Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Medyatik Antidepresanlar

avatar

Alim Akca

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Gerçeklere Tahammül Metodumuz Filmler Diziler

Bugün yaşı 30’un üzerinde olanlar, Yeşilçam filmleriyle büyüdü. Gündüzleri Malkoçoğlu, Tarkan; Ediz Hun-Hülya Koçyiğit;  akşamları Kemal Sunal, Şener Şen, Münir Özkul, Adile Naşit filmleri… Bunları toplumun büyük bir kesimi izledi. Bu filmlerin hâlâ bizlere nostaljik duygular yaşattığı bir gerçek. Bunda söz konusu filmlerin başarısı, kalitesi vs.den ziyade; insanların, çocukluğun dertsiz ve masum günlerine duyduğu özlem var. Aile olmanın, bütün insanlara karşı sevgi beslemenin güzelliğinin işlendiği birkaç örnek dışında 70’lerin, 80’lerin yapımları pek de masum değil.

Evlerimizin başköşesine kurulan televizyon yüzünden Müslüman Türk ailesi, kendi hayatında olmayan birçok şeyi kanıksadı. Birçoğumuz dansöz sahnesinde kanalı değiştirip biraz sonra filmi yeniden açtık. Battal Gazi’nin vatanı uğruna Azize Maria ile yatmasını mazur gördük. Hiç namaz kılınmamasına, hoca ve şeyhlerin dolandırıcı ve sapık olmasına, başını örtenlerin yalnızca köylü-hizmetçi tayfasından çıkmasına; içki içilen ev ortamlarına, meyhane muhabbetlerine alıştık. Eş zamanlı olarak cinsel içerikli filmler çeken yapımcı, yönetmen, senarist ve oyuncuların, güya temiz aile hayatlarını dramatize ettikleri filmlerdeki tezatları görmez olduk.

Bugün sinemanın televizyondaki ağırlığı dizi filmlere kaymış durumda. Hikâyeleri klişe olan bu yapımlarda da birkaç istisna dışında Yeşilçam’ın kabulleri geçerli.  Özellikle büyük kitlelere ulaşan dizi filmler sayesinde -tabiri caizse- toplumumuz deşarj oluyor. Bunu bir terapi gibi görmek mümkünse de bu terapinin neye yaradığı tartışılır. Sanatsal zevklerle bir süreliğine kafayı mı dağıtıyoruz, yoksa sanattan uzak kurgularla kafayı mı yiyoruz?

Akşam haberlerinden sonra dizi izleyen insan, dünyaya karşı kör, sağır kesildiği gibi kendisine karşı da yabancılaşıyor.  Diziler böyle de diğer programlar; açık oturumlar, spor haberleri, yarışmalar farklı mı? Hepsi kendi gündemiyle birlikte kendi seyircisini belirliyor. Seyirciyi âdeta şekillendiriyor.

Hayret Etmeyen İnsan Anlayamaz

Bizler; evimizin kanepesinde her şeyi görüp öğrendik. Öğrenmek ne kelime? Az malın gözü olmadık hani. Her kötülükten haberimiz var. Artık şaşıracak, hiç öyle şey olur mu, diyecek hiçbir şey kalmadı.

Bununla birlikte birçok şeyi öğrendiğimiz de inkâr edilemez. Mesela bizi törelerinize itaat ettiremezsiniz. Çünkü töreler kız kardeşimizi vurmamızı emreden yanlış kurallardır. Birbirini seven gençlere tahammülü olmayan, zalimi koruyan bir batıl gelenekler bütünüdür. Amcamız, komşumuz, patronumuz, hepsi sapıktır. Fakat onların içinden geçirdikleri, fırsatını bulduklarında zorla yapacakları şeyler, esas oğlana caizdir. Sevdiğimiz kızın etrafında dolanan züppenin ‘gay’ olduğunu öğrenirsek derin bir oh çekebiliriz. Kılık değiştirirsen, hele kadın kılığına girersen seni kimse tanımaz…

Miroğlu’nun Selena’yla Evlendiği Ülke Türkiye

Dizilerle o kadar haşir neşir olduk ki bunlar bizim anılarımız hâline geldi. Sosyal medyada kendi magazinimizi çekmeye başlamamız bir tarafa bırakalım, dizi karakterleriyle yaşıyoruz. Bir önceki hafta başka bir dizide ölen oyuncuyu diğer dizide bulduğumuza seviniyoruz. ‘Cast’ bizden sorulur. Fakat işin acı tarafı; dizilerde, filmlerde karakterlerin ölümünü nasıl soğukkanlılıkla seyrediyorsak etrafımızdaki gerçek ölümlere, göçlere, felaketlere, vebalara da aynı duyarsızlıkla seyirci kalıyoruz.

