Sıradaki içerik:

Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Topraklar

e
sv

Kuşlara Takılıp Gidiyor Aklım / Cahit Zarifoğlu

avatar

Arzu Gülsoy

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 7 dakika)

ZARİF İNSAN

Kendi dilinden…

“1940’ta Ankara’da doğdum. Rahmetli babam hakimdi. Bu vesile ile çocukluğum Güneydoğu’da geçti. İlkokula Siverek’te başladım. Maraş ve Ankara’da bitirdim. Ortaokula ise Kızılcahamam’da başladım, liseyi Maraş’ta tamamladım. Aslen Maraşlıyım.

Ceddimiz 300 yıl kadar önce Kafkasya’dan Maraş’a gelip yerleşmişler. Bunlar üç kardeşmiş ve içlerinden birinin adı Zarif’miş. İşte bizim aile bu Kafkasyalı Zarif’ten geliyor. Daha çok bu sebeple olacak Kafkasya’yı çok seviyorum.

Edebiyata lise yıllarında şiir ve kompozisyonlar yazarak başladım. Usta hikâyeci Rasim Özdenören, şair Erdem Beyazıt, şair Alaaddin Özdenören ile aynı sıralarda okuduk.

Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdim.

Öğrenciliğim sırasında çalışmak zorundaydım. Muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştım. Bu yüzden tahsilim biraz ağır aksak ilerledi. Bütün bunlar zarfında vazgeçmediğim, değişmeyen, istikrarlı bir yönüm vardı, o da şairliğim ve yazarlığımdı.

Bir yerde çok titiz bir insanım, bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindeyim, ama her şey zihnimde benim de şaştığım bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun. Çekmecelerde öyle. Ama söyleyin bir şey onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatımda öyle. Bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine programlanmışımdır. Şiiri de ne zaman yazacağımı bilmiyorum. Memur gibi. Durum öyle gerektiriyor.

Sezai Karakoç Ağabeyin yayınladığı Diriliş dergisinde şiirlerim yayınlandı. Ağabeyin sohbetlerinden ve yazdıklarından çok şeyler öğrendik. Her anlamda bizim hocamızdı. Yetişmemizde çok büyük faydası oldu. Sonra Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayınladığı Edebiyat dergisinde yazdım. 1976’dan itibaren ise ben, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Akif İnan ve Nazif Gürdoğan’nın kurucuları olduğu Mavera dergisinde şiirlerim, bir-iki hikayem, senaryo çalışmalarım, günlüklerim ve “Okuyucularla” ismini

verdiğimiz sohbetlerim yayınlandı. Birkaç yıldan beri ise roman çalışıyorum. Bunlardan ilki Savaş Ritimleri 1985’te yayınlandı. Ayrıca çocuk edebiyatı dalında kitaplar yazdım.”

*Sohbet, Olcay Yazıcı, Türkiye, 10 Mayıs 1986

Aristo Cahit

Şiirleriyle kırlarda çiçekler açtıran, her gece uyumadan önce eksik kalmasın diye çocuklara masal kitapları yazmayı ihmal etmeyen güzel adam, Cahit Zarifoğlu’nun hayat hikayesi…

Bazen insanın kalbi ne çok meyilli acının peşinde bir ömür sürüklenmek için can atmaya. Halbuki hayat ne kısa, kuşlar ne de güzel uçuyor…

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu 1940’da Ankara’da Maraşlı aile Şerife Hanım ve Niyazi Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde ailesi ona “Abdurrahman Cahit” adını verir. Hakim babasının görev yerinin sıkça değişmesi ailesinde sorunların yaşanmasına neden olur. Sorunlar neticesinde annesi ve babası ayrılır. Bir nevi babasız büyüyen Zarifoğlu annesi ile kalır. “Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum.” der bir şiirinin dizesinde. Zor bir çocukluk geçirir. Bunların en başında anne ve babasının ayrı olması ve eğitimini farklı farklı yerlerde tamamlaması gelir. Siverek’te başladığı ilkokulu Maraş ve Ankara’da tamamlar. Kızılcahamam’da başladığı ortaokulu da Maraş’ta tamamlar. Lise eğitimini yine Maraş’ta alır. Gelecekte edebiyat dünyasında birer isim olacak kişilerle aynı lise sıralarında yer alır. Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören ve Erdem Beyazıt ile aynı sıraları paylaşır.

Sessiz, içine kapanıktır Zarifoğlu. Suskunluğu arkadaşları tarafından zaman zaman yanlış anlaşılmalara neden olur. Çünkü arkadaşları yanlarında olmasına rağmen sohbetlerine katılmaz, umursamaz görünür. Bu suskun ve sürekli düşünceli hali karşısında arkadaşları Zarifoğlu’na “Aristo Cahit “ lakabını takarlar. Umursamadığı ve sessiz kaldığı olayları Zarifoğlu şiirlerine, günlüklerine yansıtır. Bu durum arkadaşları tarafından ilerleyen dönemlerde şaşkınlıkla karşılanır.

Artist Cahit

Cahit, artık “Aristo Cahit” diye anılıyor ve de çağrılıyordu. Ancak o taşkın halleri ona bir lakap daha getirecekti.

Bir gün Necip Fazıl Kısakürek’in evinde bir sohbet meclisi kuruldu. Herkes dikkat kesilmiş üstadı dinliyordu ki elini ayağını nereye koyacağını kestiremeyen Cahit, ayağa kalktı ve üstadın konuşmasının ortasında evin içinde dolaşmaya başladı. Gayet rahat bir tonda adımlarını atarken Necip Fazıl’ın kitaplığında durdu ve plaklarını karıştırmaya başladı. Üstattan duyacağı söz gecikmedi: “Ya hu burada muhteşem bir konser varken, sen notalarla meşgulsün, Artist!”

O gün, Necip Fazıl’ın dilinden dökülen “Artist” sözü, Cahit Zarifoğlu’nu anarken kullanılan ikinci lakabı oldu.

Cemal Süreya’ya hayran bir öğrenci

Cahit, lisede olduğu gibi üniversitede de şiirler yazmaya devam ediyordu. Cemal Süreya’ya ise hayrandı.

Cemal Süreya, dönemin en bilinen şairlerindendi. Uçlarda bir yerlerde yaşamaktan keyif alan Cahit, Süreya’ya bir mektup yazdı. Net bir şekilde dile getirmişti isteğini. Çünküİstanbul’a döndüğünüzde sizinle ev tutup birlikte oturabilir miyiz?” diye yazacak kadar emindi kendinden. Ne istediğini biliyordu.

Süreya, o sıralar Paris’teydi; bunaltılı bir ruh halindeydi. Bu genç adamın az buçuk ölçüyü kaçırmış mektubunu okuduğunda şaşkınlığını kendine sakladı ve bir cevap vermedi. Ancak Cahit Zarifoğlu bir gün tanınıp da öldükten sonra şunları yazacaktı günlüğüne:

“Cahit Zarifoğlu ölmüş. Bugünün adı bu olacakmış.

İyi şairdi. İlk şiirleri de iyiydi. Sezai Karakoç çevresinden. Daha yüz yüze gelmeden, 1962’de bana, Paris’e bir mektup yollamıştı. Adresimi Sezai Karakoç’tan almış. Saklamamışım o mektubu.

Zarifoğlu, o sıra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenci. Yurtlardan sıkılmış herhal, İstanbul’a dönüşümde, birlikte ev tutup oturmayı öneriyordu mektubunda. Bende bir tuhafım o günler. Bir ölçüsüzlük görmüştüm bu öneride. O ara otuz yaşı dönmüşüm. İyi sayılan bir aylığım var. Ne yani, bu çocuk öğrenci hayat koşuluna mı indirmek istiyor beni?

Dönüşte yeniden tanıştık. Zaman zaman vapurda, yolda, Sezo’nun (Sezai Karakoç) evinde, bürosunda karşılaştıkça konuşurduk (ama her şeyden)”

Cesaret

Edebiyatla haşır neşir olan arkadaşları ve kendisinin edebiyata ilk adımı okul dergisi olan “ Hamle” ile atılır.

O yıllarda uçuş, güreş kulübü gibi başka ilgi alanları ile de uğraşır. Alâeddin Özdenören, Zarifoğlu için “ Şiir gibi güreş tutardı.” der.

Lisenin son yılında Rasim Özdenören’in mezun olup İstanbul’a gidişiyle grupları dağılır. Bir dönem Maraş’ta hiç arkadaşı kalmaz ve çetin bir yalnızlık geçirir. Daha sonraları İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde yüksel tahsile başlar.

Üniversite yıllarında şiir yazmaya yoğun vakit ayırır. Maraş’ta birlikte olduğu arkadaşlarıyla bir araya gelir ve “Açı” isminde bir dergi çıkarır. Bu tek sayılık bir deneme olarak kalır. Zarifoğlu “Yeni İstiklal” gazetesinde “Abdurrahman Cem” ismiyle şiirlerini yayınlatır.

