Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Klavye Şovalyeliği

avatar

Yusuf Duru

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Absürd bir hikaye denemesi.

Tüm klavye şövalyelerine ithaf edilir.

Ortam çok sessizdi. Yüzleri çoğunlukla karanlığa düşen ve daire şeklinde sıralanmış on iki kişi ortada durmasını söyledikleri andan beri Emire bakıyorlardı. Emir gözleri bağlı olduğu için kimin kendisine baktığını ve ne için baktığını göremiyor, ancak tedirginlik emaresi de göstermiyordu. Çünkü buraya gelebilmek için çok çaba sarf etmiş, yıllarca emek harcamış ve nihayet “Şövalye Seçici Kurulu’nun karşısına çıkabilmişti.

Dairenin orta kısmına gelen yerdeki görkemli tahtta oturan ve yüzü diğerleri gibi karanlığa düşen uzun bir bekleyişten sonra konuştu nihayet.

“Şövalye adayı Emir, seni yaptığın üstün çalışma ve gösterdiğin kalıcı performanstan dolayı şövalyelikle taltif etmek için toplanmış bulunuyordu. Bugüne kadar twitter, instagram, facebook, flicker gibi tüm sanal ortamlarda göstermiş olduğun başarılı performansından dolayı bu ünvana layık gördük. Bundan sonraki hayatında klavye şövalyeliğinin yılmaz, yolundan şaşmaz, tüm provakasyon kurallarına harfiyyen uyan, infial uyandırmak için kurulca verdiğimiz kararlar doğrultusunda hızlı, aktif ve kalıcı paylaşımlar yaparak, her türlü baskı, tariz, taciz, küfür, hakaret neticesinde paylaşımını kaldırmayan, güvenlik güçleri, kolluk kuvvetleri, halk kuvvetleri ya da illegal güçler tarafından yapılacak tehditlerden yılmayarak, paylaşımının ardında kale gibi sapasağlam durarak cevvalliğini gösterecek olmandan dolayı bizler de çok sevinçli ve senin adına gururluyuz. Daha önce sana öğretilen ve ezberletilen, harfiyyen uyman gereken Klavye Şovalyeliği Kardeşlik Şartnamesine harfiyyen uyacağına bilgisayarın, beynin, namussuzluğun, pervasızlığın ve tutarsızlığın üzerine yemin eder misin?”

Emir büyük bir gururla göğsünü kabarttı. Gözleri bağlı olmasına rağmen nasıl bir heyetin önünde durduğunu tahmin edebiliyordu. Bu adamlar varlıklarıyla ortalığı karıştıran, infial çıkartan ve dünyadaki sosyal medyayı sallayan büyük parmaklı, büyük klavyeli ve çok büyük provokasyon yapabilecek kadar yürekli insanlardı. Onlarla birlikte olmak bile çok büyük bir onursuzluktu.

“Kabul ve yemin ediyorum” diye cevap verdi.

Büyük ve görkemli tahtta oturan yerinden kalktı. Önündeki sehpada, koyu renk çok parlak bir kadife kumaşla kaplanmış büyük bir tepsinin içindeki klavye şeklinde olan kılıcını aldı, emirin önce sol omuzuna, sonra sağ omuzuna ve daha sonra da önüne dokunarak “Seni tüm şerefsizler, provakatörler, onursuzlar, namussuzlar, infialciler, hainler ve hinler adına şövalye ilan ediyorum. Ben üstadı azam, fikri muazzam onursuz Onur olarak bu ünvana layık olduğunu ilan ediyorum. İtirazı olan varmı?” diye kurul üyelerine soruverdi.

Kimse olumsuz bir şey söylemediği için artık bir klavye şövalyesi olarak onurlandırıldığı kesinleşmiş oldu.

O günden sonra Emir evindeki sistemin birden bire değiştiğini hissetti. Bilgisayarı bir iken on olmuştu. Kendisine verilen talimatlar doğrultusunda yirmiden fazla fake hesap açmış, her hesabın ıp adresini farklı farklı yerden verebilmek için çeşitli yazılımlar geliştirmiş, geliştirilen yazılımları biraz daha revize ederek çok farklı sonuçlar elde etmiş ve başarısına başarı katmaya devam etmişti.

Gezi olaylarında attığı binden fazla twitle büyük lejyon savunucusu beratını almıştı. Sonra hükümetin tüm icraatlarını eleştirmek için geliştirdiği fikirler, kurduğu cümleler, attığı twitler ve diğer ortamlardaki mesajları ile kendisi yine büyük üstadın bir çok defa tebriğine ve teşekkürüne mazhar olmuştu.

O artık bir kahramandı. Türkiye Cumhuriyeti içine sızmış, gündüzleri halktan biri gibi görünen, geceleri ise, üstadı azam fikri muazzam büyük baş belası onur tarafından hediye edilmiş olan siyah pelerinini giyip, klavyesinin başına oturduğu zaman yazdığı kısa, özlü ve ortalığa karıştıran, provakosyon çıkarmak için birer ilaç gibi ahmaklar, cahiller, düşükler, şerefsizler, bilginler, proflar, siyasetçiler, gibi isimlerle gruplara ayrılmış diğer insanlar tarafından paylaşılan mesajları sanal alemdeki terörde çığır açıyor, örnek alınıyor, rehber ediniliyordu.

