Karlı Bir Gündüz Vakti

Valide-i Cedid’de öğle namazını kıldım ve neredeyse Mart ayının sonuna geldiğimiz bugünlerde hala yağan karı seyre daldım. Buz gibi havanın özrü mahiyetinde bir güzellikti sanki. Öyle Ocak ayındaki kadar uzun boylu değil elbette; minik minik, patırtısız fakat biraz da doluya meyyal fırtınalı bir yağış vardı. “Düştümse eğer sana bakarken düştüm” diyor ya şair, ben de göğe bakarken düşüyordum az kalsın. Valide-i Cedid beyaz gelinliğini giymedi belki ama beyaz kaftanını hafiften sırtına geçirmeye başlıyordu. Zaten onun bir esvapa ihtiyacı da yoktu hani, bânisi gibi gülnuştu: Etrafına ışık saçıyordu. Cami girişinden avludaki sekizgen şadırvana doğru bakıyordum.

Sonra neden bir ses maskenin ardından bana seslenir gibi oldu? Bir adam önümde durup bir anda bana bir şeyler anlatmaya başladı. “Pardon, siz kimsiniz, ne söylüyorsunuz?” demeye fırsat vermeden konuşmasına devam ediyordu. Dinlemeye başladım. Kılık kıyafetinden ortalama bir insan olduğu anlaşılıyordu, maskenin sakladığı yüzünde sadece gözlerini görüyordum. Gözleri ve ses tonu dilenciye benzer bir tavır ve üsluptaydı.

Başta her zamanki gibi dilenmeye dair bir iki cümle kuracak ve Allah senden razı olsun diyerek konuşmasını bitirecek zannettim. Fakat o da ne? Adamı dikkatle dinleyince bir şiir okuduğunu fark ettim. Şiir dedimse İsmet Özel şiiri değil tabii, her mısrasında kafiye olan hece ölçülü basit bir şiir. Aralarda da bana dua etmeye devam ediyordu.

Öyle bir şiir ki, adama çok yakın olmadığımdan ve maskeden olsa gerek tamamını duyamasam da koca bir İslam ve peygamberler tarihini kapsıyordu. Mucizeler, ayetler, peygamberler, aralarda da şahsıma yaptığı çeşitli dualar… Derken ben de cezbeye kapılmış olacağım ki, bir ses yankılandı beynimde; her geleni Hızır bil. Kılık kıyafeti bu zamana ait bile olsa kim bilir, belki Hızır’dır gelen, ne bileyim? Yoksa güzel kar manzaralı cami avlusu seyrimi bozduğu için çoktan orayı sinirlenip terk etmiştim.

Ben bunları düşünürken adam şiirini bitirdi ve bana kendisinden bir şey isteyip istemediğimi sordu:

+Benden bir dileğin var mı?

-Nasıl yani, ne gibi bir şey?

+Benden bir dileğin var mı?

-Çok güzel dualar ettiniz zaten, sağ olun.

+Son kez soruyorum. Benden bir dileğin var mı?

Fırsatı kaçırmak istememecesine düşündüm, cevap veremedim. "Sen bana sormayacak mısın?" dedi.

Ne yani, yirmi birinci yüzyılın Hızırları kendine yardım mı istiyordu? Dört garip için yardım istediğini söyledi. Neden sonra Hızır olmadığını anladım. Bir anda kurumsal bir ses tonuyla konuşmaya başladım. Üzüldüm; Ne gelen Hızır’dı ne de ben Hızır’ı görecek bir mertebedeydim…

Hanife Sude Karaağaç

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Ve Adına İnsan Dendi

Valide-i Cedid’de öğle namazını kıldım ve neredeyse Mart ayının sonuna geldiğimiz bug&uum...

Kendini Tekrarlamak

Valide-i Cedid’de öğle namazını kıldım ve neredeyse Mart ayının sonuna geldiğimiz bug&uum...

Dem

Valide-i Cedid’de öğle namazını kıldım ve neredeyse Mart ayının sonuna geldiğimiz bug&uum...