O kadar çok şey gördük ki eski çağların âlimlerinden daha bilgeyiz. Fakat tecrübeli bir cellât kadar duyarsızız. Televizyonla tanışmamızın üzerinden kaç yıl geçti? Kemal Sunal öldü, Yusuf Miroğlu Selena’yla evlendi. Küçük Osman çoktan büyümüştür.

Ya Kitaplar? Kitap Okuma Alışkanlığı İyi Bir Şey mi?

Her kitap, okumaya değer mi? İnternette rastladıklarımızın çoğu yalan yanlış şeyler; peki, kitapların hepsi doğru mu?

Dünyayı ve Türkiye’yi meşgul eden fakat bizim umurumuzda bile olmayan gündemin hemen yanında küçük bir gündem: “Puslu Kıtalar Atlası” romanının yazarı İhsan Oktay Anar’ın sokak röportajı. Röportajı ilginç kılan şey, Anar’ın pek görüntü vermeyen bir yazar olmasına rağmen bir sokak röportajına denk gelmesi ve muhabirin, karşısındaki kişinin kim olduğunu bilmeden bu röportajı gerçekleştirmesi.

Bu röportajında, İhsan Oktay Anar; “Evrim teorisine inanıyor musunuz?” sorusuna, “Evrim teorisi inanılacak bir şey değil; sadece bilimsel bir veri ve adı üzerinde teori. Eğer bir biyoloğa sorarsanız size gayet gerçekçi ve kabul edilebilir bir şey olduğunu söyleyecektir. Ama tabii kutsal kitaplara da inanabilirsiniz bu konuda. Bu çok daha basittir, çok daha açıklayıcıdır ve size çok daha zaman kazandırır. Ama böylece gerçekten mahrum kalırsınız. Ben inanmayı değil de bilmeyi tercih ederim.” diye cevap veriyor.

Birçok yerde röportajın bir ilk olması öne çıkarıldı. Yazarın evrim konusundaki görüşü arka planda kaldı. Neydi o görüş? Adı üzerinde, evrim bilimsel bir teoridir. Fakat kutsal kitaplar gibi yalan söylemez. Bu cümlede bilimsel verilere inanan aydın bir insan söylemi değil, inanca tahammülü olmayan bir bağnazın saldırgan tutumu var.

Bilmeyi değil inanmayı tercih eden biri olarak ben de şunları söylemeliyim: Evrim gibi bugünün bir meselesi hakkında neye inanmamız gerektiğine bakacağımız kutsal kitaplardan bahsedemeyiz. Diğerleri insanlar tarafından değiştirilmiştir, tek bir kutsal kitap vardır o da Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an’a inanmaktansa, bir teoriden öteye geçmemiş, hiçbir zaman da geçemeyecek olan evrimi bir inanç hâline getirmek bağnazlıktır. “Teoridir, ispatlanmamıştır; fakat gerçektir.” demek, “Bilimsel değil ama ben inanıyorum.” demek değil mi?

Yayımlanan ilk romanıyla birçoğumuzun ilgisini çeken Anar; kullandığı malzemenin -burada kullanmak kelimesi en doğru kelime- ruhunu yakalayamamış tek yazar değil. Orhan Pamuk, Ahmet Ümit, Elif Şafak, Turgut Özakman, Buket Uzuner gibi milletimizin değerlerini, Osmanlı’yı, Çanakkale’yi, Mevlana’yı, hatta tasavvufu kendine malzeme eden birçok yazar var.  Hepsinde gördüğümüz eksiklik; ne kadar araştırmalar yapsalar da her sayfada İslâmî bilgilerden yoksun olduklarının alenen görülmesinden ziyade, o ruhtan mahrum olmaları.

Büyük medeniyetin sokak çocukları da kitaplarıyla tıpkı popüler filmler, diziler gibi bizi kendi gerçeklerinin kulları hâline getirmeye çalışıyor.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.