Kırgızistan Hatıraları (Gönül Gurber Ele Düşse)

Mübarek Ramazan ayı.. Özcan Hoca, fetvayı veriyor, mukîm olana kadar yani kendi evimize geçene kadar seferiyiz. Etrafımıza göz gezdiriyoruz. Pek de buraya Ramazan gelmişe benzemiyor. İlk etapta, hayatın her alanında kadınları görüyoruz. Magazin adı verilen satış mağazalarında, troleybüs adı verilen elektrikli halk otobüslerinin şoför mahallerinde, kuaförlerde, seyyar satış tezgahlarında vs. Ne iş yaparsa yapsın, genci yaşlısı hepsi düğüne gider gibi süslü püslü giyinmiş, saç baş yapılı, her biri özenli ve makyajlı.

Bir yandan Kerim Abi, Kırgızistan ve özelinde Bişkek hakkında malûmat veriyor. Yaklaşık nüfusu 6 milyon. 7 bölgesi (oblast) ve aynı zamanda şehri var. Bişkek, ülkenin başkenti ve Kazakistan sınırında ülkenin kuzeyinde yer alıyor ve 1 milyondan fazla kişi yaşıyor. Tanrı dağlarının uzantıları olan Ala Dağlar’ın ardında ülkenin en büyük şehri, yarım milyonluk Oş Şehri var. Kuzeyde daha çok Kırgızlar ağırlıkta iken, güneyde Özbekler ağırlıkta. Ayrıca genel nüfus içinde Kazak, Türkmen, Tacik, Azeri, Çeçen, Ahıska Türkleri gibi azınlıklar var. Neredeyse her milletten insan var. 1991’deki bağımsızlıktan önce 0 kadar da Rus nüfusu varmış, şimdilerde bu oran % 5’lere kadar düşmüş. 1 milyon kadar Kırgız, tıpkı bizdeki Almancılar gibi Rusya’da gurbetçi, ayrıca yarım milyon kadarı da dünyanın diğer ülkelerinde, özellikle turizm sektöründe ara eleman olarak olarak çalışıyor. Ülkeyi ayakta tutan da gurbetçilerin getirdiği sıcak para. Ülkede mera hayvancılığı çok yaygın, buna bağlı olarak da et ürünleri çok lezzetli. İrili ufaklı üç bin kadar nehri, Karadeniz yaylalarını aratmayan yaylaları var. Özbeklerin yoğunlukta olduğu güneyde ise tarım faaliyetleri daha yaygın. Meyvenin, sebzenin en doğal hali yetişiyor. Çilek kokuları satıcıların tezgahından çok uzaklardan bile hissedilebiliyor. Sanayi sektörü çok zayıf, fabrikasyon ürünler genellikle doğusunda komşu olduğu Çin’den geliyor. Bu kadar harika bir doğası olmasına rağmen ülkede turizm sektörü gelişmemiş, siyasî istikrarsızlık, tanıtım eksikliği, konaklama tesislerinin büyük yatırım gerektirmesi gibi nedenlerle.. Hele, ülkenin doğusunda 1700 rakımda ISSIK-GÖL diye bir bölge var ki, dünyadaki cennet desek yeridir. Sodalı suyu ve büyüklüğü ile Van Gölü’müze benziyor. Adının ıssık (ılık) olduğuna bakmayın ha!.. ağustosta bile suyu buz gibi adamı iliklerine kadar titretiyor, sırf su olması ve hiç donmaması nedeniyle bu ad verilmiş.

Kerim Abi’nin biz gelmeden Özcan için tuttuğu eve gidiyoruz önce. Burada kiralık evler, eşyalı; siz, kıyafet gibi kendi özel eşyalarınızla giriveriyorsunuz. Kerim Abi, ev sahibesiyle –ki kiraya verme işlerini de hep hanımlar yapar- Kırgız Şivesi ile bir şeyler konuşuyor. Kadın, ne derse; Kerim Abi sağ eli yüzünde işaret parmağı şakağında durup durup ‘Tüşündüm!’ diyor. Biz evi keşfederken Özcan’la konuşmalara kulak kabartıp, anlamaya çalışıyoruz. Kadın, anahtarları verip, çıktı. 50 metrekare var yok, eşyaları oldukça kullanılmış, küçücük odaları olan bu evi Kerim Abi tam 350$’a tutmuş. Kadın gidince, Özcan, şef dedi (Kerim Abiye oldu bitti böyle hitap ederdi.) amma düşündün ha, neyi düşündün, dedi, evi tutmuş bir aylık da peşin vermişsin, bu kadar düşünecek ne vardı? Kerim Abi, gülümseyerek Kırgızca’da ‘tüşündüm’ bizdeki ‘anladım’ anlamında kullanılıyor, dedi. Kadın, ev sahibesi olarak kiracıdan beklentilerini anlatmış uzun uzun…

