Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Kula Bela Gelmez Hâk Yazmayınca, Hâk Bela Yazmaz Kul Azmayınca

avatar

Yusuf Duru

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Sevgili okurlar. Ankara’da başlayan ekmek zammı furyası, kısa sürede tüm ülkeye yayılacak gibi görünüyor. Geçtiğimiz günlerde Ankara fırıncılar odası hammaddeye ve imalat şartlarına yapılan zamlardan dolayı ekmeğe zam yapmak zorunda olduklarını açıkladı.

Bundan güç alan İstanbul Fırıncılar odası başkanı da aynı tarzda konuşmalar yaparak ekmek üretiminin artık eskisi kadar kolay olmadığını, şartların zorlaştığını, fırıncı esnafının da düşünülmesi gerektiğini vurgulayan ve her şeye zam yapıldığı için ekmeğe de zam yapılması gerektiğini savundu, zam oranlarını bile açıkladı ve hükümetten talepte bulundu.

Geçtiğimiz yıllarda şahit olduğumuz olaylardan biri idi. Arap ülkelerinden birinde ekmeğe zam yapıldığı için insanlar ayaklanmışlardı. Uzun yıllar Almanya’ya gidip geldim, orada da ekmek fiyatları hep aynıydı. Şimdilerde nasıl bilmiyorum.

Ancak bu durum bana Harun Reşid ile Behlül Dânâ hazretleri arasında geçen bir muahereyi hatırlattı. Sizlerle bu yazımızda onu paylaşıp üzerine biraz konuşmak istedim.

Harun Reşid, Behlül ile karşılaşır. Behlül her zaman olduğu gibi insanlara konuşmakta, yaptıkları yanlışları yüzlerine uygun bir dille söylemekte, nükteli sözlerle onları uyarmaktadır. Harun bir miktar dinler, sonra yanına yaklaşır konuşması bitince. Der ki; “Ey Behlül, bu böyle olmaz. Bak insanları ikna kabiliyetin çok iyi gel sana bir iş bulalım. Bize yardımcı ol, yönetimde bizimle birlikte ol.” Behlül Dânâ, Halifenin yüzüne bakar, görür ki samimidir isteğinde “Peki” der.

Bunun üzerine halife Behlül’e çarşı ağalığını teklif eder. O da kabul eder. O gün itibariyle mühürlü, tasdikli mazbatasını alır ve görevine başlar. Kendi kendine derki önce şu fırıncı esnafından başlayalım.

Çarşıda rastgele bir ekmek fırınına girer. Mazbatayı gösterir, çarşı ağalığı gereğince fırınını denetleyeceğini söyler. Hamurun yoğurulduğu yere bakar kir içindedir. Hamur teknesinin içinde birkaç gün öncesinden kalmış hamur kalıntıları, sağ da solda atılı paçavralar, yerlerde un kalıntıları. Hasılı sıkıntılıdır ortam. Sonra fırıncının kendi temizliğini kontrol eder ki, o daha berbattır. Birde tezgahtan rastgele aldığı ekmeklerden bir kaçını tartar, ekmek olması gerekenden eksik tartıdadır. Döner fırıncıya sorar, “İşler nasıl efendi, durumun ne alemde.”

Fırıncı açar ağzını yumar gözünü. Şikayet şikayet üstüne. Para kazanamadığını, çoluk çocuğunun sürekli hasta olduğunu, bir evinin bile olmadığını, onun bunun evinde kirada oturduğunu, bir türlü düze çıkamadığını söyler.  Behlül sorar “Kaç yıllık fırıncısın” adam yirmi yılı aşkındır bu işi yapıyorum diye cevap verince tebessüm eder ve hiçbir şey söylemeden çıkar gider.

Birkaç sokak ötede başka bir fırıncı esnafının dükkanına girer. Aynı denetlemeleri orada da yapar. Hamur yoğurulan yeri inceler ki ne görsün. Adeta bal dök yala. Tekne tertemiz, her şey pırıl pırıl ilk günkü gibi, yerler de bir tek habbe una yada ekmek kırıntısına rastlamak ne mümkün. Fırıncının kendiini kontrol eder. Elleri tertemiz, tırnakları muntazam kesilmiş, yüzü gözü nurlu gencecik bir esnaftır.

