Kitap Okuma Kültürü

Yüce Rabbimizin, kâinatın efendisi Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) inzal ettiği ilk emri olan ikra; yani oku kelimesini, basitçe “okumak” şeklinde algılamamak gerekir. Okumanın çok derin manâsı ve kültürü vardır. Dinimizce okumak kültürünün kendine has bir tarzı vardır ki, bu insanın kendini okuması şeklinde de algılanabilmektedir. Kişi kendini bilince Rabbini de tanıyacaktır ki, Yunus Emre bunu; “okumanın manası, kişi Hakkı bilmektir!” şeklinde gayet veciz bir ifadeyle vurgular; aksi takdirde şu uyarıda bulunur; “Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru emektir.” Yani eğer okumak, bizi Hakka vasıl ediyorsa ve O’nu tanımamıza vesile oluyorsa, işte o zaman anlamını kazanmış oluyor. Aksi takdirde okuma emeği hebaen mensur bir zaman israfı haline dönüşmüş oluyor.

Bu tarz okuma “manayı harfi” ile okumaktır ki, her okuduğumuz şeyi Allah hesabına okumuş oluruz. Yoksa “manayı ismi” şeklinde okuma tarzı, okunan her şeyi Allah’tan bağımsız ve kendi adına okuma şeklinde olacaktır ki, Yunus’un vurguladığı boş emek işte budur. Manayı harfi ile; yani her okuduğumuzu Allah hesabına okuma tarzı gerçek okuma tarzıdır ki, bu okuma tarzı bizi gerçek ilimle buluşturur. İşte böyle okumak, insanların zihni melekelerini, cihanşümul anlayışını, empati, sempati yeteneğini, analitik zekâsını, hafızasını, gönül dilini, merhametini, şefkatini, kuvveyi cazibe ve dafia özelliklerini ve daha birçok özelliklerini geliştiren bir tarzdır.

Manayı harfiyle okuyan gerçek ilmi tahsil etmiş olacak olduğuna göre, gerçek ilim nedir o zaman? Bu konuda gerçek ilmi; Bediüzzaman, “İlmin başı, ilimlerin şahı ve padişahı iman ilmidir” diye tasvir eder. İman ilmini göz ardı eden ilim, ilim de değildir zaten. Sadece kuru bir malumattır. Merhum Akif’in dediği gibi;

“İmandır o cevher ki İlahi ne büyüktür…
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür”

Yani imansız adamın ilminin de bir kıymeti harbiyesi yoktur. Zira okuduğu ne varsa hepsi de Yaratan Rabbimizden bağımsız ve irtibatsız şeyler olacaktır. Bu irtibatsız şeyler ise, ya felsefî manada İlâhî hikmetten bihaber ya da nefsanî konular olacaktır ki, magazin haberler ve konular böyledir. Bir insan magazin haberlerini ve konularını okuyunca ikra emrine muvafık bir okuma olmuyor. Böyle bir şeyi okumaktansa okumamak evladır. Zira insanın manevi duygularını zedeleyen unsurlar, okuyanın âleminde manevî yaralar açmakta ve özenti belasıyla manevî huzurunu bozmaktadır.