Sadece, ev kirası hem de eski püskü kutu gibi bu ev için aylık 350$ ise bizim zenginlik hayallerimiz suya mı düşüyordu? Hani profesörün aylığı 350$’dı ve biz 1.450$ maaş alıp, zengin olacaktık! Doğru dedi, Kerim Abi. Burada bir profesör 350$, bir polis 150$, bir öğretmen 100$’a tekabül eden miktarda Kırgız Som’u aylık alır. Fakat hiç kimse bu paralar için bu işleri yapmaz! E, nasıl oluyor ya; ‘Benim memurum işini bilir, hesabı…’

Sonra, benim için sözleştiği eve gittik. Bu sefer ev sahibesi bir babuşka (yaşlı kadınlara verilen isim) idi. Yanında da avukat oğlu vardı. Evin salonunda bizde modası çoktan geçen büyük bir büfe vardı. Karşı duvarda ise el dokuması gibi duran bir halı asılıydı. Büfe ağzına kadar kitap doluydu. Henüz kadın ve oğlu evde yaşıyorlardı. Kadın çok ciddi ve biraz da sert tonda Rusça konuşuyor, ara sıra oğlu da söze karışıyordu. Kerim Abi’nin ses tonundan bir problem olduğu ve alttan aldığı belli oluyordu. Tabi biz hiçbir şey anlamadık, zaten evi de pek beğenmemiştim. Evden çıkınca Kerim Abi, bu ev bize yaramaz, dedi. Özcan için tutulan ev Kerim Abi’lere bir cadde uzaktaydı, bu ev ise dört cadde. Daha yakından bir ev bakmaya karar verdik.

Kerim Abi, şimdi eğitim müşavirliğine gitmemiz gerekiyor, dedi. Bizi müşavir beyle tanıştıracakmış, ayrıca göreve başlama yazılarımız yazılacakmış ve de beş gün içinde oturum izni alınması gerekiyormuş. Yine biri birinden ayırmak mümkün olmayan binalardan ve caddelerden geçiyoruz. Her yer aynı, sanki fotokopi ile çoğaltılmış. Kerim Abi, malûmata devam ediyor. Devletimizin yurt dışındaki en büyük eğitim varlığı buradaymış. Şehrin Cal diye adlandırılan nispeten dış mahallesinde (mikrorayon deniyor) Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi varmış. Üniversitenin kampüsü içinde sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çocukları için açılmış bir Bişkek Türk İlköğretim Okulu, yabancılara Türkçe öğretim yapan Türkiye Türkçesi Eğitim-Öğretim Merkezi ve içinde Türk sınıfının da olduğu bir Kırgız-Türk Anadolu Lisemiz varmış. Bu üç kurum aynı binayı kullanıyormuş. Ayrıca, şehrin merkezi bir yerinde, Moskovskaya Caddesi’nde, Kırgız-Türk Anadolu Kız Meslek Lisemiz varmış, Eğitim Müşavirliği de Kız Meslek Lisesi’nin üst katında hizmet veriyormuş.