Üniversite yılları edebiyatı bir yana Zarifoğlu’nun kendini bulduğu yıllardır. Yakın arkadaşlarının şaşkınlıkla karşıladığı cesaret isteyen işlere kalkışır. Öyle ki denizi çok seven Zarifoğlu sırf deniz sevgisinden deniz motoru kiralayan birinin yanında bir yazını karın tokluğuna çalışarak geçirir. Denizi doyasıya yaşayan Zarifoğlu o çevre ile uzun yıllar görüşmeye devam eder ancak bir durum vardır ortada ilginç olan. O kişiler Zarifoğlu’nun gerçek kimliğini bilmezler. Herkes Zarifoğlu’nu Cem ismiyle tanır. Alâeddin Özdenören bir gün “ Yahu, sen bu insanlarla nasıl oluyor da bir arada oluyorsun, bundan haz duyuyorsun? Seni tanımıyorlar bile…” der. “Sizin o entelektüel ortamınız bana sıkıntı veriyor.Ben o sıkıntıdan kaçıyorum, siz hep aynı şeyleri tekrar ediyorsunuz. Onlarsa burada capcanlı yaşıyorlar.” diye karşılık alır Zarifoğlu’ndan…

İlk kitabı üniversite yıllarında çıkar: İşaret Çocukları (1967)

Cesaret isteyen işler dedik ya Almancasını geliştirmek için Almanya’ya gider, Avrupa’yı otostopla gezer.

Sezai Karakoç hocamızdı

Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç’un kurduğu “Diriliş Dergisi’ nde şiirlerini yayınladı. Zarifoğlu, Sezai Karakoç için “Ağabeyin sohbetlerinden ve yazdıklarından çok şeyler öğrendik. Her anlamda bizim hocamızdı. Yetişmemizde çok büyük faydası oldu” dedi. Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayın yaptığı edebiyat dergisinde yazmaya başladı. 1976’dan itibaren, Mavera dergisinde şiirleri, hikayeleri, senaryoları ve günlükleri yayınlandı. Zarifoğlu daha sonra savaş ritimleri ve çocuk edebiyatı dalında da kitaplar yazdı.

 Mavera Dergisi

Üniversitenin ardından doktora yapmak ister ama maddi zorluklar neticesinden eğitimi yarım kalır.

Maddi zorluklar üzücü şeyler yaşamasına neden olur. Askere giden Zarifoğlu’nun ödeyemediği öğrenci kredisi babasını ve kendisine kefil olan arkadaşını zor durumda bırakır. Bazı yazıları Zarifoğlu’ndan habersiz öğrenci kredisi borcunu ödemek için telif karşılığı yayınlanır. Elinden hiçbir şey gelmez.

Asker dönüşü arkadaşları ile birlikte 1976’da Mavera Dergisi’ni çıkarmaya başlarlar. Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören, M. Akif İnan ve Nazif Gürdoğan Mavera Dergisi’nin kurucularıdır.

Mavera Dergisi, Zarifoğlu’nun şiirde ustalaştığı dönemdir.

Cahit Zarifoğlu şiiri

“Şair Cahit Zarifoğlu’nun dünyası sanatıyla özdeş. Birbiriyle çelişmiyor. Zarif bir insan, aynı zamanda şiirlerindeki gibi… İnsanı kimi zaman şaşırtıyor, kimi zaman olağan bir duruş sergiler. Yazı hayatının çoşkunluğundandır bu durum. Yazı hayatındaki o kapalılık sanatına da yansır. Kendisini kolay kolay ele vermez, ele avuca sığmaz bir özgünlüğe sahip. Bunu bile isteye yapmıyor. Doğasında var. Kişiliğinin yansıması…”

*Cahit Zarifoğlu’nun Dünyası, Zarif Şair Cahit Zarifoğlu, Ali Haydar Aksal

İlk şiir kitabının başına gelenler

Gökyüzünde uçmak istiyor, güreş tutuyordu. Yine de hayatındaki en özel ve önemli şey, şiirdi. Bunların yanında resim ve müzikle de ilgilendi; ancak o bir şairdi.

Para kazanmak için de çalıştı elbet. Öğrenciliği zamanında çalışmak zorunda kaldığında, sayfa sekreterliği yapmıştı. Bir yandan da Diriliş Dergisi’nde şiirlerini yayımladı.

