M. Kaya Bilgegil ve Poetikası

Seksenli yılların hemen başıydı. Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesi’nde -birkaç yıl sonra adı İlâhiyat Fakültesi oldu- şiir sever, şiir yazmaya çalışan on yedi, on sekiz yaşlarında birkaç öğrenciydik. Prof. Dr. M. Kaya Bilgegil o sırada Edebiyat Fakültesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü’nde öğretim üyesiydi. Herkes tarafından sevilen, alanındaki engin ve derin bilgisiyle haklı bir üne kavuşmuş, soyadındaki gibi bilge bir hocaydı. Dersleri diğer fakültelerden edebiyatsever, şiir sever birçok öğrenci tarafından da takip ediliyordu. Ayrıca zaman zaman fakültedeki odasında gençlerle buluşuyor ve sohbet ediyordu. Sohbet konuları; genel olarak hayata dair, özel olarak da edebiyat ve şiir hakkında idi. Biz de bu bahtiyarlığa eriştik. Özellikle odasındaki sohbetleri nerdeyse hiç kaçırmıyor büyük bir ilgiyle ve hayranlıkla takip ediyorduk. O güne kadarki okumalarımızla beraber o sohbetlerde öğrendiğimiz şeyler benim ve birçok genç şair adayının şiir anlayışını derinden etkilemiştir. M. Kaya Bilgegil gençlik yıllarında kendisi de şiirler yazmış ve bunları çeşitli dergilerde yayınlamıştır. Fakat kendi el yazısıyla bir defter halinde topladığı “ Tahassür” adını verdiği bu şiirlerini bir kitap haline getirmemiştir.

Daha sonraki yıllarda, bilimsel çalışma, kitap ve makalelerinin dışında, mensur (düz yazı) şiir olarak neşrettiği “Cehennem Meyvası” adı kitabının “Şiir ve Mabadı” adını verdiği giriş bölümünde kendi şiir anlayışını (poetikasını) ortaya koymuştur.

Ölümünden çok sonra bu üçü bir araya getirilip bir kitap halinde beraber basılmıştır.

M. Kaya Bilgegil’ in şiir anlayışı Valery, Verlaine, Baudelaire, Rimbaud, Mallarme ve diğer bazı Fransız sembolist şairlerin etkisi altında olgunlaşmıştır. Ayrıca kendisi Fuzuli ve Şeyh Galip hayranıdır. Sonraki dönem Türk şairlerinden özellikle Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ı beğenir.

Kendisi saf şiir (poésie pure) anlayışı tarafındadır. Ona göre şiir lirik olmalıdır. Epik ve didaktik şiirlerden hoşlanmaz. Özellikle uzun uzun yazılan şiirlerden. İçlerinde şairine has kudretli mısralar bulunabilse de… Eski şiirimizin tüm kudretinin gazellerde ortaya çıktığını söylerdi. Destan, manzum trajedi, kaside ve mesnevi gibi türlerde şiir barındıran pasajlar olmakla beraber epik ve didaktik olan bu türlerin ya bir propaganda ya da felsefi bir sistemin izahı için yazıldıklarını düşünürdü.

Batıda pozitivizmin ilimde, dinde, sanatta mutlak otorite tesis ettiği bir dönemde edebiyatta ve sanatta özellikle de şiirde bir aksülamel olarak sembolizm anlayışı ortaya çıkmıştır. Bu anlayışa göre saf şiir duygu, düşünce ve muhayyilenin musiki ile imtizacından ortaya çıkar.Şiirde musiki ve ahenk sadece vezin, kafiye, aliterasyon ve asonans meselesi değildir. Bu ancak harici bir ritim sağlar. Esas olan, kelimelerin zihinde çağrıştırdığı iç musiki yani derunî ahenktir. Kendisi tam bu anlayışa sahipti.

M. Kaya Bilgegil’e göre şiir “İphamı latif, ilhamı zarif olan bir ayindir ki, saf ruhların lisanın mahrem sinesinde icra ettikleri bir yalvarma, bir yakarma (tazarru) dur. Ruhun edebi güzelliğe pervaz için lisan bünyesinde çırpınmasıdır.”

Hocamız, çok sevdiği Valery’nin ilham aleyhtarlığına rağmen şiirde ilhama inanır. Ancak tek başına ilhamın bir şiir inşa etmeye yetmeyeceğini söyler. İlhamı, şairin mısralarını yazabilmek için bir kelime kombinezonu bulmaya mecbur eden bir nevi nur kıvılcımı (şerare) olarak görür. Bu konuda şöyle der:” İlham diyordum, evet ilham vardır; hem de sihri kıvılcım burada; bizi tadil eden, vahdete götüren realite de burada. Mazruf bu, fakat zarfı meydana getirirken insan emeğinin ve teknik bilgisinin büyük rolü olduğunu da inkâr edecek değilim.”“ Mısra yapmakla, işte burada şiirin hendesesi başlıyor. Yalnız mekânsız hendese tasavvuru ne kadar muhalse, ilhamsız mısra tasavvuru da o kadar beyhudedir.”

