Sıradaki içerik:

İstanbul’da Bir Hayır Kurumu: Darülaceze

e
sv

Kutlu Bir Kuruluş

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye Nasihati adında bir metin vardır, Oğul, insanlar vardır, şafakta doğar, gün batarken ölürler! Diye başlayıp Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. ALLAH YARDIMCIN OLSUN. şeklinde biten. Uzunca bir nasihattir bu Şeyh Edebali tarafından Osman Bey’e yapılan. Yol aydınlığı olması maksadıyla söylenmiş sözler, öyle bir aydınlatmıştır ki o yolu, yol uzamış, uzadıkça, genişledikçe üzerinde atılan her adım tarihte derin izler bırakacak bir medeniyetin adımlarına dönüşmüştür. Adım adım ilerleyen, ilerledikçe büyüyen, büyüdükçe tarihler aşan bir nama ulaşan Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecine baktığımızda siyasi birtakım olaylardan bahsetmeden önce, en derine inerek, ulu bir çınarın köklerine değinmek istiyorum. O köklerde, geçmiş mefhumunun sağlamlığı vaat ettiği şeyler var. Maneviyat var, ilahi olanla beslenen köklerin sağlamlaşmasına vesile olan hissiyatlar var.

Osmanlı’yı Osmanlı yapan, Osman’ı Osman Bey yapan mihenk taşları olan isimler var. O isimlerden biri yukarıda ismi geçen Şeyh Edebali’dir. Şeyh Edebali, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucularından sayılırken Osman Bey’in de hocası, onun rehberidir. Onun yetişmesinde önemli katkıları olmuş, hatta devlet adım adım kurulurken oluşturulan kurallarda Osman Bey’in danıştığı yegane isim olmuştur. 1326’da 100 yaşını aştığı bir yaşta ölünceye dek manevi rehberliğine devam etmiş, devletin kuruluşunda oynadığı manevi ve fikri bu rehberlik devletin temelleri atılırken göz ardı edilemeyecek bir etki yapmıştır. Öyle ki o etkinin Osmanlı’nın kuruluşundan çok sonraki zamanlarına kadar devam ettiği görülmektedir.

Ey oğul! Beysin… bundan sonra öfke bize uysallık sana. Gücengeçlik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana… demiş yukarıda bahsettiğimiz Şeyh Edebali Osman Bey’e. Peki kimdir, Osman bey? Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Bey, nüfus bakımından en büyük Türk topluluğu olan Oğuzların bir kolu olan Kayıların başında bulunan Ertuğrul Bey’in en küçük oğludur. Bilindiği üzere, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kapısı Türklere açılmıştır. Kayılar da diğer Türk boyları gibi Anadolu’ya göç etmiş ve ilk olarak Doğu Anadolu Bölgesi’ne yerleşmişlerdir. Zamanla artan Moğol baskı ve saldırıları neticesinde rotalarını batıya çevirmişlerdir. Bu dönemde Kayıların başında bulunan Ertuğrul Bey, Sivas yakınlarında Moğol-Selçuklu arasındaki mücadelede Selçuklu ‘ya yardım etmiş, bunun üzerine Anadolu Selçuklu sultanı Alâeddin Keykubat, Ertuğrul Bey’e şükranlarını sunarak Karacadağ ve çevresini hediye etmiştir.

Ertuğrul Bey, daha sonra batıya doğru harekete devam ederek, Bizans sınırlarına gelmiş, Söğüt dolaylarına Aşağı Sakarya Havzasına yerleşmiştir. Alâeddin Keykubat Söğüt ve çevresini ona yurt olarak vermiştir. Ertuğrul Bey, kışları Söğüt’te yazları Domaniç’te geçirir. Zaman zaman Bizans’a akınlar da düzenlemiştir. Uç beyi olduktan sonra dahi Ertuğrul Bey, Selçuklu ’ya karşı vefayla hareket etmiş isyan yerine Selçuklulara bağlı bir uç beyi olarak varlığını sürdürmüştür.

“Halka hizmet, Hakka hizmet” düsturuyla hareket eden Ertuğrul Bey, hak ve adaletiyle Osmanlı Devleti’nin doğuşuna liderlik etmiş diyebiliriz. Zira elli sene beylik yapan Ertuğrul Bey, oğlu Osman’a küçük bir beylik, tecrübeli kumandanlar ve iyi bir nam bırakmıştır. Osman ise miras olarak devraldığı bu şeyleri büyüterek, çoğaltarak aldığından daha fazlasını kendinden sonrakilere aktarmıştır. Osman Bey’in Kayı boyunun başına geçtiği yıllarda Bizans’ın Anadolu toprakları üzerindeki kontrolü büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Bu nedenle Bizans tekfurları bulundukları bölgelerde bağımsız bir hükümdar gibi davranıyorlardı. Osman Bey, bu merkezi otorite zayıflığından yararlanarak topraklarını Batıya doğru genişletme siyaseti izlemişti. 13.yy’ın ikinci yarısına tekabül eden bu dönemde, gaza anlayışının etkin olması bu politikanın gerekçesidir. Osman Bey’den itibaren gaza anlayışıyla şekillenen fetih politikaları sonucunda Osmanlı kuruluş aşamasında ve ilerleyen zamanlarında hızla büyümüştür. Osman Bey’in gaza anlayışıyla fethettiği ilk yerin İnegöl civarındaki Kulaca Köyü olduğu söylenir. 1288’e gelindiğinde ise akınlarına devam eden Osman Bey, Bizans tekfurunun elinde bulunan Karacahisar’ı fethetmiştir. Bunun üzerine Selçuklu sultanı Osman Bey’e sancak gönderdi ve Osman Bey de uç beyi olarak öne çıkmaya başladı.

