Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyûbî

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Ailesi, nesep ve aşiret olarak Kürtlerin eşrafından sayılan ve en büyüklerinden olan Hizyani soyundan olup, Ravadiyye adı ile bilinir. Bu kabile Azerbaycan’ın hudut uçlarında bulunan “Duvin” köyünde meskûndu. Ravadiyye’ye Selahaddin’in babası Şazi’nin oğlu “Eyyûb” nisbet edilir. Selahaddin’in babası Eyyûb b. Şazî Bağdat’ta, Selçuklu valilerinden Mücahidedin Behruz’un idaresine girer. O da Eyyûb’u Tekrit Kalesi’ne komutan tayin eder, kardeşi Şirkuh Esededdin’i de kendisine yardımcı olarak atar. Selahaddin Eyyûbî, hicri 532, miladi 1137 yılında Bağdat ile Musul arasında yer alan Tekrit Kalesi’nde dünyaya gelmiştir. Kale, Dicle nehri üzerinde kurulu, muhkem ve sarp bir kale olmasıyla bilinir. Sultan Selahaddin çocukluk yıllarının bir kısmını Balbek’te geçirdi. Bu yıllar ömrünün en mutlu ve mesut dönemi sayılır.

Farklı okullarda kıraat, kitabet, Kur-an’ı Kerim’i ezberleme ve buna ilave olarak âlimlerden gramer dersleri alır. Binicilik, harp ve cihadla meşgul oldu. Siyaset ve idareciliği öğrenip, görev ve sorumluluk yüklendi. Amcası Esededdin Şirkuh ile Haçlı ve Mısır ordularına karşı yaptıkları savaşlarda, Selahaddin’in cesaret, tecrübe, siyaset, savaş, harp sanatındaki ustalığı ve eşsiz bir şahsiyet olduğu ortaya çıkar. Fatimî Halifesi El-Adıd tarafından otuz iki yaşında vezir olarak atanır. Bundan dolayı Fatimî devletinin gölge ve himayesinde çalışan devlet adamlarından pek çoğunun kıskançlık ve çekememezliklerine hedef olur. Sultan Nureddin’in vefatından sonra, Şam başta olmak üzere idaresindeki bazı yerlerde karışıklıklar meydana gelir. Selahaddin’in Suriye’de olan bitenden haberi vardı. Şam halkı karışıklığı giderebilecek tek şahsiyetin Selahaddin olduğunu bildiği için, kendisi Şam’a davet eder. Bu davet üzerine Mısır’dan ayrılan Selahaddin, hicri 570, miladi 1174 yıl Rebiülevvel ayında Şam’a ulaşır. Öncelikle Şam kalesi içindeki mal ve hazinelere el koyar. Bunları toplumda sosyal adaletin gerçekleşmesi, cehalet, sefalet ve hastalıklara karşı kullanılmak üzere İslami adalet ve Kur’ani öğretiye göre ehil olan ihtiyaç sahiplerine dağıtır. Şam’da adaleti tesis ettikten sonra, Humus, Hama ve Haleb’i fetheder.
 
Nureddin’in vefatından sonra, Sultan Selahaddin; İslam dünyasını, idaresi ve sancağı altında birleştirmeye çalıştı. Bu amaçla önce Yemen, sırasıyla Barka, Trablus ve bugünkü Tunus’un bir kısmını fethetti. Bu fetihler Kudüs’ün fethine uzanan yolun adeta habercisi niteliğindedirler. Hicri 486 yılında Fransız Rahip Petross Nasık Kudüs’ü ziyaret eder. Döndüğünde papa ile görüşür, haçlı seferleri için görüş birliğine varılır. Papa önce Kuzey İtalya’da Belizans’ta bir toplantı yapar. Sonra Fransa’da Klirmon’da bir toplantı yapar ve Konstatiniyye’de (İstanbul) buluşmak üzere anlaşılır. Anadolu’da Kılıç Arslan’ı mağlup eden haçlı ordusu, sekiz aylık bir kuşatmadan sonra Antakya’yı da ele geçirir.