Artık o bu alçaklığın kitabını yazabilecek kabiliyette biri idi. Hatta emir de gelmişte Emire. Bu şerefsizliğin bir kitabını yazın ki, sizden sonraki nesiller de bu yolda nasıl ilerleyebileceklerini öğrensinler diye.

Kitap… kitap diye sayıklıyordu. O sayıklarken derinlerden bir yerlerden sesler gelmeye başlamıştı.

“Emir… Emir… Oğlum uyan. Emir kapıda birileri var seni soruyorlar.”

Emir gözlerini kırpıştırarak açtı. Gece sabaha kadar bilgisayarının başında oynadığı ve ara ara girip twitterden saldırdığı birilerine cevap yetiştirmekten dolayı kaçmış rengi ile yüzünü buruşturdu.

“Ne oluyor anne ya… kim onlar, bırakta biraz uyuyayım” diye mırıldandı.

Annesi

“kalk oğlum kalk, bilgi işlem müdürlüğünden mi, emniyet müdürlüğünden mi nerden gelmişler anlamadım seni soruyorlar” deyince Emirin şafak atıvermişti.

Yataktan fırlayıp hemen odasının kapısını örttü ve “Anne benim kaçmam lazım” diyerek pencereye doğru hamle yaptı uyku sersemi. Annesi hemen oğlunun kollarından tuttu. Telaşlanmıştı.

“Oğlum ne kaçması, sen ne suç işledin ki kaçıyorsun. Hem onuncu kattayız. Pencereye fırladın ama oradan nasıl atlayacaksın ki?” diye soruvermişti.

Kapının önünde resmi kıyafetli dört adam, siyah gözlükleri gözlerinde öylece Emiri bekliyorlardı içeriye girmeden. Annesinin kolunda kapıya geldiğini görünce,

“Emir Onursuz sen misin?” diye sordu en öndeki iri yarı esmer, kalın sesli adam.

Emir kekeleyerek “E…evet benim.”

Hemen cebindeki arama emrini çıkardı ve önce Emire, sonra annesine göstererek

“Türkiye cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğüne karşı takındığınız tavır ve sosyal medya üzerinden halkı kışkırtmak, asılsız bilgiler yaymak ve toplumu infiale sürüklemek suçlarından sizi göz altına alıyor, tüm bilgisayar sisteminize devlet adına el koyuyoruz.” Dedi.

Sonra arkasındaki adamlara dönerek “Cep telefonu dahil ne kadar teknik cihaz varsa tamamını alıyorsunuz. Emir bey bende” diyerek annesinin kolundan tuttuğu emiri kendi yanına sertçe çekti, yüzünü duvara yapıştırdı yine sert bir şekilde bir eli sırtında, diğer eliyle emirin ellerini arkasında birleştirip belinden çıkardığı kelepçeyi usta hareketlerle Emerin bileklerine geçiriverdi.  Bu sırada kulağına,

“Seni klavye şövalyesi seni. Devletin seni bulamayacağını mı zannettin. Senin rüyalarını bile denetliyor, aklından geçirdiğin tüm suçlamaları analiz edebilecek kadar bilgili ve tecrübeli sistem elemanlarımızla gerekli tedbirleri alıyoruz. İşte bu da aldığımız tedbirlerden birisi. Şimdi seni tıkacağız yedi kat yerin altına, zebanilerle birlikte cehennemde yanacaksın. Bakalım orada ne halt edip kime şövalyelik yapacaksın”

Emir bunları duyunca çığlık çığlığa “Hayır… hayır bırakın beni. Ben yedi kat yerin altına girmek istemiyorum. Hayır” diye bağırmaya başladı.

Kendi sesine ve bağırtısına kendisi uyanmıştı. Tam o sırada annesi kapıdan içeriye giriverdi. Telaşlı ve tedirgin gözlerle oğluna baktı. Kan ter içinde kalmıştı. “Emir oğlum, ne oldu? Kabus mu gördün?”

Diye oğlunun terden sırılsıklam olmuş saçlarını okşadı.

Emir “Anne çok kötü bir rüya gördüm. Beni klavye şövalyeliğinden tutukluyorlardı. Yedi kat yerin altına atıp zebanilerle yaşayacağımı söylüyorlardı.” Deyiverdi.

Annesi biraz kızmıştı. “A benim gerzek oğlum o kadar bilgisayar oyunu oynarsan olacağı bu rüyalarında bile şövalyelik yapıyorsun. Yeter artık ya yeter. Babana söyleyeceğim, o bilgisayarı ne yapacaksa yapsın.”

Emir ilk defa annesine itiraz etmemişti. Hala gördüğü rüyanın etkisi ile nefes nefese öylece yatağın içinde irileşmiş gözlerle karşı duvardaki bir noktaya bakıyordu. Birden baktığı yerde rüyasında gördüğü üstadı azam, fikri muazzam beliriverdi ve kalın, iğrenç ve metalik sesiyle

“Emir verdiğin sözleri ve yemini unutma. Yine geleceğiz” deyiverdi.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.