Karacahisar’a yerleşen Osman Bey, burasını harekât merkezi olarak belirledi. Daha sonra Sakarya Nehri’nin kıvrımı üzerindeki İznik’e giden kalelere akınlar düzenledi.  Ancak buralarda herhangi bir fethe girişmedi fakat tekfurları kendisine bağlayarak itaat ettirdi.

1290’da ise Moğol Hanlığında başlayan taht kavgaları İran’da siyasi bir karışıklığa neden olmuş, bu istikrarsızlık Anadolu’ya da sıçramış ve kargaşaya yol açmıştı. Batıdaki Türkmenlerin bağımsız harekete geçmesi Bizans’tan arazi fethederek yeni beylikler kurması bu karışıklık döneminde başlamıştı. Moğol baskısıyla batıya ve uç bölgelere yerleşen Türkmenler 13.yyda baskı azalınca yavaş yavaş Selçukluyla ilişkileri keserek yarı bağımsız siyasi birlikler meydana getirdiler. Bu durum elbette ki Osman Beyi de etkileyecekti. O da bağımsızlığını ilan edecek ve yepyeni, köklü bir kuruluşa imza atacaktı.

Ve… Yıl 1299, yer Bilecik, Osmanlı Devleti’nin tohumlarının ekildiği topraklar. Osman Bey, bu toprakları fethederek, bağımsızlığını ilan etmiştir. Beyliğini sağlamlaştırmak maksadıyla da Osmanlı’nın ilk şeyhülislamı olan Dursun Fakih’e kendi adına hutbe okutmuştur. Zira bu, bir bağımsızlık göstergesidir. Bağımsızlık ilan edildikten sonra Marmara Bölgesindeki fetihlere hız verildi. 1300 yılında Yunhisar, Yenişehir ve İnegöl alındı. 1302’de de Bizans tekfurlarıyla Bafeon (Koyunhisar) Savaşı yapıldı ve kazanan Osmanlı oldu. 1308’de Karahisar alındı. Bu dönemde fetihlerle beraber beylikten devlete doğru yöneliş kendini diğer alanlardaki oluşumlarda da göstermiştir. İlk tımar, kadı ataması, para basımı ve vergi alınması teşkilatlı bir oluşumun göstergesidir. Osman Bey döneminde görülen bu, fetih ve teşkilatlanma hareketleri, Osman Bey’den sonra gelenler tarafından da devam etmiştir.

Örneğin Osman Bey’den sonra başa geçen Orhan Bey zamanında Bursa, İznik, Gemlik, İzmit alınmış; Karesioğulları ve Çimpe Kalesi alınarak ilerleme ve büyüme devam etmiştir. İlk saray, cami yapılmış; divan, medrese, vezir ataması, müderris ataması vs. gibi ilklerle devlet teşkilatlanması yönünde çok büyük ve hızlı adımlar atılmaya devam etmiştir. Velhasıl, Ertuğrul Bey’den Osman Bey’e kalan miras, nesiller boyunca aktarılarak, asırlara hükmeden bir cevhere dönüşmüştür. Ulu bir çınar, benzetmesi yapılır Osmanlı için. Benim için de öyle. Bilecik ve Söğüt topraklarında kök salan, evveliyatında köklerini Ertuğrul Bey’in sağlamlaştırdığı, Şeyh Edebali ve Dursun Fakih gibi âlimlerin rehberliğiyle beslenip büyüyen, kuruluş yoluna baş koyan Osman Bey gibi bir cengâverle dallanan ve ardından gelenlerle arşa kadar uzanan ulu bir çınar… “Yıkmak kolay, yapmak zordur derler.” Zor olanı seçenlerin, kuruluşu kurtuluş olarak görüp, ilmini, imanını yoluna yoldaş eyleyenlerin tarih sahnesinde aldıkları roller, ne hoş yazılmış öyle. Yazana, nasip edene şükür olsun.

Bir de yazan, yazdırır da elbet.

Ne yazdırmıştı Yaradan (c.c) hatırlayalım:

“Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.”

“Dön bir bak! Âlim ne söylemiş, ne söylemişse manayı bul onda. Bul ki unutanlardan olma, hele ki unutulanlar kervanına hiç girme.” diye yazayım ben de naçizane, bu da, benim nasibim olsun diyerek…

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.