Kerim Abi de Eğitim Müşavirliği’nde görevliymiş. Müşavirliğe vardığımızda, Sovyetler döneminde yapılmış, bodrum katıyla birlikte üç katlı, dışı kalın sütunlarla dikkati çeken eski ama gösterişli bir bina ve ‘Merhaba, nasılsınız?’ diyerek bizi iyiden iyiye süzen, güler yüzlü öğrenciler karşıladı. Kırgızistan’da hangi güne denk gelirse gelsin okullar, 01 Eylül’de açılır, yılbaşı tatiline denk gelen iki hafta ara tatili olur, yine hangi güne denk gelirse gelsin 25 Mayıs’ta kapanırmış. Eğitim Müşaviri Nazmi Bey’in makamına girdiğimizde Müşavir Bey’den başka Kız Meslek Lisesi Müdürü Nurullah Bey de oradaydı. Ben, kendimi tanıtırken Türkiye’de kız meslek lisesinde müdür yardımcısıydım, der demez Nurullah Bey’in gözlerinde bir ışık parıldadı. Okula iki tane müdür yardımcısı arıyorlarmış. İkili devlet okulu olduğu için protokoller gereği okul müdürü ve iki müdür yardımcısı bizden, müdür başyardımcısı ve bir müdür yardımcısı da Kırgız tarafından görevlendiriliyormuş. Ben, tamam dedim.

Özcan’ın Türkiye’de idarecilik tecrübesi olmadığı için bir şey konuşulmadı. Müşavirlik makamından çıkınca Nurullah Bey’e ikinci müdür yardımcısı için Özcan Hoca’yı önerdim. Ben öğrenci işlerine bakacaktım, o da okul yatılı olduğu için pansiyonun alış-veriş işleri gibi parasal konulara bakacaktı. Biraz sonra Ebubekir de mihmandarı Abdurrahim Hoca ile geldi. Yüzünde bir memnuniyetsizlik ifadesi vardı. Belli ki o da kendisi için tutulan evi beğenmemişti. Onlar da Müşavir Bey’in yanına girip çıktılar. Ebubekir Hoca’nın da Türkiye’de idari tecrübesi olduğu için onun da Türkçe Öğretim Merkezi’ne müdür yardımcısı olarak görevlendirilmesi kararlaştırılmıştı.

Hatırlı dostumuz, aynı zamanda kendisi ve Kırgızlar hakkında çok dürüstçe öz eleştiri yapan gerçek bir vatanperverdi. Gerçekten yaşanmış diye anlattığı bir anekdot vardı. Size de aktarayım da en azından kalıcılığı olsun. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan Rus nüfusun önemli bir bölümü Rusya’ya gidiyor; ancak yine de hatırı sayılır bir nüfusu da mevcut yerleşimlerinde hayatlarına devam ediyor. Bizim Kırgız gençler, bir Rus’a gıcık oluyorlar. Dört kişilik ekip, bir plan yapıyor, Rus iş dönüşü evine gelirken yolunu kesecekler, sudan bir bahane uydurup onu bir güzel benzetecekler. Rus’un işten dönmesini beklerken canları sıkılıyor, bir şeyler içiyorlar, kafaları güzel oluyor. Nihayet, rakip sokağın başında görünüyor, planladıkları gibi sudan bir sebeple takışmaya başlıyorlar. Rus, tamam diyor; kavga etmesini edelim lakin böyle kavga olmaz diyor. Ben biliyorum ki sizler yiğit, mertsinizdir; ben bir kişiyim, siz dört kişisiniz, böyle mertlik olmaz diyor. Bizimkilerin kafa da güzel ya, doğru diyorlar, hakikaten adaletli olmadı. Nasıl yapalım ya, ikisi diğer ikisine diyor ki siz karşı tarafa geçin. Rus, diyor ki yine olmadı, bu sefer biz üç kişi olduk; siz iki kişi kaldınız. Bizimkiler Rus’a diyorlar ki, ulan sen çık aradan… Bunlar birbirlerine kafa göz dalarken Rus karşılarına geçmiş kıs kıs gülüyor…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
İsmiyle Müsemma

Mübarek Ramazan ayı.. Özcan Hoca, fetvayı veriyor, mukîm olana kadar yani kendi evimize geçene kadar...

Dinmeyen Acı: Srebrenitsa

Mübarek Ramazan ayı.. Özcan Hoca, fetvayı veriyor, mukîm olana kadar yani kendi evimize geçene kadar...

Allah İçin Sanat ve Necip Fazıl Kısakürek

Mübarek Ramazan ayı.. Özcan Hoca, fetvayı veriyor, mukîm olana kadar yani kendi evimize geçene kadar...