Laal Singh Chaddha’nın Düşündürdükleri

12 Ağustos 2022 akşamı çok kıymetli bir dostumla sinemaya gittik. Biraz heyecanlıydım, zira bundan önce en son 2020’nin ocak ayında yani salgından 1,5 ay önce sinemaya gitmiştim. Gittiğimiz film Hindistan film piyasası Bollywood’un ünlü aktörü Aamir Khan’ın son filmi, Laal Singh Chaddha filmiydi. Hint sinemasında çoğumuzun ilk üçü (alfabetik sırayla) Aamir Khan, Salman Khan, Shahrukh Khan’dır. Ha benim için bir numara her zaman Srk’tır, o ayrı…

Aamir Khan’ı da çok sevdiğim için beklentim büyüktü. Uzun sakalıyla, pembe sih sarığıyla bir tren vagonunda elinde tuttuğu yerel tatlı ‘golgappa’ kutusu ve yüzünde tebessümüyle göründü Aamir Khan… Film, 1994 yapımı Forest Gump’un Hint uyarlamasıymış bu arada… Elinde golgappasıyla Laal Singh Chaddha sıcak bir başlangıç yaptı. Trende otururken karşısındaki yolcuya karşı teklifsizce doğumundan itibaren hikâyesini anlatmaya başladı. O anlattıkça, trendeki dinleyicileri artıyordu. Film, Hindistan civarında 100’den fazla mekânda çekilmiş. Hindistan’ın son 40 yılının siyasi ve tarihi vakalarına değinildiği filmde; 1984’te Başbakan Indira Gandhi’nin Sih korumaları tarafından suikasta uğrayarak öldürülmesi, ülke içinde başlayan çatışmalar, ilan edilen olağanüstü hâl, olağanüstü hâlin kaldırılması neticesinde halkın mutluluğu ve 1999’daki Kargil Savaşı, 2008’deki Bombay saldırıları gibi önemli olaylara ana karakterimiz Laal’in hayatındaki geçitler olarak tarih verilmeksizin değinilmiş. Filmde Laal, zekâ seviyesi olarak zayıf görünüyor ama bazı özellikleriyle hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Bir kere Laal, müthiş koşucudur ve koşuculuğunu da çocukluk aşkı Rupa’nın ‘koş Laal koş’ komutuna borçlu… Yukarıda vurgusunu yaptığım Forrest Gamp’ta da böyle bir komut varmış, sonradan izledim. Duygusallıkla mizahın iç içeliği Hint filmlerinin olmazsa olmazı… Filmin birkaç saniyesinde SRK da bize sürpriz yapıyor ki; SRK’cı olarak çok mutlu oldum bu ayrıntıdan… Filmin iyiliği kötülüğü bana düşmez, ehli değilim AMA bazı noktalarda rahatsızlığımı belirtmek için bu yazıyı kaleme aldım.

Laal, zihnen zayıf zannedilen hatta çevresinde ‘aptal’ diye isimlendirilmiş. 7-8 yaşlarında yürüyemez, okullara kabul edilmez. Köyün çocukları tarafından hor görülür, hatta taşlanır. Laal, yukarıda bahsettiğimiz trende çocukluğunu anlatırken savaşlardan ve Hindistan’da Müslüman ve Hintliler arasındaki çatışmalardan bahseder. Film, bu bahiste Müslümanları; insanları diri diri yakacak kadar canavar olarak gösterir… Şöyle ki: Laal ile annesi, Hint filmlerinde sık sık gördüğümüz üç tekerlekli araçta (tuktuk) giderken ellerinde meşaleler taşıyan kalabalık bir grup tarafından önleri kesilir. Tuktukun şoförü kadına, çocuğu hemen buradan kaçırmasını söyler. Onlar kaçar, kalabalık Müslüman grup da adamı yakalayıp aracını devirirler; adamı da ateşe vereceklerdir. Bu azgın çoğunluk tüm güçleriyle çocukla annesini aramaktadır. Çünkü çocuğun saçının ön tarafında bir topuz vardır ve tülbentle örtülüdür. Sih ritüellerinden biri olsa gerek… Güya o tülbent takılı olduğu için Müslümanlar, o çocuğu ve annesini yakalayacaklardır. Annesi saklandıkları yerde bir cam parçasıyla Laal’in saçlarını keser. Hindistan’da böyle bir şey olmuş mudur, bilmiyorum. Olmuşsa bile benim burada eleştirdiğim konu; Müslümanların Hintlilere zulmettiğini en yakıcı şekilde göstermelerine rağmen, Hintlilerin ne yaptığına hiç değinilmemesi… Hintliler Müslümanlara hiç karşılık vermedi desek bu da mümkün değil. Zira hem mantık hem tarih bunu reddeder. Geçmişe bakın, İmam-ı Rabbani zamanına bakın. Bu çatışmalar yüzlerce yıldır var. Sihlerin askerîleşmesi 1500’lü yıllara dayanıyormuş. Dolayısıyla çatışma; iki taraf arasında yaşanmış, iki taraf da yakmışlar, yıkmışlar. Zaten bu durum filmde anlatıldığı gibi olsaydı, Müslümanlar Pakistan olarak ayrılmaz, Müslümanlar Hintlileri kovalarlardı… Müslümanlar evvelden günümüze azınlığı oluşturmuşlar. Hindistan haberlerine bakın; Hintliler camileri yıkıyor, Müslüman erkekleri dövüyor, öldürüyorlar. Hint film piyasası öteden beri Müslümanları zalim, cahil, kıyıcı göstermeyi seviyor.