O halde insan öyle eserler, kitaplar, makaleler, hikâye veya romanlar okumalı ki, onu hikmet dünyasında gezintiye çıkarmalıdır. Hikmetle olaylara bakan bir mümin ise feraset sahibi olur. Feraset sahibi bir insana manevî âlemler açılır. Bu konuda Rasulü Ekrem sallahü aleyhi ve sellem’den mealen şöyle bir hadisi şerif rivayet ediliyor. “Müminin ferasetinden sakının!. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16, Suyûtî, elĞCâmiu’s Sağir, 1, 24) Zira feraset, yaratılışın, dünyanın ve zamanın sırrını okuyabilme melekesidir. Feraset, mü’min olmanın sırrına vakıf olmaktır. Bu bağlamda mümin olmanın ne tür zorluklar ve sorumluluklar taşıdığını anlayabilmek ve kâinatın sırlarına vakıf olabilmektir feraset. Yine feraset, İslam yaşadığı hal-ü pür melali doğru okuyup, tahlil edebilmek ve bütün bu mazlum hallerden kurtulabilmenin yollarını üretebilmektir. Feraset, hem dünyayı hem de ahireti hesaba katmak ve ahirette neler yaşanacağını görebilmektir. Feraset, aynı zamanda muhsin olabilmektir; yani Allah’ın kendisini her an gördüğünü idrak edebilmektir. İşte böyle bir feraset sahibi Allah’ın nuruyla bakabilme kabiliyetine sahip olabilecektir. Allah’ın nuruyla bakan bir mümin ise, Allah’ın razı olduğu şekilde bakar. Okuduğu her ne ise, o okuduğu şey onu tefekkür dünyasına sevk eder. Tefekkür eden mütefekkir ise, âlemin yaratılışının gerçek sebeplerini bilir ve her emelini ve işini ona göre tanzim eder.

Diğer taraftan, kitap okuma kültürü, Batı Medeniyeti kıstaslarına göre değil; İslâm Medeniyeti kıstaslarına göre olmalıdır. Yani Batı Medeniyeti’nde pek olmayan ve İslâm Medeniyeti’nin esasını teşkil eden “edep” düsturlarıyla bezeli kitaplar okunmalıdır. Edebe aykırı kitaplar, insanı Rabbinden uzaklaştırır. Sadece dünyevî düsturları ihtiva eder. Uhrevî düsturlardan hali bir eseri okumanın insana çok fazla bir faydası olmaz. Okunan eser, ya dünyasını, ya ahiretini ya da her ikisini mamur edecek faydalı eserler olmalıdır.

Kitap yazarları da kitap yazarken, okuyucuya bu manada eserler yazmalıdır. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” Hadis-i Şerifinin de ihtarıyla, yazılan eserler fayda temin etmeli; insanları felâkete sürükleyecek yönlendirmeler olmamalıdır. Öyle zararlı eserler ya da filmler var ki, karakteri zayıf nice insanlar onların yüzünden ve yönlendirmesinden dolayı intihara bile sürüklenebilmektedirler.

Kitap yazarları şunu da unutmamalıdır ki, eserleri insanların faydasına olursa, öldüklerinde amel defterleri kapanmamaktadır. Zira faydalı ilim öğreten kitaplar sahibine ölümlerinden sonra da sevap kazandırmaya devam etmektedirler. Bu büyük lütfa mazhar olmanın sebebi yukarıda zikredilen Hadis-i Şerif’tir. Yani insanların en hayırlısının insanlara faydalı olma düsturudur ki, bu düstur, amel defterlerinin kıyamete kadar devamlı sevaplarla dolmaya devam ettiğine işaret etmektedir.

Hülasayı kelâm, kitap faydalı olursa, hazine kadar değerlidir. Okuyana çok munis ve enis bir arkadaştır. İnsanı hikmetle donatır. Bilgiyle yoğurur. Faydalı bir kitabı okuyan, kâinatı da doğru okur, hikmetle her şeye bakar. Tefekkür eder; böylece bir yıl nafile ibadetten daha hayırlı bir iş yapmış olur. Bilakis, felsefe boyasıyla boyanmış, nefsanî arzuları depreştiren eserler ise, insanı sukut ettirir. Alayı illiyyinde yaratılmış bir insanı, esfel-i safiline iter ve ebedi mahkûm eder…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Yüce Rabbimizin, kâinatın efendisi Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) inzal ettiği ilk em...

Türk Değilse Yüktür

Yüce Rabbimizin, kâinatın efendisi Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) inzal ettiği ilk em...

Önden Giden Atlar

Yüce Rabbimizin, kâinatın efendisi Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) inzal ettiği ilk em...