Kudüs’e doğru yol olan haçlılar, bir aylık işgal sonrası yetmiş bin Müslümanı katlederek; hicri 492, miladi 1099 yılında Kudüs’ü ele geçirirler.
 
“Beyt-il Makdis haçlıların elinde iken ben nasıl olur da sevinir, beslenir ve uykunun tadına varabilirim?” diyen Sultan Selahaddin, ordularıyla Şam’dan ayrılır ve haçlılarla ilk karşılaşması Hıttin’de gerçekleşir. Hıttin’de haçlıları hüsrana uğratan Selahaddin, Akka limanına yönelir. Akka ve civarındaki Tibneyn, Sayda, Cübeyl, Beyrut şehir merkezleri ve kaleleriyle birlikte Askalan’ı da fetheder. Haçlı imdat kuvvetlerini engellemek için Kudüs’ün karşısına bir hisar inşa eder. Ardından Remle, Darum, Gazze, Beyt-i Lahm ve Natrun’un teslim olmasıyla Beyt-il Makdis’e yürür.
 
Sultan Selahaddin Beyt-il Makdis’e kötü bir muamele yapmak istemiyor, bunun için Kudüs’e barışla girerek, binalarını kuvvetlerine yıktırmamayı tercih ediyordu. Kudüs ahalisine şartları üzere teslim olmaları için elçiler göndererek şöyle dedi: “Sizin inandığınız gibi ben de tam bir iman ile Kudüs’ün Allah’ın evi olduğuna inanıyorum. Allah’ın evine saldırıda bulunarak hisara eza etmek veya hücum ederek zarara uğratmak emelinde değilim.” Frenkler bu teklifi reddetti. Bunun üzerine Selahaddin savaş ve savunma yoluyla şehri ele geçirmeye karar verir. Sultan Selahaddin’in bir haftaya varmayan mukavemeti karşısında Kudüs, 2 Ekim 1187 tarihinde fethedilir. Frenkler sulha yanaşır ve kırk gün içerisinde şehirden çıkmak, erkekleri için on, kadınlar için beş ve çocuklar için iki dinar fidye vermek, veremeyen ise esir kalmak şartıyla anlaşma yapılır. Sultan Selahaddin anlaşmanın bu şartını yerine getirmez, haçlılara şefkat ve ihsanla muamelede bulunur.

Hicri 14 Sefer 589 yılında Şam’da, Mekke’den dönen hacıları karşılamak için beklediği sırada “sarı humma” hastalığına yakalanır. Hastalığının on ikinci günü miladi 4 Mart 1193 tarihinde ruhunu rabbine teslim eder.
 
Kudüs Fâtihi, ölüm döşeğindeyken, emri gereğince şehre dağılan münadiler, mızrağa geçirilmiş kefenini göstererek şu ibret yüklü sözü haykırmışlardı: “Ey ahali!.. Şarkın hâkimi Sultan Selâhaddin ölmek üzeredir. Ahirete ancak şu bez parçasını götürebilecektir. Öyleyse, Allah’a kullukta gevşeklik göstermeyin!..”
 
Şöhreti cihana mâl olan İslâm Mücahidi vefat ettiğinde, geride miras olarak bıraktıklarının dünya namına hiçbir değeri yoktu. Tüm mal varlığı şundan ibaretti: 1 Mısır dinarı ve kırk yedi Nasirî dirhemi. Koca Sultan, zühd ve takva içinde kâmil bir hayat sürmüştür. Dımeşk Kalesi’ne defnedilen Sultan Selahaddin’in naaşı üç yıl sonra oğlu Melik El-Efdal tarafından Emevi Camisi’ne yakın satın alınan ve makber olarak düzenlenen bir eve taşır.
 
Kaynak: Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubî
(Abdullah Nasıh Ulvân/Seçkin Yayıncılık 1992 Baskısı)

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir