkadaşınız narsist ise ruhunuzun yıpranmasını istemiyorsanız, kendinize öz saygınız varsa o işi bırakırsınız. Sizin için falanca bir numaralı şirketin filanca departmanında bilmem hangi vazifeyi yürütmek ruh sıhhatinizden daha önemli değilse daha az tanınmış bir şirkette çalışmak için istifa edersiniz. Mümkünse kendi şirketinizi kurabilirsiniz. Ancak mesela eşiniz narsist ise onu değiştirmek/bırakmak daha zordur. Hele ki yolun başında tanıyamadıysanız çoluğunuz çocuğunuz varsa bu üzerinde biraz daha düşünmeniz gereken bir durumdur. Narsist bir insana nasıl yaklaşırsanız yaklaşın değiştiremezsiniz. O sizin ruhunuzda tahribat bırakır. Eğer şiddet boyutunda değilse boşanmak işini düşünmenizi tavsiye ederim. Çünkü değmez. Çocuklarınız vardır, heder olurlar. O da sizin imtihanınızdır. Yani Allah sevdiği/sevmek istediği kulunu imtihan eder. Bu hayatta yalnız kalırsınız. Allah bunu size hissettirir yani. Hayat boyunca yaşadıkça öğrenirsiniz ki sırtınızı hakikaten bir tek Allah’a dayayabilirsiniz. Tabi narsist insanla mücadele etmeye yönelik çalışmalar da var. Psikolog Tülay Kök’ün youtube kanalına bir göz atmanızı tavsiye ederim. Kendisi çok hanımefendi bir insan. Teorik olan psikolojik yöntemleri günlük hayatta kullanabileceğimiz hâle getiren anlatımlarla çok faydalı videolar yayınlıyor.

Ruhumuzun sıhhati için evvela kendi içimize bakmalıyız. Kendimizi tanımak için bir yolculuk şart. Bununla beraber ancak başka insanlar vesilesiyle kendimizi tam olarak tanımamız, ruhumuzun sıhhatine kavuşması mümkün hâle geliyor. Edip Cansever’in dediği gibi: Duyuyor musun? İnsanın insandan aldığı bütün yaraların merhemi insandadır diyorum sana.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.