Kitap Tahlili - Hata Neredeydi? Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru

Kitap: Hata Neredeydi? Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru
Yazar: Bernard Lewis

Doğu mu Geriledi, Batı mı İlerledi?

Özellikle Doğu ve İslâm toplumları üzerine yaptığı araştırmalar ve verdiği eserlerle tanınan Bernard Lewis, “Hata Neredeydi? Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru” kitabıyla bizi bize anlatıyor. Lewis, İslâm’ın yükselişini, sonrasında Batı medeniyeti karşısında görece düşüşünü ve bunun nedenlerini etraflıca izah ediyor.

Karlofça: Yeni Durum

Ünlü tarihçi, 1699 yılını bir çizgiyle ayırıyor ve Osmanlının bu tarihten sonra tarih kitaplarında gördüğümüz şekliyle gerilemeye başladığını ifade ediyor. Ona göre söz konusu tarihte imzalanan Karlofça Antlaşması’nın imzalandığı yerden tutun antlaşmanın maddelerinin öncekilere benzemeyişi yeni bir durumun doğduğuna işaret ediyordu. Lewis’in analizinde Osmanlı’nın bu yeni durumun farkında olduğu ve aldığı önlemlerle buna göre bir refleks geliştirdiği belirtiliyor. Yani Osmanlı, “hata”nın nerede olduğunu aramaya epey erken başlamıştır diyebiliriz.

Karlofça sonrası için yeni bir durum dedik, oradan devam edelim… Osmanlı Devleti, 1699 öncesinde de Hıristiyan dünyasına karşı mağlubiyetler almıştı ancak derhal toparlanıp yeni seferlere çıkmış ve bunlardan zaferlerle ayrılmayı başarmıştı. Karlofça ve çok uzun sayılamayacak bir süre sonra imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması, işleyen Osmanlı sisteminde aksiliklere neden olmuş, bu iki anlaşma Osmanlı kırılganlığını artırmıştır.

Barış Masasına İki Sandalye Daha

Bernard Lewis, dışarıdan bir gözle Karlofça Antlaşması’na diplomasi açısından da bakıyor. Osmanlı Devleti’nin ilk defa cephedeki dezavantajlı durumu masada avantajlı duruma çevirmeye yönelik girişimlerde bulunmaya mecbur kaldığını söylüyor. Bu da yeni bir durum elbette. Çünkü Osmanlı Devleti, daha önce anlaşma masasına daima cephede zafer kazanan taraf olarak avantajlı bir biçimde yani galip taraf psikolojisini de yanına alarak oturur, alacaklarını alır ve masadan kalkardı. Fakat şimdi durum farklı ve Osmanlının konuşmayı pek de bilmediği bir dili konuşması gerekiyordu. Diplomasinin bu az bilinen fakat bilindiğinde bir sanata dönüşen ve çokça avantajlar sunan çetrefilli dilinden anlayan iki yabancı elçiyle anlaşıldı. Britanya ve Hollanda elçileri için barış masasına iki sandalye daha konulmuştu.

Yazar, dil alışkanlığıyla pek çok tarihçinin “gerileme” olarak kullandığı tabiri kullanmıyor ve buna “Avrupa ilerlemesi” diyor. Yani Osmanlının askeri anlamda silah gücü yerli yerinde duruyordu ama Avrupalılar boş durmuyor yeni icat ve deneylerle üstünlüğü en büyük düşmanından alıyordu.

İslâm Toprağı Kırım

Bu yıllarda devam eden Osmanlı-Rus mücadelesinin en yıkıcı olanı şüphesiz ki 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’yla bitenidir. Bu antlaşma, Kırım’ı yani çok uzun zamandır elde tutulan Müslüman bir memleketi kaybedişin de hikâyesini yazmıştır. Yazarın dediği gibi belki Avrupa’da çoğunluğunu Hıristiyan yerli nüfusun oluşturduğu toprakların kaybına “zor da olsa” dayanılırdı ama bir Müslüman toprağının Hıristiyanların eline bırakılmasına dayanılamazdı. Yüreklerdeki kor hâlâ sönmüş değildir. Üstelik denizlere hükmetmenin önemini göstermesi bakımından Karadeniz gücü için de bir tehlike ortaya çıkmıştır.

Batı Tipi Islahatlar

Bernard Lewis, Osmanlı’nın değişim, dönüşüm ve bir tarafıyla da “benzeme” arzusunun Batı taklidi olmasının yanlışlığına vurgu yapıyor. Avrupa’dan ithal edilen uzmanların yaptığı değişiklikler sorunları durdurmaya yetmemiştir. Yazar, burada bilindik isimleri zikrederek üstünkörü icraatlarını sıralıyor ve Claude-Alexandre Comte de Bonneval yani Humbaracı Ahmed, aslı Macar olan İbrahim Müteferrika, Baron de Tott ve İngiliz Mustafa gibi isimleri örnek olarak veriyor.