Tezgahtan rastgele birkaç ekmeği tartar, hepsi olması gerekenden fazla ağırlıkta gelir. Fırıncıya sorar bunlar niye ağır. Fırıncının cevabı enteresandır. “Efendim biz fırıncı esnafıyız. Bizden herkes ekmek alır. Eksik hamur tartıp da tanımadığım bilmediğim insanların vebaline niye gireyim. Buradan kazandığım parayı çoluk çocuğuma rızık olarak götürüyorum. Allah muhafaza onların sıkıntıya girmesini istermiyim.” Deyince Behlül aynı soruyu ona da sorar. “Kaç yıllık fırıncısın” diye. Cevabı güzeldir. “İki yıldır bu işle uğraşıyorum. Hamdolsun. Evlendim, evimi de aldım. Birkaç altında biriktirmeye başladım. Çok şükür Rabbimin verdiğine” diye cevap verir.

Behlül orada yorum yapmaz ve doğruca Harun Reşid’in yanına gelir. Önce mazbatayı, sonra mühürü teslim eder ve der ki;

“Ey Harun, çarşının ağası varmış. Benden önce hem ekmekleri, hem gönülleri tartmış. Herkesin tuttuğu yola göre hesabını da kesmiş. Bana iş kalmamış ki. Al mührünü de mazbatanı da senin olsun.” Demiş.

Buradan haraketle yaşadığım ömür boyunca bizimde fırıncı esnafından dostlarımız oldu. İnanın hiç birinin rahat ve huzurlu bir hayatının olmadığına şahit oldum. Müşteki idiler. Darlıktan, sıkıntıdan, maddi sıkıntılardan sürekli şikayetçi idiler. Anadolu tabiri ile “ekmekçiden abad, kavak dalından asa olmaz” ifadesinin hikmetini gerçekten gözlerimizle gördük.

Tabi bu esnafın içinde hakkıyla çalışan, işini dürüst bir şekilde yapan ve kendisini sürekli gözetleyen bir Rabbin olduğunu bilenler müstesna.

Kanuni yaptırımlardan ve insanların kontrolünden korkup, kendisini sürekli gözetleyen ve bir gün yaptıklarının hesabını mutlaka soracak olan Hakkın varlığını göz ardı eden insan, yalnız kaldığı zaman her türlü haksızlığı yapmaya müsaittir.

Hazreti Şahı Nakşibend (K.S.) der ki, “Bir sultanın huzuruna girdiğin zaman unutma ki ondan dala yüce, daha büyük ve daha kudretli bir sultanın seni gözetlediğini, gördüğünü ve söylediğin her şeyi duyduğunu, kalbinden geçirdiklerini, geçireceklerini bildiğini ve senin daha çok sorumlu olduğun bir sultanın varlığını unutma ki doğru konuşabilesin.”

Duvarlarında büyük büyük okulların diplomaları asılı olan, isimlerinin önünde kocaman ünvanları olanların, kanun ve hukukun kendilerini takip edemeyeceğini zannettikleri zamanlarda yaptıkları onca haksızlığın hesabının sorulmayacağını zannetmeleri ne büyük bir gaflettir.

Öğrendikleri ilmi, çalıştırdıkları zekayı sadece dalavere için kullananlar bilmelidirler ki ölüm kendilerine şah damarlarından daha yakın. Öğrendikleri ilmi ruhlarına işleyemeyen insanların durumu tahtadan ata binmiş çocuğa benzer.

“İlmin ruha işleyebilmesi, zekanın filiz vermesi demektir.”(alıntı)

Cenabı Hakk azze ve cellenin insanın malına, mülküne, sahip olduklarına, makamına, şanına, isminin önündeki titrine, ünvanına bakmadığını herkes bilir söyler. Ancak uygulamaya gelindiği zaman makam, mevki, mal, mülk sahiplerinin gönlü devreye girer. İşte o zaman gecenin karanlığında bile olsa nur’mu, yoksa kızıl kor mu anlaşılır.

Vesselam.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.