Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Memento Mori: Mezarlıktan Korkanın Sevdiği Ölmemiştir*

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Rahmetli dedem Abdullah İlhan hayatıma dahil olmuş en güzel, en nadide insanlardan biriydi. Kendisi vefat ettiğinde kendimi yetim kalmış gibi hissettim. Öyle güzel öyle kendini geliştirmiş bir insandı ki annemden önce annem, babamdan önce babam gibiydi. Çocukken yazları hep dedemlerde kalırdım. İlk orucumu da yine onlardayken tutmuştum. Kitap okumayı çok sevmemde de pay yine dedemindi. Annem gençken kitap okumayı çok severmiş. Öyle ki dedem ona çeyizin için sana koliyle kitap alacağım dermiş. Evlenince çocuktu, evdi, evlilikti derken çeşitli meşgaleler sebebiyle annem pek kitap okuyamaz oldu. Babam da evlendiklerinde bir kitaplık oluşturmak niyetiyle çeşitli dinî kitaplarla beraber kişisel gelişim kitapları, çocuk yetiştirmeye yönelik kitaplar gibi kitaplar almış. Babam eski özel harekât polisi. Çocukken babamın genelde görev için şehir dışında olduğunu bilirdim. O da görev için dağ bayır geziyordu. Bu sebeple onu da pek kitap okurken görmezdim. Dedemin ise evlerinin oturma odasında bir duvardan diğer duvara, yerden tavana kadar bir kitaplığı vardı. Dedemlerde kaldığımda dedemin elinde hep kitap görürdüm. Aslında o da bana hiç kitap okumamı söylememişti ama onun bir davranışı sanırım kitaplarla sıkı bir bağ kurmama sebebiyet verdi.

Ben birinden bir şeyler öğrensem gelip dedeme anlatırdım. Dede falanca kişi şu konuda şöyle şöyle söylüyor. Dede öğretmenim böyle dedi. Çoğu zaman bu bilgiler de aslı olmayan şeyler olurdu. Ben de zaten teyit etmek için dedeme giderdim. Dedem bana ne o söylenenler yanlış derdi ne de söyleyen kişileri kötülerdi. Tek yaptığı muzipçe gülerek “Hangi kitapta okumuş?” demek olurdu.  Her defasında bunu söylerdi. Ben anladım ki bir şeyler kitaplardan öğreniliyor. Anladım ki her söylenene inanmamak gerekir. Ben anladım ki yazılı şeyler değer sahibidir. Dedem söylediği tek bir sözle bana birçok şey öğretmişti. Dedemin bana öğrettikleri bununla da sınırlı değildi. Günümüz anne babalarına bakıyorum. Daha doğmadan büyük bir strese giriyorlar. Okuyorlar, araştırıyorlar ama yine de istedikleri gibi bir sonuç elde edemiyorlar. Ben insanların ıskaladıkları şeyin yaşamak olduğunu düşünüyorum.

Ben sağımı solumu bile dedemden öğrendim. Dedem bize bir hediye bir harçlık veya bir meyve vermek istese bizi yanına çağırırdı. Elimizi uzattığımızda eğer sol elimizi uzatırsak diğer elimizi uzatmamızı söylerdi. Sağımı solumu böyle ayırt ettim. Sağ el sünnetinin ne olduğunu öğrendim. Şimdi ebeveynler çocuğum sağ elle yemiyor diye kapı kapı geziyorlar. Dedem için ise bu hayatın tabi bir parçası olan sünnetti. O hayatını öyle güzel yaşardı ki onun sağ el sünnetine verdiği önemden en ufak hareketine kadar her hâli o hayat içinde erir, onunla bütünleşirdi. Oysa günümüz insanı günlük hayatına şöyle bir bakıp “ne kadar İslâm?” diye sormadan kendi çocuklarına baskıyla bir şeyler öğretmeye kalkışıyorlar.

Dedem ciddi bir insandı ama bizimle de çocuklaşırdı. Dizine oturtur ilahi gibi şu zikri söylerdi: “Hasbî Rabbî Cellallah/Ma fî kalbî gayrullah/Nur Muhammed Sallallah/Lâ ilahe illallah” Sonra bir oyunu da vardı bizim için. Erkek kardeşim ve ben dedem otururken ondan metrelerce uzakta beklerdik. O kollarını açıp “Atım mı gelir kuşum mu?” derdi. Sonra kardeşim ve ben de birbirimizle yarışıp dedemin kollarına ulaşmaya çalışırdık. Eğer kardeşim Salih önce ulaşırsa “Atım geldi” ben ulaşırsam “Kuşum geldi” derdi.

Dedem ev halkına karşı da çok iyi bir insandı. Annem, deden bize ‘bir tısnık’ bile vurmazdı derdi. Elinden geldiğince bayramdan bayrama da olsa yeni giysiler alırmış. Annem evin tek kızı. Dedem bütün çocuklarına yeni bir şey alacak parası olmasa da Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kız çocuklarına verdiği değerden dolayı anneme muhakkak bir şeyler alırmış. Anneannemle de arası iyiydi. Dışarıdan baktığımızda öyle filmlerdeki gibi bir sevgi gibi görünmese de dedemle anneannemin birbirine olan sevgi ondan çok daha fazlaydı. Dedem sanayi devrimi sonrası saç örmeyi unutmayan adamlardandı. Benim saçlarımı da örerdi hep. Dedem vefat edince anneannemin saçının artık hiç örülü olmadığını fark ettiğimde anneannemin saçını da hep dedemin ördüğünü anladım. Anneannem nasıl evlendiklerini zaman zaman anlattıkça da büyük bir sevgi olduğunu daha iyi anladım.

