Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Memento Mori: Hiçbir Şeyi Kararında Bırakamamak ve Ortasını Bulamamak Gibi Bir Sorunumuz Var*

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Çocukken, bazan oyun sırasında bir anlaşmazlık olurdu ve arkadaşlarımızla birbirimize küserdik. O gün küsmüş olarak eve gelirdim. Ertesi gün tekrar bir araya gelindiğinde ben küstüğüm arkadaşımla konuşur ve oynardım. O çocuk aklımla kendimce haklıysam da unutup giderdim küs olduğumu. Arkadaşım ise soğuk davranırdı, kinini sürdürürdü. Ben ilk başta anlamasam bile bir süre sonra hatırlayıp “Ben sana küsmüştüm!” derdim şaşkınlıkla. Eğer karşımdaki arkadaşım biraz kinciyse “pardon, unutmuşum” derdim. Ama genelde de bu durum karşısında ikimizde gülüp barışırdık.

Kırıldım mı çok kırılan bir insanım ama kimseye düşmanlık besleyemem. Bu yaşımda bile aynıyım, biraz çocuk gibiyim. Şanlıurfa’ya ilk geldiğim zamanlarda dolmuş için aldığım öğrenci kartının süresi dolmuştu ve yeniletmem gerekiyordu. Görevli bir adam vardı haznenin arkasında bekleyen. Ben de ona çok kibar bir şekilde “Acaba buradan mı yenileteceğim?” diye sordum. Adam şuan tam olarak ne dedi, hangi kelimeleri kullanmayı tercih etti tam olarak hatırlamıyorum. Sadece bana çok kaba davranmıştı. Ben o an nasıl orada sabrettim, o yolu yürüyüp eve vardım hiç bilmiyorum. Eve girer girmez kendimi yatağa attım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Evdeki kızlar da -hepsi üst sınıflardandı- başıma toplandılar.  Ben ne olduğunu anlatınca da bir yandan beni teskin ettiler bir yandan da “Bunun için mi bu kadar ağlıyorsun?” dediler. Ben o adama hakkımı helal ettim ama hâlâ düşündükçe üzülüyorum.

Benim en sevmediğim şey insanlara beddua etmek. Bir insanın bunu hak edip etmemesinin bence bir önemi yok. Duaların kabul edildiği bir vakte denk gelse kabul edilebilir. Bir insanın hayatını karartabilirsin ve bu ağzından bir anlık çıkan öfkeli sözlerden kaynaklanabilir. En kötüsü de bunu hiç fark etmezsin. Belki o insanla birlikte ailesi de bir imtihana tabi olur senin yüzünden. Bunun için bedduayı hiç sevmem, nasıl bir ahlakı olursa olsun bir Müslümana beddua edilmesine hiç tahammül edemem. Hayatımda çok kırıldığım zamanlar oldu. Hakkıma girenler oldu. Yine de herkese hakkımı helal ediyorum. Rabbimle bir başıma kaldığımda “Rabbim bana kötülük eden insanlar, pervasızca bunu yapan insanlar, ahirette bunun korkusunu yaşasınlar istiyorum. O an bir endişe duysunlar. Ama ben hepsine hakkımı helal ediyorum” diyorum. Allah çok affediciyken ben nasıl bu konuda kendimde bir hak görebilirim?

İnsanların birbirlerine olan aşırı duygularını anlayamıyorum. Sevginin aşırısını da anlamıyorum aksini de anlamıyorum. İnsanlar birbirlerini sevdiklerinde gözleri başka hiçbir şey görmüyor. Sevdikleri insanların hatalarını da sevgilerine azık ediyorlar. Bir insanı sevmezlerse, anlaşamazlarsa ya da yanlış anlarlarsa o insana düşman gibi davranıyorlar. Kadın erkek ilişkilerinden çok örnek veriyorum ama bu örnekle daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

Bir hikâye kuralım. Bir erkek ve bir kadın aynı iş yerinde çalışıyor olsun. Birbirlerine selam veriyorlar. İş sebebiyle zaman zaman bir iletişimleri oluyor. Bir müddet sonra adam kadını sevdiğini düşündü ve evlenme teklifi etti. Kadın da kabul etmedi. Sonra bu iki insan birbirleriyle karşılaşmamak için her şeyi yapıyorlar. Adam güya sevdiği kadına düşman gibi davranıyor. Belki de kadın ona düşman gibi davranıyor, sanki adamın onu sevmekten başka bir hatası varmış gibi. Ben utanç ve kendini geri çekmek gibi gayet insanî ve bizi kurtaracak duygulardan bahsetmiyorum. Kine dönüşen, taraflardan birinin istifasına kadar gidebilen bir durumu anlatıyorum. Bu örnekle gayet iyi anlaşıldığını düşünüyorum.

Şimdi bu durumu genelleyelim. Hayatımızdaki her türlü insanî ilişkilerde bunu görebiliyoruz.  Ya hep ya hiç, diyoruz. Bizim için üçüncü bir şık imkânsız hâle geliyor. Birbirimizi mütemadiyen kırıyoruz ve onarmak da hiç aklımıza gelmiyor. Onarmaya çalışan bir taraf varsa bunu da anlayamıyoruz. Birbirimize karşı o kadar panikatak olmuşuz ki her söz, her eylem aleyhimize bir tehdit gibi algılıyoruz. Nuh Tepesi filminde Haluk Bilginer şu repliği dillendiriyor: “Neden sadece sevmek ya da nefret etmek zorundayız ki? Neden bu iki aşırı uca mecburuz? Arada bir yerde durmak o kadar mı zor?”

*Didem Madak, “Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim”

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.