Korkusuz Bir Milletin Şairi: Mehmet Âkif Ersoy

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Asırlardan öyle bir asır, dönemlerden öyle bir dönem ki tüm cihan savaşta! O ki cihanın mahşeri yirminci asır! Cihanda onlarca devlet, onlarca millet… Fakat bir tanesi var ki başka, bambaşka! Bir millet ki onlarca cephede onlarca düşmanla ayakta. Bir millet ki İslâm’ın son sancağını sinesinde taşımakta. Bir millet ki uzak – yakın, kadın – erkek, genç – yaşlı ayırt etmeksizin topyekûn savaşmakta. Ve bir ses! Bir ses geliyor o milletin bağrından, Anadolu’dan… “Korkma!”

Türk milleti ilk var olduğu zamanlardan bugünlere kadar nice öncüleri, hatipleri ve şairleri bünyesinde yetiştirmiştir. O şairler ve hatipler; sesleriyle, kalemleriyle sadece hitap ettikleri topluluğa değil kıtalara, asırlara seslenirler. Yüreklerinden çıkan hakikat ve coşku dolu sözler bir milletin hep bir ağızdan haykırdığı tek bir seda oluverir. İşte bizim coşku ile haykırdığımız o sedanın, İstiklal Marşı’nın şairi; yüreklerdeki coşkunun, sinelerdeki imanın eylemle vücut bulmuş hali Mehmet Akif Ersoy’da bu milletin yetiştirdiği, asırlara seslenen şair ve hatiplerin yegâne timsali olmuştur…

Çanakkale şehitlerimizi anacağımızda, I. Dünya Savaşı yıllarının dehşetini hatırladığımızda, o yılların sokaklarını, toplumun gerçeklerini zihnimizde tahayyül etmek istediğimizde dilimizin ucuna daima onun dizeleri gelir.

“Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”

Mehmet Akif öyle bir şairdir ki onun en büyük şaheseri yalnızca eserleri değil idealize ettiği değerleri de içinde barındırdığı şahsiyetidir. Onun sanatını, eserlerini anlayabilmenin yolu şahsiyetini anlayabilmekten geçer. Dürüstlüğü, ahlakı, İslami duyarlılığı, milli değerlere bağlılığı onu “vatan şairi” yapan değerlerin yalnızca birkaçıdır. Dizelerinde sıkça dile getirdiği ideal gençliği temsil eden “Asım’ın Nesli” kavramı tam da bu değerleri merkezinde barındırır. Ahlaki ve milli değerlerin ekseninden ayrılmadan, çağın gerektirdiği ilmi becerilerle donanmış aksiyon sahibi bir gençlik tasavvur eder Mehmet Akif. Kendisini de bu tasavvur doğrultusunda yetiştirmiştir. İslami ilimlerle ilgilenmiş ve hafız olmuştu. Arapça, Farsça ve çok iyi derecede Fransızca biliyordu. Aynı zamanda sporla da yakından ilgilenmiştir. İyi bir yüzücü ve güreşçidir. Devam ettiği veterinerlik okulunu birincilikle bitirmişti. Sadi Şirazi’nin Bostan ve Gülistan kitabını ezbere bilip ders verecek kadar güçlü bir edebi yönü vardı.

Mehmet Akif’in edebi hayatı, Veterinerlik Fakültesi’nden mezun olduktan sonra yedi beyitten oluşan “Kur’an’a Hitap” gazelinin Servet- i Fünun dergisinde yayımlanmasıyla başlamış oldu. 1 Dergilerden, meydanlara ve kürsülere, bir milletin bağımsızlığını topyekûn olarak kazanışının nişanesi olan İstiklal Marşı’nın yazılışına kadar uzandı yolculuğu. İlk yazmaya başladığı zamanlardan vefatına kadar hiçbir zaman hakkı müdafaa etmekten, hakikatleri haykırmaktan, yazmaktan, üretmekten geri durmadı.

Öyle ki siroz hastalığı çok ağırlaştığı ve vefatı yaklaştığı vakitlerde dahi yakın dostu Hasan Basri Çantay’a;  “Eğer hasta olmasaydım bu milletin çocuklarına ilk tahsillerinden itibaren güzel şiirler, İstiklal Harbi destanını nazmetmek istiyordum.” diyerek hala yazmak ve üretmek istediğini dile getirmişti. 2