“Hata Neredeydi?” Batılıların Doğu, Doğuluların Batı algısına da değiniyor. Batılıların Doğu toplumlarını merakla araştırdığını, bunun için seyahatler yaptığını görüyoruz. Doğu, daima Batı ve Batılılar için merak edilen, görülmesi gereken ve anlaşılması gereken “öteki” uygarlık olmuştur. Ancak Doğu’nun Batı’yı merak etmediğini, Batı’yı görülmesi gereken bir yer olarak algılamadığını söylemeliyiz. İki uygarlık diplomasi, ticaret ve savaşlarla birbirleriyle etkileşime girmişlerdir. Doğu toplumlarının savaş dışında Batı toplumlarıyla “gönüllü” etkileşimi pek olmamıştır. Diplomasi ve ticaret tarafı daha çok Batı tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu da Doğu’nun bir hatası olarak değerlendirilebilir.

Tercüme Odası ve Sınıf Atlama

Karşı tarafla iletişim ve onları anlama çabası ilerleyen yıllarda söz konusu olmuş ve Osmanlı “Tercüme Odası” adıyla bir kurum ihdas edilmiştir. Tercüme Odası’nın tercümeler yapmak, birtakım bürokratik işlemleri gerçekleştirmek dışında sınıf atlatmak gibi bir vazifesi de vardı. Belki ilk planda bu amaçla kurulmadı ama sonrasında bürokrasiye “adam yetiştiren” bir kurum görevi de görmüştür. Tercüme Odası’nın yaptığı çalışmalarla Batı daha kolay incelenebilir ve anlaşılabilir hale gelmiştir. Bu noktada Batılılaşma yahut Batılılaşmama tartışmalarının güçlü bir şekilde yaşandığını söyleyebiliriz. Ancak bilinmesi gerekir ki halk kendi yaşantısına devam etmiş, bu konu sarayın konusu olmayı sürdürmüştür.

Kitap, genel çerçevede Batı’yı ve Osmanlı toplumu içinde yer alan ve bir şekilde Avrupalı güçlerin himayesinde olan tebaanın durumunu anlatıyor. Onlar, baskın iki kültür arasında daha açık bir sosyoloji içinde kalmışlardır. Osmanlı ya da Doğu toplumları ise kendi boyunduruğu altında bulunan millet, mezhep ya da unsurlardan bir şeyler öğrenmeyi birinci tercih olarak görmemiştir. Hıristiyan bir dünyayı anlamaya çalışmak ve görece başarıları değerlendirmek İslâm toplumları için kolay değildir. Doğu’nun daha önce küçümsediği Batı, kendi kendine yeten ve üstelik örnek olan bir medeniyet haline gelmiştir.

Kadına Bakış

Batı’nın ve Doğu’nun kadına bakışının anlatıldığı bölümde yazarın Batı’nın tüm ilerlemesini kadınlara verilen özen sonucu olduğuna yönelik ifadelerini ne Batı ne de Doğu hak ediyor. Biz biliyoruz ki cadılık iddiasıyla diri diri yakılan kadınlar tamamı sonradan eklenen Hıristiyan öğretilerinin kurbanıydı. İslâm dışı Doğu toplumlarında buna benzer uygulamalar olsa da İslâm toplumlarında bu uygulamalar görülmez. Üstelik Batı’da “Aydınlanma” olarak adlandırılan dönemde de bu tür vahşiliklere devam edilmiştir. Yazarın bilimsellik hususunda Batı’nın özellikle İslâm toplumlarından ve eserlerinden etkilendiğini, Batı’nın yeni çalışmalarını bunlar üzerine bina ettiğini “itiraf” ettiğini de ekleyelim.

Kronik Yayınları’ndan çıkan “Hata Neredeydi? Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru” kitabı uzun uzun Doğu ile Batı arasında medeniyet kıyaslaması yapmaya imkan veriyor. Yazarın konuyla ilgili dışarıdan ve kısmen tarafsız olarak yaptığı analizler her iki medeniyeti anlamamıza yardımcı oluyor.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Kitap Tahlili – Tarih Neye Yarar?

Kitap: Hata Neredeydi? Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru Yazar: Bernard Lewis Doğu...

Kitap Tahlili - Şarktan Mektuplar

Kitap: Hata Neredeydi? Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru Yazar: Bernard Lewis Doğu...