Mahmud Es’ad Coşan’ın Yûnus Emre Yorumları

Giriş

1938’de başladığı ve tam 63 sene sürecek olan ömrüne birçok önemli faaliyeti sığdırmış olan Mahmud Es’ad Coşan, çeşitli meslekten ve farklı meşrepten insanların sevgisini kazanmış biridir. Hem Nakşibendi şeyhi olması hem de akademik kariyeri (Prof. Dr.) dolayısıyla tasavvuf erbabı ve akademik camia ondan hürmetle bahsetmektedir.

Hacı Bektâş-ı Velî, Matbaacı İbrahim Müteferrika gibi konularda ortaya koyduğu yeni bilgiler ve getirdiği özgün yorumlarla akademik çalışmaların yönünü değiştiren Mahmud Es’ad Coşan’ın tıpkı diğer konularda olduğu gibi Yûnus Emre konusunu da titizlikle ele aldığını göz ardı etmemeliyiz. Söz gelimi Yûnus Emre ile ilgili yaptığı yorumlar ve verdiği bilgilerin Yunus Emre çalışmalarının geleceğini ciddi şekilde etkileyecek nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple bendeniz, izninizle onun Yunus Emre yorumlarının içeriğinden bahsetmek istiyorum.

Yûnus Emre Divanı Eleştirisi

Bir Yûnus Emre yazısının onun “divan”ı üzerinden yazılmasını önemsiyorum. O yüzden Mahmud Es’ad Coşan’ın Yunus Emre Divanlarıyla ilgili eleştirisiyle konuya girmenin doğru olacağı kanaatindeyim.

Cumhuriyet döneminde Latin alfabesine çevrilen ilk Yûnus Emre Divanı bilindiği kadarıyla Burhan Toprak’a aittir. Burhan Toprak’la başlayan divan neşretme süreci, Yunus Emre’ye olan ilginin artmasıyla birlikte çeşitli araştırmacılarca devam ettirilmiş ve adeta bir gelenek hâlini almıştır. Fakat yayımlanan divanların doğruluğu ve sıhhati epey tartışılmıştır. Söz gelimi, Mahmud Es’ad Coşan, bu konuda en önemli eleştirileri getirmiş isimlerden biridir. Abdülbaki Gölpınarlı, Faruk Kadri Timurtaş ve Mustafa Necati Bursalı’nın hazırladığı divanları incelediğini ve bu divanların hiçbirini tam olarak beğenmediğini belirtmiştir. Bilhassa Abdülbaki Gölpınarlı’yı ciddi bir şekilde tenkit etmiştir: “Mesela, Abdülbaki Gölpınarlı muvaffak olamamıştır. Neden? Türk Dili ve Edebiyatı tahsili görmemiştir. Yenikapı Mevlevîhânesi’nde büyük üstadlardan Farsça okumuştur; Farsça bilir, Arapça bilir ama Türkçe’yi bilmeyince Yunus’u anlayamaz.” Burada Gölpınarlı’nın Türkçeyi bilmeyişinden kasdetilen mana; elbette bugünün Türkçesi değil, 13. YY Anadolu Türkçesidir.

Mahmud Es’ad Coşan, Yûnus Emre Divanı hazırlayan isimler arasından yalnızca bir ismin çalışmasını beğeniyor. O isim Mustafa Tatcı’dır: “Her Hâlükârda Mustafa Tatcı’yı tebrik ederim, teşekkür ederim. Baskısı güzel… Güzel bir çalışma…

1991 Yunus Emre Sevgi Yılı Eleştirisi

Bilindiği üzere 1991 yılı UNESCO tarafından “Yunus Emre ve Sevgi Yılı” ilan edilmiştir. Kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla tıpkı bugünkü (2021 Yunus Emre ve Türkçe Yılı) gibi, 1991’de de birçok Yûnus Emre yazıları ve çalışmaları yayımlanmıştır. Fakat 1991’deki çalışmaları yakından takip eden Mahmud Es’ad Coşan’ın bu çalışmaların niteliği hakkında itirazları var: “Koca bir “Yunus Yılı” geçti ama birçok konuşmacının ve araştırmacının bilinenleri tekrar ettiğini biliyorum. Birkaç ana kaynak vardır. Herkes onlardan duyduğunu tekrar eder. Kendisi doğrudan doğruya araştırma yapan, kütüphanelerde emek çeken zahmet çeken insan sayısı az.” Bu cümleleri gördükten sonra insanın aklına ister istemez şu soru geliyor. Acaba bugün yapılan çalışmaları görseydi daha büyük bir hayal kırıklığına uğramaz mıydı?

Yûnus Emre Gizemi

Yûnus Emre hakkında özellikle modern dönemde nice yazılar yazıldı, kitaplar hazırlandı, sunumlar yapıldı. Yûnus Emre ile ilgili yapılan çalışmalar kitaplıkları dolduracak ve hatta taşıracak boyutlara ulaştı. Fakat Yûnus Emre’nin tarihi kişiliği hakkında bugün dahi çok net kelimeler kuramıyoruz. Adeta Yunus Emre kendini gizlemiş gibi.

Mahmud Es’ad Coşan’a göre ise, “Yunus Emre maruf ama meçhul, meşhur ama gizli bir şahsiyettir.” Ona göre Yûnus Emre’nin herkesin dilinde olmasına rağmen bilinemeyişinin sebepleri onun hayatı hakkında kaynaklardaki bilgilerin azlığından ve Yunus Emre Divanı hazırlayanların o dönemin Türkçesini tam olarak bilmeyişleri dolayısıyla şiirleri bozmuş olmalarından kaynaklanmaktadır.

Onun, Yûnus Emre’yi doğru anlamak için birtakım önerileri var. Bu önerileri 4 madde halinde sayabiliriz:

1) İslam dinini iyi bilmek
2) İslam kültürünü iyi bilmek
3) Eski Anadolu Türkçesini bilmek ve
4) Yunus Emre’nin kullandığı Türkçe kelimeleri “Türkçeleştirmek” gayesiyle değiştirmemek gerekir.

Aslında bu önerileri her birimiz bir ödev olarak kabul etmeliyiz.

Hacı Bektâş-ı Veli ve Yûnus Emre

Meşhur menkıbeyi hepimiz biliyoruz. Kısaca bahsetmek gerekirse Yûnus Emre, kıtlığın olduğu bir sene Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhına buğday istemeye gider. Hacı Bektaş-ı Veli, ona buğday yerine nefes teklif eder. Yunus Emre ise bu teklifin manasını anlayamadığı için kabul etmez ve ısrarla buğday ister. İstediği buğday ona verilir ve o da buğdayı sırtlayıp evine geri dönmek üzere yola çıkar. Yolda hatasını anlayıp dergâha geri dönse de artık iş işten geçmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli onun nasibinin artık Tapduk Emre’de olduğunu söyler.

Yunus Emre’nin Hacı Bektaş-ı Veli ile irtibatı menkıbelere göre bununla sınırlıdır. Esasen Yunus Emre şiirlerinde de –menkıbelerdeki sınırlı irtibatı doğrularcasına- Hacı Bektaş-ı Veli’nin ismi hiç geçmez. Fakat buna rağmen, “Yûnus Emre’de, Hacı Bektaş-ı Veli etkisi görülmez.” demek mümkün görünmüyor. Çünkü Malakat ile Yunus Emre şiirleri birbirine paralel ilerliyor. Bu konuyu bilhassa önemseyen ve öne çıkaran Mahmud Es’ad Coşan’a kulak verelim: “Hacı Bektâş-ı Velî’nin Makâlât’ını anlayarak okumuş, hatmetmiş insan Yunus’u anlar. Aksi takdirde Yunus’un ne dediğini kavrayamaz, anlayamaz. Çünkü Yunus Makâlât’ı tercüme ediyor, Makâlât’ı işliyor.” Hoca alalade bir etkiden bahsetmiyor: “Yunus Emre’nin Divânı’ndan kura ile çekip bir şiir çıkaralım, ben de onun karşılığını size Hacı Bektaş’ın Makâlât’ından gösteriyim.” Varolan kaynaklardan doğrudan bir etkiyi göremesek de aralarındaki bağı inkar edemiyoruz. Misal: Hem Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makâlât isimli eserinde hem de Yûnus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye’sinde toprak, su, hava (yel) ve ateş olmak üzere dört unsurun temel alındığını görüyoruz. Bunun gibi birçok benzer unsur var. O yüzden Yûnus Emre’nin Hacı Bektaş-ı Veli pınarından su içtiğini söyleyebiliriz. Fakat bu söylem onun Bektaşi dervişi olduğunu göstermez.

Yunus Emre ile Bursalı Aşık Yunus Ayrımı

Mahmud Es’ad Coşan, belli bir döneme kadar birbirine karıştırılan Yûnus Emre ile Bursalı Aşık Yunus’u, -şiirlerini karşılıklı inceleyerek- net bir şekilde ayırıyor. Ona göre Bursalı Aşık Yunus, tatlı tatlı şiirler yazarak insanları İslâm’a ısındıran, cenneti, hurileri tasvir ederek göz önüne getiren, şeriatın tamamen içinden konuşan, Bursa’da apartmanların arasında türbesi olan bir derviş. Ona göre Bursalı Aşık Yunus, Yunus Emre’den çok sonra yaşamıştır. Yıldızım Beyazıt döneminin önemli isimlerinden Emir Buhari’ye bağlıdır.

Asıl Yûnus Emre ise, ona göre, Bursalı Aşık Yunus’tan farklı olarak, insanları tedirgin edecek şekilde şiirleri olan Allah aşığı bir velidir. Yûnus Emre, hakikat makamına yükseldiği için gözü Allah’tan başkasını görmek istemez. Misal Yunus Emre’nin gözünde cennet dahi yoktur: “Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç hûrî / İsteyene ver onları bana seni gerek seni” diyecek kadar Allah sevgisiyle hemhaldir.

Birinci Yunus, ona göre Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli’den yasça küçük olmasına karşın onlarla aynı dönem yaşamış olan bir derviştir.

Yunus Emre Asabi Meşreplidir

Yunus Emre’yi, 1991 Yunus Emre Sevgi Yılı’nın hemen ardından anlatan Mahmud Es’ad Coşan, Yunus’tan bahsederken diğer tüm araştırmacılardan farklı şeyler söylüyor. Örnek vermek gerekirse ona göre Yunus Emre asabi meşreplidir, cüretlidir. İddialı söz söyleyen celalli bir velidir. Araştırmacıların bahsettiği gibi her insanı kabul edecek zihniyette biri asla değildir. Tam tersi olarak insanlara titiz yaklaşan, Müslümanların ancak samimi olanlarını seven biridir. İnsanları kolay kolay beğenmemektedir. Misal: “Bir kere gönül yıktın ise; o kıldığın namaz değil” diyerek kalp kıranların namazlarını beğenmeyerek onları kendi çizgisi dışına itmektedir.

Mahmud Esad Coşan, Yunus Emre’yi celalli bir veli olarak tanımlarken aslında oyun bozuyor. Devamlı tekrar edilen insan sevgisi söylemine dolaylı yoldan bir eleştiri getirmiş oluyor. Yeni bir yorum yapıyor. Bendenizin kanaatine göre onun böylesi önemli yorumlarından sonra Yunus Emre araştırmalarının yönü değişmeliydi. Yunus Emre’ye farklı pencereden bakılmalıydı. Belki bundan sonra Yunus Emre’nin hakikati onun yorumlarına bakılarak daha doğru anlaşılır temennisi içindeyim.

Son söz

Kısaca Mahmud Es’ad Coşan, getirdiği eleştiriler, yaptığı özgün ve oyun bozucu yorumlarla Yunus Emre’nin hakikatinin doğru şekilde anlaşılması için çabalamıştır. Allah ondan razı olsun.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bu Dünya İçin Değerliyim

Giriş 1938’de başladığı ve tam 63 sene sürecek olan ömrüne birçok &ou...

Tekliften Önce Tanım

Giriş 1938’de başladığı ve tam 63 sene sürecek olan ömrüne birçok &ou...

Yalnız O Karışır

Giriş 1938’de başladığı ve tam 63 sene sürecek olan ömrüne birçok &ou...