Masumların Renkli Dünyası

Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dine ve hangi ırka mensup olursa olsun, bütün çocuklar masumdur ve İslam fıtratı üzerine yaratılmıştır. Ancak akıl buluğ çağına girince masumiyet biter ve sorumluluk başlar. Bu bağlamda aileleri, sorumluluk ilkelerini, kendilerindeki müktesebatlarına göre onlara aşılarlar; yani aileler müteselsil olarak edindikleri dinî değerleri, adab-ı muaşereti, ahlâk kurallarını onlara da yansıtırlar.

Olaya tersinden bakılırsa, birer rol model olan ebevyn, gayri ahlâkî davranışlar sergileyerek çocuklarını birer suç makinesi haline de getirebilirler. Bu bağlamda en kritik yaş aralığı 1-6 yaş aralığıdır. Bu yaş aralığında en büyük görev ise anneye düşmektedir. Anne, bu yaş aralığında çocuğuna ne verirse, genelde, o çocuk o minval üzerine hayat standartları edinir. Bu konuda Bediüzzaman şöyle der: "Seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, fıtratımda, maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş." Bu da demek oluyor ki, çocukların hayat tarzına ve standartına yön vermede ve bunun temellerini atmada en önemli faktör, anne faktörüdür. Zira baba genelde dışarda evin geçimiyle meşgulken, anne (tabi çalışmayan anne) çocuğuyla hemhal oluyor.

Yalnız burada vurgulamamız gereken önemli bir unsur da şudur; hangi şartlarda olursa olsun, çocuklar masumdur. Onların dünyası hep renklidir ve hayallerle doludur. Her halükârda mutlu olmasını bilirler. Çok çocuk gördüm ki, üstü başı pejmürde olduğu halde, yüzünde tebessüm vardı. Arkadaşlarıyla oynarken, dünyanın ahvali onları pek de etkilemiyordu. Hatta savaşın ortasında, savaşa karşı ülfet peyda etmiş çocuklar, çatışmaları pek de kale almıyorlardı. Ancak onları en çok üzen, aç kalma haliydi. Hatta bir çocuk vardı ki, ölümü hiçe sayıyordu ve cennete gideceğini hayal ederek, “Anne cennette ekmek var mı?” diye soruyordu. Sözün bittiği yer, böyle bir şey olsa gerek. Yine bir çocuğun, “Sizi Allah’a şikâyet edeceğim, demesi yok muydu; yürekleri dağlayan bir feryattı!

Bugün dünyanın dört bir yanındaki savaşlarda en büyür acıyı çocuklar çekiyor. Ölenler, yaralananlar, aç ve susuz kalan o masum yavrular, Putin gibi Esed gibi gaddar zalimlerin yüreğini, ne yazık ki, yumuşatamıyor.

Diğer taraftan, dünya çocuklarının yüzde 30’unu bulan 600 milyonu aşkın çocuk yoksullukla mücadele ediyor ve çalışmaları yasak olduğu halde, okula gitmeleri gerekirken ağır şartlar altında çalışma zorunda kalıyorlar. Çocukların maruz kaldıkları yoksulluk ise, açlık, eğitimsizlik, sağlıksızlık ve ölüm gibi acı sonuçlar doğuruyor. Dünyada, yaşları 5 ile 14 arasında olan 250 milyon çocuk işçi var ve bunlardan yaşları 5 ile 11 arasındaki 60 milyon çocuk ise tehlikeli şartlar altında çalışıyor. Yine ilkokul çağındaki 130 milyondan fazla çocuk okula gidemiyor.

UNICEF Dünya Çocukları Raporuna göre, dünyanın bu korunmasız küçük insanlarının hala savaşların, yoksulluğun, kapitalizm bedelini en ağır biçimde ödediklerini gösteriyor. Bilhassa savaşların olduğu ülkelerde meydana gelen çatışmalar, ülkelerini hâk ile yeksan ettiğinde bu durumdan fiziksel ve psikolojik olarak en çok zarar gören sivil nüfus çocuk nüfus olarak kayıtlara geçiyor.

Yalnız “gelişmekte olan” ya da “az gelişmiş” ülkelerde değil, “gelişmiş” ülkelerde de çocukların yoksulluk karşısındaki durumları, oldukça kara bir tablo olarak gösteriliyor. Bu bağlamda zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurum da giderek büyüyor. Rastgele patlayan mayınlar, ülkelerde hükümferma olan barut kokuları, yetersiz beslenmeden kaynaklanan hastalıklar, çoğu kez ucuz işgücü olarak sanayide zorunlu çalıştırmalar, büyük insan gibi savaşa sürülmeler, tüm dünyada milyonlarca çocuğun ölmesine, sakat kalmasına veya yaralanmalarına sebep oluyor. Yani mutsuzluğu içselleştirmiş milyonlarca çocuğun varlığına şahitlik ediyoruz.

Çocukların bu içler acısı durum Üstad Necip Fazıl aşağıdaki şiirler çok güzel tasvir etmiş:

Allah diyor ki: 'Geçti gazabımı rahmetim! '
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...

Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!

İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası...

Yüce dinimiz, çocuklara, onların eğitim ve terbiyesine çok önem vermiştir. Çocukların anne ve babası üzerindeki haklar olduğu gibi, anne ve babanın da çocuklar üzerinde hakları vardır. Ancak bu hakların içinde çocuklara karşı şefkatli ve merhametli olmak emredilmiştir. Bilhassa yetimlere yönelik davranışlar konusundaki Peygamberimizin (SAV) hassasiyeti oldukça manidardır. Kendisi de hem yetim hem öksüz olduğu için, yüce Peygamberimiz (SAV) yetimler hakkında oldukça yoğun tahşidatlar yapmış ve kendisi koruyup kolladığı gibi ümmetini de onları korumaları konusunda uyarmıştır.

Çocuklar geleceğin mimarları ve sahipleri olduğundan, onların masumane renkli dünyalarını tahrip etmeye ve geleceklerini karartmaya hakkımız yoktur. Onlara değer vererek hem maddi hem de manevi olarak donatmalı ve beşeri sermaye bağlamında donanımlı olmalarını sağlamalıyız. Aksi takdirde ülkenin geleceği de karanlık olabilecektir.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yabani Otlar

Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dine ve hangi ırka mensup olursa olsun, bütün ...

Cennet Kuşları

Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dine ve hangi ırka mensup olursa olsun, bütün ...

Film Gibi Zamanlar

Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dine ve hangi ırka mensup olursa olsun, bütün ...