Mezuniyetinden sonra bir vakit memuriyet görevlerine devam etti. Bir yandan da kalemiyle sürdürdüğü mücadelesine devam ediyordu. Dergilerde ve gazetelerde çevirileri, şiirleri neşrediliyordu. Bu dönemde en ünlü şiirlerinden olan Küfe ve Seyfi Baba şiirleri Sırat-ı Müstakim dergisinde neşredilmişti. Balkan savaşlarının neticesinde oluşan umutsuzluk ortamını dağıtmak için Fatih’te, Süleymaniye’de vaazlar verdi. Bazı incelemeler yapması amacıyla Berlin’ e gönderildi. Ardından yine çeşitli görevlerle Arabistan’a, Lübnan’a gitti. Şarkı da gördü garbı da… I. Dünya Savaşı’nın oluşturduğu atmosfer ve mütarekenin ağır şartları onun için önemli dönüm noktalarından biri oldu. O eylem insanıydı, duramazdı. İlk hedefi Balıkesir’di. Burada Zağanos Paşa Camii’nde Cuma hutbesinin ardından verdiği vaazda halka şöyle seslendi;

“Ey Müslüman!
Cihan altüst olurken seyre baktın, öyle durdun da,
Bugün bir serserisin, derbedersin kendi yurdunda!“

Mütareke yıllarında şehir şehir gezdi, meydanlarda gür sesiyle vaazlar vererek halkı yüreklendirdi. O bir yerde hakkı haykırıyor, dostları Sebilürreşat dergisinde onun sözlerini yayınlayarak sesini tüm yurda ulaştırıyorlardı. Bir dönem Burdur mebusu olarak görev yaptı. Kendini milletine hizmete adayarak şehir şehir dolaştı. Özel ricalar neticesinde İstiklal Marşı’nı yazdığında Ankara’da Tacettin Dergâhı’nda kalıyordu. Maddi sıkıntıları, borçları olmasına rağmen İstiklal Marşı için verilecek ödülü kabul etmedi.

Çünkü o milleti için yaptığı her şeyi yaşadığı topraklara, ecdadına bir vefa borcu olarak görüyordu. İstiklal Marşı ile ilgili en önemli yorumu şu oldu: “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!”

Savaş bitip yaralar sarılmaya başladıktan sonra Mehmet Akif’in kıymeti ve hatırası yavaş yavaş silinmeye başladı zihinlerden… Yapmış olduğu hizmetler, verdiği mücadeleler fikir uyuşmazlıkları nedeniyle göz ardı edilmişti.  Büyük hayal kırıklığına uğrayan Mehmet Akif, bu durum neticesinde Mısır’a gitti. Burada geçirdiği yıllar boyunca yüreğinde taşıdığı vatan sevgisi, vatan hasreti olup tutuştu içerisinde.  Siroz hastalığına yakalandıktan sonra vatan topraklarına döndü. Fakat bu vuslat ne yazık ki çok uzun sürmedi.

27 Aralık 1936 yılında vefat ettiğinde resmî şahıs ve makamların ilgi göstermediği şairinin cenazesi, Beyazıt Camii’nden üniversite gençliğinin ve halkın katıldığı büyük bir cemaatle kaldırılarak Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verildi. 3  Vefatının ardından seksen dört yıl geçen Mehmet Akif Ersoy’un, cenaze törenini o dönemlerde Mithat Cemal Kuntay şöyle anlatıyor: “Çıplak bir tabut geldi. “Bir fukara cenazesi olmalı” dedim. O anda Emin Efendi Lokantası’nın sahibi Mahir Usta, elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanımıştım. Al sancakla siyah Kâbe örtüsüne sarılan tabut, üniversite gençlerinin bir ürperme manzarası alan elleri üstünde gidiyordu.” 4

Vatan ve İslam şairi Mehmet Akif Ersoy hakkındaki sözlerimizi Orhan Okay’ın Mehmet Akif betimlemesiyle sonlandıralım: “Mehmet Akif hakkında yazılmış bütün biyografiler; yakınlarının ve hasımlarının yazıları; ona şairdir, değildir diyenler; gericidir, değildir hükmünü verenler, ortak bir noktada birleşirler:

“Akif, hayatı boyunca, belli ahlâkî prensiplerle yaşamış bir karakter adamıdır.”

 

KAYNAKÇA:

1.https://www.fikriyat.com/fikriyat-ozel/2017/12/21/mehmet-akif-ersoy-kimdir-mehmet-akif-ersoyun-hayati

2.https://www.fikriyat.com/galeri/edebiyat/mehmet-akif-ersoyun-istedigi-halde-yazamadigi-siir-ve-piyes/8

3.M. ERTUĞRUL DÜZDAĞ, M. ORHAN OKAY, “MEHMED ÂKİF ERSOY”, TDV İslâm Ansiklopedisi

4.D. Mehmet DOĞAN, “Vefatının 71. Yılında Mehmet Âkif Ersoy Bilgi Şöleni Mehmet Âkif Dönemi ve Çevresi” , Türkiye Yazarlar Birliği Yayınları, Mart 2008, ANKARA

5.https://www.fikriyat.com/galeri/edebiyat/mehmet-akif-ersoy-kimdir-mehmet-akif-ersoy-hakkinda-bilgiler/11

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir