Mağara Meteforunda Çağı Okumak

Her insan, kendi çağının mağarasında doğar. İnsan, yeryüzüne sıfır bilgi ile gelir. Böyle bir boşlukla gelen insanın tüm idrak kanalları en temiz ve en geniş haliyle açıktır. Dünyadan ciğerlere çekilen her nefesle birlikte insanın bilgi seviyesi dolmaya başlar ve eksi bire veya artı bire yaklaşır. Bu bilgi artışı hiçbir zaman mutlak olarak bir olmaz, olamaz. Çünkü insan bir yolcudur ve dolmak için değil, olmak için bu yolculuğa gönderilmiştir.

Her insan kendi çağının mağarasında doğar dedik. İnsan, hangi toplumun, hangi coğrafyanın içinde doğmuşsa elbet ilk gördüğü, ilk öğrendiği, ilk kabul ettiği şeyler onun mağarasına yansıyan gölgeleridir.

Hızlı değişimler ve eğilimler, tüm insanlığı son yüzyılda aynı mağaranın içine mahkûm etmiştir. Bu mağarada hemen hemen herkes sırtını hakikate dönmekte; kendi gölgesini hakikat kabul edip avunmakta; çevresinde oluşan gölgelerin içinde kendi gölgesini kaybederken diğer gölgeleri kendi içinde topladığı gafletini yaşamaktadır.

Bu mağara, dijital/sanal dünyadır.

İnsanlığın kendi kendini karanlık mağaralara hapsettiği bu çağda boynumuzu, omzumuzu, ruhumuzu hakikate çevirebilmek için mağaranın duvarlarına yansıyan gölgelerin kimlere ait olduğunu seçebilmek, ayırt etmek ve kendi gölgemizi seçip kendi hakikat ışığımızın yerini tespit edebilmek gerekir. Bunun için mağaranın kurallarını, kapısını, bacasını iyi bilmek oldukça önemlidir.

Bu minvalde, mürekkebini kendi öz hokkasından çeken, kendi özünü okuyup yazmaya çalışan bir divit olabilme duası ile ilk defa köşe yazarlığına niyetlendim.

İlk yazımda birkaç teşekkürü kendime borç bilirim:

Ümmet olma bilincinde gençliğin inşâsını kendine dert olarak yüklenmiş Yusuf Kaplan Hocam, zihnimin fikir ustasıdır. İlim deryasında pusulasız bir vaziyette sağa sola kulaç atıp durdukça batmak üzereyken elini bir can simidi gibi zihnime uzattı ve batmaktan kurtardı. Kendi ifadesiyle; “çağdaş hurafeler çöplüğüne dönmüş zihnim”i öz medeniyetimizin sularında yıkama fırsatını sundu. Beni ve benim gibi kaybolmuş onlarca rotasız genci bularak “Medeniyet Tasavvuru Yolculuğu”a çıkaran Yusuf Hocamdan Allah razı olsun.

Bir kalem sarrafı olan, Dilhâne Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hamdi Köksal’a ayrıca teşekkürlerimi sunarım. Fikirlerimi, hayallerimi küçük cümleler halinde sosyal medyaya savururken dijital rüzgârların arasında kaybolup gidiyordum. Ne zaman ki Ahmet Hamdi Hocam savrulan cümlelerimi Dilhâne’nin gönül heybesinde toplamamı teklif etti, işte o zaman kendi yazdığım cümlelerimi, yeniden okumaya ve anlamaya başladım.

...

Yazmak, insanı, kendinden önce okumaya çağırır. Yusuf Kaplan Hocamın okumaya çağırdığı yolculuktan beslendiğim medeniyet tasavvuru ekseninde kazandığım değerlerden yola çıkarak inşallah her Pazar günü Dilhâne’deki köşemde yazma gayreti içinde olacağım.

Değerli okurlarım, dualarınızda bana da yer veriniz ki çıktığım bu yazarlık yolculuğunda her daim niyetim salih olsun ve Ümmet için hayırlı cümleler kurabileyim.

Dua sizden, gayret bizden, yardım Allah’tan.

Haftaya görüşmek üzere Allah’a emanet olunuz...

(2) Yorum
  • Allah kaleminizi güçlendirsin hocam. Ne güzel ifade etmişsiniz. Hayırlı olsun

  • Allah Subhanehu ve Teala yar ve yardımcın olsun kıymetli hocam.

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Körlük Öldükten Sonra Yaşamak Gibi Bir Şey

Her insan, kendi çağının mağarasında doğar. İnsan, yeryüzüne sıfır bilgi ile gelir. Böyle bir boşluk...

Dijitalin Dili ve Dini

Her insan, kendi çağının mağarasında doğar. İnsan, yeryüzüne sıfır bilgi ile gelir. Böyle bir boşluk...

Novalis ve Şiir

Her insan, kendi çağının mağarasında doğar. İnsan, yeryüzüne sıfır bilgi ile gelir. Böyle bir boşluk...