Dedemi onu tanıyan tüm insanlar çok severdi. Misafiri hiç eksik olmazdı. Kelli felli adamlardan tutun da üstü başı perperişan meczuplara kadar her türden insan gelir giderdi dedemlere. Çocukken çok iyi hatırlıyorum üstü başı dağınık aslında pek de temiz sayılmayacak bir aile geldi dedemlere. Meğer kan davalıları mı varmış artık birinden mi kaçıyorlarmış çok çocuklu bir aile geldi. Dedem onları bir hafta on gün kadar evde misafir etti. Şimdi düşünüyorum da kim öyle zorda kalmış kim oldukları belli olmayan insanları evine kabul eder de yedirir içirir?

Dedemin çok sevildiğini vefat ettiğinde daha iyi anladım. Ben yetişememiştim ama cenazesine o kadar çok insan gelmiş ki… Maraş ve Kayseri’den birkaç minibüs gelmiş. Kuveyt’ten de bir adamı göndermişler baş sağlığı için. Allah bilir daha kimler kimler gelmişti de ben bana söylenenden bu kadarını hatırlıyorum. Annem zaten hep anlatırdı, dedem öğrenimini El Ezher’de görmüş. Türkiye’de İzmir Menemen’den Kahramanmaraş’a kadar çok şehirde memuriyet görevini yapmış. Fransa’da ve Almanya’da da memuriyet yapmış. Hannover’de papazlar rahipler dedem yoldan geçene kadar saygıyla bekliyorlarmış. Kimi zaman araçlarını durdurup dedemin vaazını dinlerlermiş. Cevat Akşit Hoca dedemin arkadaşıymış. Onu çocukken televizyonda görürdüm. Annemler dedeme de televizyonda program yapması için teklif götürdüklerini ama onun kabul etmediğini söylerlerdi.

Çocukken dedemin isminin herkes tarafından bilinmesi gerektiğini düşünürdüm. Hâlâ öyle düşünüyorum. Müslümanlığı o kadar güzel yaşardı ki herkesin görmesi gerekirdi. Yine anneannemin anlattığı bir anıyı da aktarmak istiyorum. Dedem bir dönem de imam hatipte öğretmenlik yapmış. Bir süre sonra dedemin sakalını kesmesini istemişler. Dedem de liseden istifa edip halk kütüphanesinde kütüphane görevlisi olarak çalışmaya başlamış. Dedemin hayatına dair o kadar çok anlatılacak şey var ki ne kelimeler yeter ne de bu yazı. Bitirmeden önce değinmek istediğim bir konu daha ziyade bir kişi var.

Dedem hayattayken çok sevilirdi. Geleni gideni eksik olmazdı. Cenazesindeki kalabalık da bunu göstermişti. Ancak vefayla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Vefa, kişi hayattayken devam ediyorsa o öldükten sonra onun ailesine karşı devam eder. Dedem vefat edince tüm o insanlar gelmez oldu. Telefonlar kesildi. Anneannem zihinsel engelli dayımla hayatına devam etti. O eskiden hiç eksik olmayan insanlar bir ihtiyacınız var mı, hâliniz vaktiniz yerinde mi diye sormadılar bile. Dedem hayattayken hiçbir karşılık beklemeden insanlara karşı hep verici oldu ama aralarında nice hocanın olduğu arkadaşları bir selam için dahi olsa dedemin ardında kalan ailesini arayıp sormadılar. Benim bildiğim bir kişi hariç. Cemal Nar hocam. Anneannemler hep bahsederlerdi Cemal Nar Hoca’dan. Dedemin kitaplığında Cemal Hoca’nın neredeyse bütün kitapları imzalı olarak bulunur. Ben o kitapları görünce anneme gidip sormuştum. Cemal Nar Hoca dedemin arkadaşıymış hatta yemeğe gelmişler Kozan’a. O yemek gününü, yapılan yemekleri anlatırdı annem. Eski insanlar bir araya geldiklerinde durun da fotoğraf çekilelim demeyi hiç düşünmez koyu bir sohbete dalarlarmış. Artık dışarıdan biri görecek de onların fotoğrafını çekecek. Dedemle Cemal Hoca’nın arkadaşlığından elle tutulur bir o kitaplar kaldı. Şimdi o kitaplar benim kitaplığımda. Dedem vefat ettikten sonra da Cemal Hoca arayıp sorardı anneannemlerin hâlini hatırını. Cemal Hoca’yı dünya gözüyle göremedim ama çok severim kendisini. Hatta Maraş’a ziyaret için gitmeye niyetlenmiştim evvelsi yıllarda ama nasip olmadı. Ben biraz çekingen bir insanım, pek telefonla da konuşamam. Onun için arayıp soramıyorum da. İnşaallah Allah nasip eder de Cemal Hoca’yı dünya gözüyle görmek nasip olur. Oturur eski yılları, eski insanları konuşuruz. Dedemi konuşuruz. Belki bir söyleşi de gerçekleştiririz. Cumanın bereketiyle belki bu yazıyı görüp de Cemal Hoca’nın yanında yamacında olan birileri kendisine en kalbî selamlarımı iletir…

*İzdiham 32. sayı

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.