Sıradaki içerik:

Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Topraklar

e
sv

Memento Mori: Jam Tua Res Agitur*

avatar

Hasna Para

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

İnsan imtihanları karşısında bir dönüp geriye bakmak ister. Benden öncekiler de benim yaşadıklarımı yaşamış mı? Neler yapmışlar bu imtihanlarla baş başayken? Eğer bizden önce veya bizden başka da aynı imtihanları yaşayanlar varsa vicdan azabının birlikteliğiyle bir iç rahatlığı yaşanır sanırım. Yalnız değilizdir.

Geçmişe baktığımızda peygamberlerin, bilgelerin, Allah dostlarının hikâyelerini görürürz. O hikâyelerden, imtihanlardan haberdar oldukça bir yandan da hemhâl olmaya başlarız. İnsan onlar gibi olamasa da onların bulunduğu o âli insan düşüncesine gözlerini diker. Varlık sebebinin idrakine varınca da bu yolda yürümeye karar kılar. Onların elde ettikleri o âli insan hâli kendi içinde mümkün olabilir mi?

Kendime baktığımda peygamberlerin hayatlarındaki o yüksek iman hâli, o sonsuz insanlık nuru beni içine çeker. Onların imtihanları karşısındaki durumları, yaşadıkları zorluklar, verdikleri tepkiler beni güçlü hissettirir. Onların rableriyle olan muhataplıkları benim rabbimi tanımamı/ona muhatap olmamı mümkün kılar. İnsanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğu fikri beni kuşatır. Bazan mümkün mü diye sorarım? Mümkün mü? İmtihanlarım karşısında onlar gibi sabretmek? Onların kimin ne düşündüğünü umursamadan yollarına devam etmesi gibi benim de bunu yapmam mümkün mü? Kimsenin onlara inanmadığı, onları anlamadığı zamanlarda başlarına gelen musibetleri Allah’a arz etmeleri sonra kenara çekilmeleri benim için de mümkün mü? Günlerce, aylarca, yıllarca bekledikten sonra bekleyişlerinin hayırla sonlanması benim için de mümkün mü?

Uzun bir müddet bunun mümkün olduğunu düşündüm. O hikâyeler beni hep içine çekti. O peygamberlerin, Allah dostlarının imtihanları karşısında böylesi sabretmeleri, sonra Allah’ın onlardan razı olması, onların Allah’ın cemalini kazanmaları ve zaten bunun kazançların en büyüğü olması. Hem böyle bir zamanda onlar gibi sabredebilirsem bu daha büyük bir kazanç olmaz mıydı? Eğer yaşadığım zorluklardan birini bile birilerine anlatacak olsam tüm büyünün bozulacağını düşündüm. Gelenleri dinledim. Rahatlattım, sırtlarını sıvazladım, geri gönderdim. Ben sustum. Allah biliyordu tüm yaşadıklarımı. O görüyordu. Dert insana yük olurdu fark edemedim. İbrahim değildim. İman şövalyeciliğine kalkıştım.

Artan taşar. Taştım. Yüklerimden kurtulmak istedim. Anlattım. İnsanın susarken yanlış anlaşılması ne güzel, ne korunaklıymış meğer. Çünkü öyle bir zamandayız ki insan insanı yalnızca yanlış anlar. İnsan bir insanın iyileşme çabalarını küçümseyebilir. İnsan insanı yanlış anlamaya yemin billah etti mi kişinin kendini anlatması da bir anlam ifade etmez anlatmaması da. Çünkü insan yalnız bildiğini okur. İnsan şunu hiç düşünemez: Acaba onun imtihanı aslında benim imtihanım mı? Acaba onun imtihanı onun olduğu kadar benim mi? Belki ondan çok benim mi? Yazık bilmez insan, bu dünya bütün acıları tecrübe etmek için yeterince uzun değil.

Damdan düşenin hâlini damdan düşer anlar diye boşa dememiş atalar. İnsan damdan düşmeye meyillidir. Çünkü o yalnız eleştirir, sorgular, anlamaya çalışmaz. Ama o hep anlaşılmak ister. Anlaşılmayınca feryat eder. Bekler durur aynı imtihan benim de başıma gelsin. Kırar, parçalar, lime lime eder. Yazık bilmez insan, bu dünya bütün kırgınlıklar için yeterince uzun değil.

İnsan başkasının yaşadıklarından kendi payına bir şeyler alamayacak kadar kibirlidir. İnsan sınırlandırır, biçimlendirir, eğer, büker. Yazık bilmez insan, insan anlattıklarından ibaret değil.

*”Şimdi tehlikede olan senin davan” Horatius. (Çev: Nur Beier)

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.