1976’dan sonra da kurucusu olduğu Mavera Dergisi’nde şiirlerini, hikayelerini, günlüklerinden seçkileri ve senaryo çalışmalarını yayımlayacaktı. Hatta “Okuyucularla” adını verdiği bir de sohbet köşesi vardı.

Bunlar dışında farklı zamanlarda İlkokul Öğretmen Vekilliği ve Almanca Öğretmenliği yaptı. Mavera’dan sonra TRT Genel Müdürlüğü’nde Mütercim Sekreter olarak da bulunacaktı.

Ve bir gün ülkenin “Yedi Güzel Adam”ından biri olacaktı…

Ancak şu an bir şair olduğuna göre, sanatının ilk meyvesini dalından koparmaya başlamalıydı. İlk şiir kitabını hazırladı; ona, “İşaret Çocukları” adını vermişti. Baskıya yollarken, bu kitabın ekonomik anlamda sonunu getirdiğinin farkında değildi.

Evet, tüm parasını bu kitaba yatırmıştı ve yaşayacağı talihsizlik ona anlatılsa kahkahalarla güler de inanamazdı. Kitabının çok az bir kısmını dağıtmıştı ki, geriye kalan büyük bir kısmını da aracı olan bir arkadaşının dayısının yazıhanesine bıraktı. Aslında sadece emaneten bırakmıştı. Birkaç ay boyunca kitaplarını almayan Cahit, geri döndüğünde hepsinin dayı tarafından ısınmak için sobada yakıldığını öğrendi.

Yanan tüm emeği, değeri, gözünün nuruydu…

Cahit Zarifoğlu evlendi

Cahit’i kendisini içine hapsettiği yalnızlıktan tutup çıkarmak o kadar kolay değildi. Necip Fazıl gibi bir üstat ona dokunana kadar da kimseye bu konuda en ufacık bir kapı aralığı dahi bırakmadı.

Necip Fazıl, Cahit’in dibe doğru çeken hayatının yönünü gökyüzüne çevirdi. Uçmak için illa pilot olması şart değildi; bunu, ona yaşayarak öğretti.

Necip Fazıl, önce Cahit’e uygun bir eş düşünerek başladı. Onun için en uygun kadın kesinlikle Necip Fazıl’ın hocası Abdülhakim Arvasi’nin soyundan gelen Berat Hanım idi. Necip Fazıl, Cahit’i yanına kattı ve Van’a gittiler. Ya koşullanmış olarak gittiğindendi ya da bu, ilk görüşte aşktı. Cahit, yıllardır sadece kendine ayırdığı kalbine Berat’ın aşkını kattı da geldi.

Hemen nikahları kıyıldı ve tabii ki şahitleri de Necip Fazıl oldu. Bu evlilik ona, Ahmet ve Betül adında iki güzel çocuk kazandırdı. Emin olduğu tek şey, o babası gibi bir baba olmayacaktı…

Eşine duyduğu sevgiyi belki hemen oracıkta, kalbine, aklına düşüp yar olduğu anda şiire döktü Cahit Zarifoğlu…

Ey Berat Hanım!

Dersen ki,
“Bu ne zalim adam
Halimi bilmez, halden anlamaz.
Küçük bir şeyi mesele yapar” 
-Ne büyük yalan- 
Doğrusu var hakkın 
N’etsem n’apsam
Kollarını bilezik
Boynunu kordon
Ayağını hal hal donatsam
Yine hakkın kalır.

Çocuklara Masallar

Cahit Zarifoğlu, çocuklara düşkünlüğüyle de biliniyordu. Belki kendini kollarına bıraktığı yalnızlıkta, çocuk yanını hep canlı tutmak istiyordu. Büyüdüğünü kabul etmek istemediği her an, onu herkes çocuk olarak tanısın istiyordu.

Çocuklar için birçok masal kitabı yazdı. Belki içindeki baba boşluğunu tüm çocuklara ucundan kıyısından babalık ederek doldurmak istiyordu. Başarıyordu da. Sadece kendi çocuklarının değil, tüm çocukların sevgilisi olmuştu.