Hindistan Pakistan savaşında Laal de ordudadır. Laal’in bağlı bulunduğu birime yanlış bir istihbarat verilmiş. ‘6 Pakistanlı terörist var’ denilerek dağlık bir araziye gönderilmişler. Meğer tuzak kurulmuş. 6 kişi denen grup, bir taburdur ve bu taburun komutanının ismi Muhammed’dir. Çatışma başlamıştır ve Laal, bu çatışmada askerdeki en yakın arkadaşı Bala’yı kaybetmiştir ama silah arkadaşlarından beşini ve bombardımanda yaralanan düşman komutanı Muhammed’i onun Pakistanlı olduğuna vs bakmadan sırtında taşıyarak kurtarır. Güya aptal ya! Muhammed ise her şeyin farkındadır ve onu kurtaranın Hintli bir asker olduğunu bildiği için belinden çıkardığı silahla Laal’i vurmaya çalışmaktadır. Bir dakika bir dakika! Bu sahne bana Fanaa’yı hatırlattı sanki! Bereket ki; Muhammed’in silahının mermisi bitmiştir, vuramaz. Burada duralım:
Öldürmeye gelenlerin dahi huzurunda dirildiği yüce peygamberimizin isminin bu komutana verilmesi, tesadüf müdür acaba? Devam edelim… Aynı hastanede tedavi altına alınan Laal ve Muhammed’in beraberlikleri daha sonra da devam edecektir. İki bacağı kopan Muhammed, tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuştur ve hayata küsmüştür, durmadan içki içer. Hatta Muhammed, hayatını kurtardığı için Laal’e küfürler ettiğini vs söyler… Bir ayyaşa, tertemiz peygamberimizin isminin verilmesi ne anlama gelir acaba?

Sıtma hususu…
Laal, hayattaki tek dayanağı olan annesinin sözünden hiç çıkmaz. O ne derse onu yapar. Üniversite yıllarında iç isyanlar çıkar ve annesi de Laal’i korumak adına isyan var, kargaşa var demeksizin; isyan ve kargaşanın da bir salgın gibi yayıldığı vurgulanmak istendiğinden olsa gerek; ‘sıtma var, odandan dışarı çıkma’ diye tembihler. Laal ise annesinin sözüne uyarak odasından hiç çıkmaz. Muhammed ile Laal, ilerleyen zamanlarda ticarete atılırlar ve işleri büyüterek çok zengin olurlar. Sonra bir gün Muhammed, Pakistan’la ilgili bir haber görerek dininden ve milletinden soğur, yaptıklarından pişman olduğunu Laal’e söyler. Burada iki ortak konuşurken -diyalogu tamamen hatırlayamasam da- dinin bir ‘sıtma’ olduğu vurgusu yapılır. Hintliler mazlum, Müslümanlar zâlim. Müslümanlar kıyıcı, Hintliler kıyılan… Tuzak kuran Müslüman, kendini kurtarmaya gelen Hintli. Kurtarmaya gelen Hintli’yi öldürmeye kalkan da Müslüman… Din hususunda Pakistanlı dininden soğuyor, sıtma vurgusu yapılıyor. Güzel hikâye…

Abbas Haji karakteri…
Laal’in kilise okulunda okurken Rupa isminde bir çocukluk aşkı vardır. Üniversite yılları da dahil hiç ayrılmamışlardır. Rupa’nın tek hayâli film aktrisi olarak meşhur olmak, zengin olmak… Laal onu kayıtsız şartsız çok sever. Hatta Rupa’ya yaklaşan herkesi tokatlar. Rupa da onu sevdiğini ama farklı olduklarını, onun meşhur olmak istediğini söyler. Laal orduya katılır, Rupa ise Bombay’a gidecektir. Rupa burada Abbas Haji isminde bir mafyaya teslim olur. Maksadı Abbas aracılığıyla film aktristi olmak ama sonuç tam bir hayâl kırıklığıdır. Abbas’ın koynunda yıllarını geçiren Rupa, intiharın eşiğine gelir. Kimin, kimin koynunda olduğu bizi alakadar etmez ama bu filmde zinakârın, katilin, mafyanın, çok affedersiniz karılarla yatıp kalkan, onları kirli emellerine alet eden adamın adının Abbas olması yani bu adamın Müslüman olması da mı tesadüfidir? Filmde bir tane Müslüman olup da iyi olan yok!
Hayret, değil mi?

Ayık olalım. Film izleyelim elbet ama filmlerin hepsine inanarak filmin bir parçası olmayalım!

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Parçalı Umutlu

12 Ağustos 2022 akşamı çok kıymetli bir dostumla sinemaya gittik. Biraz heyecanlıydım, zira b...

Nesrin Abla ve Huzurun Kokusu

12 Ağustos 2022 akşamı çok kıymetli bir dostumla sinemaya gittik. Biraz heyecanlıydım, zira b...