“İlham güzel bir mısra getirse de beraberinde hayli de molozları sürükler. Saf maden, filizlerin tasfiyesi ile elde edilir. İlham süzüldükten, beraberindeki ecnebi unsurlar tecrit edildikten sonra mısra kalbedilmelidir. Bu ameliyede ancak zevk-i selimle müşkülpesent kaidelerin müşterek kontrolü lazımdır.”

M. Kaya Bilgegil’e göre şiir duygu, düşünce ve hayalin musiki ile imtizacıyla inşa edilir. Canlı veya cansız tüm varlıklar, her türlü insanî haller insanın içinde birer imaj oluşturur. İşte bunlar şiirin temel yapı taşlarıdır. Bunlar hariçte ritme, orantıya ve matematiğe dönüştürülür. Bütün bunlar adi bir hesaptan öte şeylerdir. Bu içteki “ben” in zuhur sahasıdır. Fakat bütün bunlar kelimeler ile yapılır. Lisanı bir senfoniye dönüştürmek…

Kendi ifadesi ile “Musiki ve lisanı iştial eden (tutuşturup), benliğimizde galeyan derecesine getirip riyazî nispetlere dökmek! İşte şiir yazmanın güçlüğü.”

M. Kaya Bilgegil’e göre şiir tebliğ etmez telkin eder. Gönüllere dokunur. Duygu ve düşüncelerin, anlamsızlığa kaçmadan okura da tahayyül imkânı verecek şekilde kısmi bir muğlâklıkla verilmesi gerekir. Bütün bunları yaparken şair, canlı veya cansız tüm varlıklara yeni roller ve yeni adlar verebilmelidir. Bu kelimeler arasında yeni bağlantılar ve nispetler yoluyla olur. Bunun için de derin bir muhayyile imgelem gücü gerekir. Şiirde imgenin varlığı bu açıdan önemlidir.

M. Kaya Bilgegil’e göre şiirin mevzuları; aşk, hayat, ölüm ve tabiattır. Genel olarak sanatın esas konusu insandır, yani tüm insanlık halleri. Bir şiirde bunlardan biri ya da birkaçı olabilir. Hayat, her türlü felsefî ve fikrî anlayışların ötesinde, bir sanatkârın yaşadığı anın ve zamanın icap ve ihtiyaçları, yaşadığı sosyal muhitin alâkaları ile ilgilidir.

Şiirdeki tabiat ise reel olan değil, idrakimizle kavrayabildiğimiz tabiattır. Zaten muhayyilemizde o çoktan değişmiştir. O harici âlemde ilahi güzelliğin temaşa edilmesidir. İnsanlık tarihinde edebiyat ve özellikle şiir denildiğinde ilk akla gelen mevzuu mecazî aşktır. Ancak burada aşka bir hudut çizilemez, o hudutsuzdur. Ona sınır çizenler sükûtu hayale uğrar. Buradaki hudutsuzluk hakiki aşka bir geçit açar. Poetik anlayışı ve hissiyatı teşkil eden her şeyin gerçek amacı dünyadaki tabiatüstü güzellikleri ve ilahî aşkı kavrayabilmektir.

Bu güne kadar dünyaya gelen herkesin bir gün öldüğü gerçeğine rağmen ölüm düşüncesi edebiyatın ve şiirin en güçlü, en çetrefilli konusudur. Özellikle şairlerin şiirlerinde de bu büyük bir şiddetle kendini gösterir. İnsan nereye gitse bu dünyanın ötesine çıkamamakta, ölüm onu hayatın ve zamanın bir köşesinde beklemektedir. Bir şair ahiret gününe inansa da inanmasa da içinde bir sonsuzluk fikri taşır ve bunu şiirlerinde mutlaka dile getirir.

Burada yazımızı merhum M. Kaya Bilgegil’den bir cümle ile bitirelim…

“Şiirin mevzuu, mısralar tarafından asimilasyona uğramış tüm beşerî ruh halleridir.”

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Şile Notları

Seksenli yılların hemen başıydı. Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fak&uum...

Aşkın Anatomisini Anlamak ve Anlamlandırmak

Seksenli yılların hemen başıydı. Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fak&uum...

Gül Yetiştiren Adam: Rasim Özdenören

Seksenli yılların hemen başıydı. Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fak&uum...