Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Kulluk Notum Kaç?

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Yaşanılan bir olay, durum, yapılan bir etkinlik, oynanan bir oyun ya da görülen herhangi bir cisim… Hayat serüveni içerisinde karşımıza çıkan her şeyin tek bir görüntüsü veyahut tek bir manası olamaz hiçbir zaman. Olanın ya da bakılanın, içinde bulunulan durum her ne ise, değerlendirirken muhatap olduğu kişi kadar manası ya da görüntüsü vardır. Mesela bir cisim olarak baktığımızda kalem; kimi için uzun bir çubuk, kimi için delici sivri alet, kimi için yazma aracı, kimi için hayat kaynağı, kimi için ise; Rabb’in Kudret Eli; ‘Nun ve Kalem’e ve yazdıkları şeylere andolsun ki…’ (68 / Kalem-1) manalarında değerlendirilir. Kişinin muhatap olduğu şeylerin elle tutulur ve herkes tarafından kabul edilen genel manasının yanında bir de muhatabının kendinden getirdikleriyle yorumlayıp zihin dağarcığına gönderdiği bir manası vardır. Yani doğru tektir, haklı tektir diye büyük büyük çabalamalarımız bazen gücünü yitirebilir. Her insan bir dünyadır. O dünya içindekilerle diğer dünyaya bakar ve çoğu zaman ayna misali hep kendinden bir şeyleri de katarak görür karşıdakini, her ne ise.

Uzun ve karışık yapmış olduğum kavram karmaşasından sonra sözü asıl konuya doğru sürükleyeyim. Mevzu karneler. Bu ayki derdimiz ‘karne’ de diyebiliriz. Çünkü ümmetin derdini dert edinmişlerin durağında bulunmaktayız. Ee karne kimin derdi? Karne düşük notlu öğrencinin ve annesinin derdi. Babasının derdi demeyeceğim.

Genelde babalar pek dert etmez karneyi. En çok anneyi tutar tasası. Biraz anne oluşunun getirdiği merhamet hali ile evladının geleceğinden endişe duymasından biraz da genelde çocuk ve dersleri ile ilgilenmeyi kendine görev edindiğinden görevini yerine getirememiş ya da eksik olarak yerine getirmiş bir mahçubiyetle dert ediniverir. Tabi çocuğun derdine de dert katmayı ihmal etmez.

Eğitim-öğretimin bir yılının daha sonuna geldik malum. Anaokulu dahil, her 4 yılı bitirmiş yavrumuz cübbelerini giyip keplerini savurdular göklere. Hayatının ilk kepini eğitim-öğretim hayatının 16. yılının sonunda gökle buluşturmuş biri olarak, benim için manası ‘bitti beee, merhaba hayat ben geliyorum, merhaba dünya; hoşça kal körüklü, hoşça kal sürekli artan ders hayatı’ manalarına gelmişti. (Ders hayatının daha da artarak devam edeceğini hesap edememişim.) Tabi bu benim işgüzarlığımda olabilir. Gerçi kepini havalandıran 4. Sınıf öğrencisine ne hissettiğini sorduğumda ‘eğlendikkk yeaaa, okuldan kurtulduk, 3 ay tatile girdik’ cevabından sonra ‘Merveciğim işgüzarlık değilmiş’ diyerek kendimi teselli ettim.

Sosyal medyadan hepimiz başarılı karne sahiplerini tanıdık. Bir de paylaşım yapamayan anneler nedeniyle az buçuk durumunu tahmin ettiğimiz karne sahiplerini de tanıyoruz. Yaklaşık 9 aylık bir maraton sonrası neler öğrendikleri ölçülüp puanlandırıldı çocukların.

Her birini teker teker tebrik ediyor ve şunu hatırlatmak istiyorum. Hayatlarında iyi yerlere gelen, belli bir başarı yakalamış insanlar okul notları çok da yüksek olanlardan oluşmuyor. Notlar tabiî ki belirleyici ancak bir yere kadar. Önemli olan disiplinli çalışmayı öğrenmiş ve hayatlarına geçirmiş olmalarıdır. Ahlak güçlendiğinde, çalışma disiplini kazandırıldığında başarı da yavaş yavaş peşimizi takip edecektir.
İşte burada ‘karne’ kavramının ne farklı manalara geldiği gözümüze çarpıp girişteki anlam karmaşasını anlamlandırmaya başlıyoruz. Karne, öğrencilerin bazısının, görmek bile istemediği, hemen yırtılıp atılması gereken bir kağıt, kimisi için çerçeveletilecek kıymetli bir evrak; kimisi için çalışma hayatının başlangıcı, kimisi için 3 ay yatış, kimisi için ise aynı tempoda geçecek yaz kurslarının başlangıcı… 5 kardeş uyudukları odada yerde ders çalışan öğrenci ile odasında, masasında, eğitmeni başında ders çalışan öğrencinin aynı kulvarda değerlendirilemeyeceği gibi her 100 puan başarılı kabul edilirken her 40’ın başarısız olduğu da kabul edilemez.

Annelere acizane karne konusunda tasalanmayı bir yana bırakıp ‘Kulluk Notum Kaç?’ sorusu ile çocuklarını tanıştırmalarını tavsiye diyorum. Başarının, ahlak ile güçlendirilmediği takdirde, işlerin failinin Allah olduğunu unutturma gibi bir işlevi de olabiliyor. Bu sebeple özellikle de karnelerini sosyal medyada takip ettiğimiz velilerin, diğer bir deyişle başarılı öğrencilerin velilerinin özellikle bu soru ile de ilgilenmeleri ve başarının olumsuz seslerini susturmaları gerekiyor. Karne notu düşük olan bir öğrenci belki annesinin hayal ettiği kabiliyette doktor, öğretmen ya da sağlıkçı olamayabilir. Hem toplumdaki geçerli olan bu meslekler mi? Herkes öğretmen, doktor olduğunda, toplumdaki diğer hizmet alanlarında kimler çalışacak?

Biraz da şuradan bakmaya çalışsak: Notu düşük olduğundan dolayı zanaat ile ilgilenen birinin topluma nasıl bir zararı olur? Bence ne kendisine, ne ailesine ne de topluma hiçbir zararı olmaz. Aksine faydası olur. Sadece kendi meslek grubuna yakın bir çevresi, ahbapları, zevkleri, sosyal ilişkileri olur. Peki, karne notları son derece iyi, toplumda birincil sınıf hizmet alanlarında görev almış, eğitimli ancak ahlaken zayıf birinin kime nasıl bir faydası olur? Bu söylediklerim karne notu düşük zanaatle uğraşan birey için de geçerlidir. Ahlak gelişmediğinde bu bireyin de topluma olmadık zararları olacaktır. Meseleyi fayda-zarar odaklı değerlendirmemin nedeni toplumda mesleklerin hizmet olarak kategorilendirilmesinden kaynaklanmaktadır.
Ve ‘Kulluk notum kaç?’ kulaklarda her daim olması gereken sorudur. Elbet okul puanlarımız çok iyi olsun. Ama kulluk notunu da yabana atmayalım. Hepimizin toptan kulluk notları çok iyi olsun. Sonra bazımızın okul notları en yükseğinden olmasa da olur ☺ Hem Kulluk Notu’nun Sahibi çok cömert ve merhametli. Sadece biraz gayret etmemizi, sevmemizi ve istememizi istiyor. Küçük bir çabalama ile bu okulu başarı ile bitirmek kaçınılmaz sonuç olacaktır.
Rabb’imin Tevfik ve inayeti ile ahlakımızı güzelleştirip kulluk notumuzu yükselttiğimiz bir dönem diliyorum.

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.