Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Kavgayı, Aşkı ve Şiiri Arif Olan Bilir

avatar

Gülay Süda

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini.”
Ahmet Arif

Güneş doğudan doğar sözünü doğrulamak istercesine ülkemizin doğusunda, Diyarbakır’da dünyaya gelir şair. Annesini bebekken kaybeder ve belki de şairliğin ilk tohumu, annesizlik, bebekliğinde düşer içine. Sekiz kardeşin en büyüğüdür ve isimlerini o okur kardeşlerinin kulağına. Ağabey olmanın verdiği sorumluluğu milletine, halkına karşı da taşır. Çocukluğundan itibaren hep adaletin peşindedir, haksızlığa zerre kadar tahammül edemez. Bu durumu: ” Şunu söyleyeyim. Çocukluğumda öyle sanıyorum ki kendim için hiç kavga etmedim. Ama arkadaşlarım için, mahalle için, okul ya da sınıfım için çok kavga ettim.” sözleriyle açıklar. Toplumcu gerçekçiliği şiirlerine, yazılarına aktarır; kendi için değil fakat milleti için verir kavgasını. Ömrünü yazdıklarının ve düşündüklerinin hesabını vermekle geçirir.

Okul yıllarında şiire merak salar. Orhan Veli’nin etkisinin sürdüğü bir dönemde şiire başlayan Ahmet Arif, Nâzım Hikmet’in açtığı yolda yürür. Ondan aldığı şiirselliği bir Anadolu duyarlılığı ve özlemiyle genişletir. “Ben işte o yıllarda bu tarz şiirler yazdım. Biraz Nazım Hikmet, biraz Ahmet Hamdi Tanpınar, biraz Ahmet Muhip, biraz Cahit Külebi, biraz Behçet Necatigil… Bunlarla beslene beslene, bunları sindire sindire, hep böyle yalpalaya yalpalaya, ama hiçbir zaman iyinin altında, yani ortaya yakın yazmayarak kaliteli şiirler yazdım.”

“Onun ben “Pembe Mantolu Kıza” şiirini okurken sarhoş olurdum. Kendimden geçerdim.”
(Cahit Külebi için)
“Bir Nazım sarhoşuyum. Ezbere canımı verebilirim.”
(Nazım Hikmet için)
“Ama sen ki benim yarı parçamsın. –Suyun ötesindeki parçamsın!’’
(Cemal Süreya’ya)

Çalakalem yazılmış şiirleri sevmez, onun tarzı az ve kaliteli şiir yazma yönündedir. “Ben şiirleri çok bekletirim. Mesela şimdi yirmi yıldır hiç dokunmadığım şiir var. Öyle kalsın… Damıtılsın… Bir yere takılmışımdır. Oraya layık, oraya yakışan bir bölüm oluncaya kadar beklesin. Çünkü başı sonu iyi,
arada bir yer sıradan, esnaf işi olmasın. Ben, buna çok saygı duyarım.’’
Maviye
Maviye çalar gözlerin…
“Bu iki mısra var ya, belki bir on yıl değil, daha fazla, çok daha fazla bekledi.”

Leylim dediği Leyla Erbil’e duyduğu aşk, toplumcu gerçekçi şiirler yazan Arif’i yumuşatmış, kavgadan sonra insanı diri tutan diğer duygu aşk ve hasret üzerine de şiirler yazmıştır. 1968’de tek kitabı olan ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ yayınlanınca, çok büyük bir yankı uyandırmıştır. Kitap,
yayınlanmasından sonraki 12 yılda 18 baskı yapar. Kitaptaki birçok şiir Leyla Erbil için yazılmıştır. Kim bilir belki de yaşarken yayımladığı tek şiir kitabının bunca sevilmesinin ardında yaşanan hasretin gerçek oluşu yatar.

“…Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.”

Payına düşen sevdanın hasretinden bu dünyanın kavuşma yeri olmadığını anlayan şair uzun yıllar mektup yazar (1954-1977) Leylim dediği Leyla’sına yazdığı mektuplarda, şiirlerde ona olan hasretinin kokusu vardır. ”İlk sen mağlup ettin beni” diye başlar bir mektubuna. Dünyadaki tüm haksızlıklara kelimeleriyle kafa tutan şair bu kez aşka ve hasrete mağlup olmuştur. Dünyaya gelen herkes payına düşeni alır. Neyi en çok istesen en çok o olmaz ya, şairin payına da prangaya vurulmuş bir ayrılık düşmüştür. Sanıyorum Fuzuli’den sonra hasret duygusunu en iyi yansıtan şairlerin başında gelir. Onun için Ahmet Arif adından önce şiiri gelir akla: ”Hasretinden Prangalar Eskittim”

2 Haziran 1991’de Ankara’da yaşamını yitirir şair. Ölüm yılı dolayısıyla yine bir haziran ayında hasretle anarken şairi, ölmeden önce söylediği şu sözlerle veda etmiştir :
“Ben buralarda, bu hastanelerde, bu topraklarda değil, gene oralarda, Dicle kıyısında bir çadırda ölmek isterim. O
kadar güzel ağıt yakar ki o kadınlar. Hiçbir müzik o kadar dokunaklı olamaz…”

Hayattaki nihai hedefi yaratılanı,yazılanı okumak olan, okuduklarını kendine saklayaman bir paylaşımcı. İnsanı ve yaratılanı yaratandan ötürü seven bir hümanist. Sizin en hayırlınız öğrenen ve öğretendir müjdesine nail olmaya çalışan bir eğitimci. Sanatın insanı yansıtan bir ayna olduğuna inandığı için her dalıyla az çok ilgilenmeye çalışan bir sanatsever. Daha yaşanılır bir dünya için gözüyle değil yüreğiyle bakmaya çalışan bir hayalperest.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.