Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Kırmadan, Dökmeden, Üzmeden…

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Geçen ay Ramazan-ı Şerif güzellemelerinden bahsederken, paylaşma eyleminin muazzam çoğaltıcı etkisinden bahsetmiştik. Paylaşmanın
kendine has bir muhtevası vardı ve dokunduğu her yerde mantar misali katlanarak çoğalıyordu. İnsanoğlu da doğası gereği, paylaşmaya yatkın bir varlıktır. Ancak bir takım nefsani duygularımız ve mantıksal hareketlerimizle paylaşımlarımız genelde sahip olduğumuz güzel şeyler üzerinden olur. Biraz da bu kelimeyi yanlış kavradığımızdan olsa gerek, daha çok bölüşmek manasında olan eylem, hayatımızda daha çok var olanı gösterme şeklinde yer bulur. Günümüz insanı hızla tüketir. En çok tükettiklerinin başında da zaman gelir. Zamanı da en çok sosyal medyada tüketir. Bu tüketici grup bazı duyguları en çok sosyal medya üzerinden doyuma ulaştırılır. Manasından sıyrılıp, sergilemeye doğru giden paylaşma eylemi sosyal medyada kendine bolca yer edinir. “Layk” alındıkça duyulan hazla, daha da sergilemeye dönük bir hayatın içinde birden kendini bulur insan. Hatta bazen öyle durumlar karşılaşıyoruz ki, kişi sadece paylaşım yapmak için bir eylemi gerçekleştiriyor. Fotoğrafla paylaşım sağlandıktan sonra ise, eylem ya da madde her ne ise dönüp bakılmıyor bile. Sonuç sadece tüketmek ve sergilemek. İnsanların etkileşim içinde oldukları mekanlar artık fiziksel olmaktan çıkıp sanala döndüğünden, birbirini ‘iyi bilme’ eylemi çözülmeye uğruyor.

Çünkü evinize gelen, sizin gittiğiniz, bir mekanda oturduğunuz kişinin, giyimi, yedikleri, eşyaları vs, size ekonomik durumu hakkında bilgi veriyor. Ancak, arkadaşlıklar genel olarak sanal hayat üzerinden, uzaktan uzağa takip edildiğinden, bireyler birbirlerinin halini anlamak ve bilmekten de uzaklaşıyorlar. Çünkü sosyal medyada en mutlu oldukları anlar, en kaliteli kıyafetler, en lüks yiyecekler paylaşıldığından, gerçek hayatlar hakkında bilgi sahibi olmaktan uzak kalınıyor. Boşanmak üzere olan arkadaşımızı, epeydir işsiz olup ekonomik sıkıntı çeken akrabamızı, sağlık problemleri ile boğuşan akrabamızı gördüğümüzde ise çoğu zaman hayal kırıklığına uğruyoruz. Bu kadar ikilem ve doğru yanlış arasında bocalayan zihnimiz zamanla yaşama enerjisini kaybediyor. İnsanlara ve hayat olan inancı zayıflıyor. Güvenmekte güçlük çekiyor. Sosyal medya paylaşımları/sergileri zaman zaman insanın merhametini törpülüyor. Layklar ile kendini iyi hisseden birey, paylaşımının/sergisinin bir başkasını üzdüğünden haberdar olmuyor ya da kendi hazzı öylesine keyif veriyor ki, karşısındaki seyircinin üzüntüsünü önemsemiyor. Yaklaşık 10 gün önce Prof. Dr. M.T.’in, odasında yaptığımız görüşmede, ‘günümüz psikolojik problemlerini instagram buhranı olarak tanımlıyorum, başkasının lüks hayatını gören, sahip olmaya güç yetiremeyeceği hayata özendiği için ciddi borçlar altına girerek, ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor’ demişti. Aklımı epey kurcaladı bu sözler. Düşündüğümde gerçekten sosyal medyada sergilenen lüks hayatın insanları nasıl bir özenme duygusuna sürüklediğini görmek güç değil. Oysa birçok paylaşımda esasen sahip olunmayan, göstermeliklerle doluyken, karşısında bu kadar eritici etki oluşturması içler acısı bir durum. Paragrafın başında başkasının üzüntüsüne sebep olmaktan bahsettik. Evlenmek için can atan bekar birinin, eşleriyle aşırı mutlu, sahip olunabilecek her şeye sahip kimselerin en mahremine kadar sosyal medyada ulaşması, çocuk hasretiyle tutuşan birinin tüm hesaplarında insanların sahip oldukları evlat için şükür paylaşımları yaptığını görmesi, sağlık sorunları ile uğraş içinde olan birinin, mutlu mesut paylaşımlar görmesi, iki odalı evinde sağa sola çekmekten sallanan koltuklarında otururken, sarayda gibi yaşayan çevresinin varlığı vs. vs. vs. her biri insanı aşılması güç bir bunalıma sokmaktadır. Anne-babasını kaybetmiş arkadaşımın, “mayıs ve haziran aylarında sosyal medyayı kullanmamaya azami dikkat ediyorum” sözlerini hatırlayışım, durumun ne kadar vahim olduğunu, insanın zayıf olup özellikle gördüğünden ne kadar çok etkilendiğini bir kez daha görmeme sebep oluyor. Mevzu üzerine yazılabilecek çok şey var. Ancak yazarken bile kaldıramadığımız gerçekler oluyor. İnsanın, başkasının acısını hissettiği kadar insan olduğunu eklemek istedim satırlarımın sonuna. Yazımızı okuyan tek bir kişinin, tek bir paylaşımını bile diğerlerini üzdüğü gerekçesi ile sosyal medya hesabından kaldırmış olması, bizim için büyük bir kâr ve yazımızın amacına ulaştığının delilidir. Kırmadan, dökmeden, üzmeden sevdiğimiz, yaşadığımız ve şükrünü secde secde eda ettiğimiz bir hayat yaşamamız ümidi ve duasıyla…

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.