Yıllar sonra bu durumdan bahsederken Erdem Beyazıt, “Bizim çocuklarımız, bizden çok ona yakın” diyecekti…

Ölüme düşkün rüyalar içinde

Cahit Zarifoğlu, çocukluk ve gençlik yaşlarını kaçırsa da olgunluk yaşlarında sesi ve mutluluğu yakalamıştı. Ancak sadece yıllardı ruhunda her şey onarılmışa benziyordu. Belki de gerçekten bir kadını sevmekle başlıyordu her şey sevgi iyileştiriyordu…

Ancak sonra bir sessizlik daha oldu. Bu kez sevenlerinin kulaklarını sağır etti bu sessizlik ve kalplerine düştü elem Cahit Zarifoğlu, pankreas kanseri olmuştu…

Günden güne eriyordu. Bir süre sonra yataktan da çıkamaz oldu. Başta mesken tuttuğunu söylediği yatağını, artık cehennemi olarak adlandırıyordu.

Dostları, sevdikleri gün aşırı ziyarete geliyordu ve Cahit, kimse kötü olduğunu anlamasın savaşı veriyordu. Hele çocuklara hep, hep gülümsüyordu. Ancak hastalığı ilerledikçe ilerledi ve ziyaretine gelen Erdem Beyazıt’ın elinden tuttu ve “Erdem!” dedi; “Kırlarda çiçekler, artık bensiz açacak”…

Artık uykuları ölüme yattığı rüyalarla bölünüyordu. Sürekli terler içindeydi. Bir gün yine acı dolu uykusundan uyandı aniden. Karşısında dostu Rasim Özdenören duruyordu. Sanki onu bekliyormuş da bulmuşçasına, Rasim!” dedi; “Bir rüya gördüm. Necip Fazıl, bana ‘Yirmi beş yıl sonra burada buluşacağız’ dedi”…

Cahit Zarifoğlu vefat etti

Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl’a büyük bir hayranlık ve saygı duyuyordu. Babasına karşı ısıtamadığı içi, onun karşısında eriyordu.

4 yıl önce üstadını kaybettiğinde, babasını kaybetmiş gibi dağlanmıştı ruhu. Şimdi gördüğü rüyasıyla kendisine bir mesaj veriyordu işte. Ancak Cahit Zarifoğlu, rüyasının ya da ağrılarının rehavetinden olsa gerek tam hatırlayamıyordu belli ki rüyasını.

O, 25 yıl diye duymuştu ama Necip Fazıl 25 gün demiş olacak ki, Cahit Zarifoğlu, rüyasının üzerinden 25 gün geçtiğinde hayata gözlerini kapadı. Dostuna da söylediği gibi, artık kırlarda çiçekler onsuz açacaktı…

Sessizliğin, yalnızlığın kollarında geçirdiği yıllarının üzerine yazdığı şiirler ve çocuklara bıraktığı masallarla bir Cahit Zarifoğlu geçti bu dünyadan…

Yedi Güzel Adam Kimdir?

Bir uzun şiir. Kısım kısım yayınlanan. Çokça sorulan, merak edilen bir edebiyat olayı haline gelen, edebiyat ortamını çokça meşgul eden Cahit Zarifoğlu şiiri. Kim bu Yedi Güzel Adam? Esasen anlaşılamayan bir durum demek daha doğru olur.  Cahit Zarifoğlu’nun şiiri uzun solukludur. Şiirleri nehir gibi akar. Yedi Güzel Adam şiiri bu ve benzeri soru kalıplarına ve soyut-somut kavramlara sıkıştırılmamalıdır. Önemli olan şiirin kendisidir. Bu durum şiirin alanının yok edilmesi anlamına gelir. Yedi Güzel Adam güçlü bir imgelemedir. Özgün bir şiirdir. Cahit Zarifoğlu genç yaşta hayata veda etmemiş olsa muhtemelen Yedi Güzel Adam şiiri devam edecekti.

Yedi Güzel Adam, şiirdir.

Yedi Güzel Adam, destandır.

Yedi Güzel Adam, liriktir.

Yedi Güzel Adam, bir metafordur.

Yedi Güzel Adam, şiiri okuyan okurun şiirde ne bulduğudur.

Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu’nun kendisidir.

Günümüzde kitapları

 Yedi Güzel Adam, Yaşamak, Şiirler, Hikâyeler Zarifoğlu’nun başlıca kitaplarıdır.

Çocuk Kitapları: Serçe Kuş, Ağaçkakanlar, Katıraslan, Yürekdede ile Padişah, Gülücük, Küçük Şehzade, Motorlu Kuş, Kuşların Dili ve Ağaç Okul

“Burası dünya! Ne çok kıymetlendirdik,

 Oysa bir tarla idi; ekip biçip gidecektik.”

Cahit Zarifoğlu

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.