Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Karantina Günlerinde Yunus Okumak

avatar

Alim Akca

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Önümde Mustafa Tatcı’nın hazırladığı “Dîvân-ı Yûnus Emre”. Bir çıkış yolu arıyorum. Musibetin içine gizlenmiş rahmeti arıyorum. Yunus Emre Hazretleri; beşiğimin başında ninem mırıldanır gibi, altında uyuduğum ağaçta bülbül öter gibi terennüm ediyor. Bense olabildiğince benim. Atıl, kalın, ağır, aksak…

Eyyûb’am, dil mübtelâyam, derde dermân isterem!
‘Âşıkam, dil-hastayam, câna cânân isterem!

Peygamber değiliz, hatta pek günahkârız ama bugünlerde biz de birer Eyyûb’uz.  Gönlümüz derde tutulmuş, derman isteriz bizler de.

Söyle pirim, bizim yerimize sen söyle, âşığız de. Bizim de gönlümüz hasta. Bu, artık sağlıklı bir sevgi değil. Ne edelim ki hastanelerin yükü fazla. Şimdi kalkıp psikiyatriste, psikoloğa gitsek; desek ki hocam, âşığım! Desek ki Mecnun çöllere atmış kendini, Ferhat dağları delmiş… Biz ise ev kuşu olduk… Olmaz, ne yapsın adam? Şimdi şu ateşli hâlimizle başımıza iş açmayalım hem. Şu pandemi bir geçsin hele…

Ya‘kûb’am, agladum Yûsuf içün, çekdüm firâk  [1]
Yûsuf’am zindân içinde fazl[2]-ı Rahmân isterem

 Uzaktan bakınca oduna benzesek de biz de kendi çapımızda bir Yakup’uz. Bizim de vardır elbet ayrılığından ötürü ağlayıp durduğumuz bir Yusuf’umuz. (Söylemeyim diyorum ama… Yunus baba, “çekdüm firâk” derken, ayıptır sorması, ne çektin? Caiz mi ki? Hani, Ramazan’da, şöyle sahurda alıp… Ah ah!)

Biz de Yusuf’uz ve de zindan içindeyiz be pirim! Hem de kendi evimizde, kırk yıllık kanepemizde zindanız, kafamızın içinde mahpusuz. Rahman bize merhamet etmez mi?

Bir mekâna varmışam ki ol benüm yurdum degül
Hızr’ıla zulmete [3]irdüm Âb-ı Hayvân [4] isterem

Yeni bir mekân değil vardığımız yer. Dünya işte… Fakat bildiğimiz dünya değil. Bundan sonra da eskisi gibi olacağı yok. Bize de yetişmez mi Hızır aleyhisselâm? Hayvan mayvan da istemem, hastalık mı bulaşır, neme lazım! Ölümsüzlük de değil aradığım. Ne bileyim, yoksa öyle mi? Ölümsüz olmak için mi çırpınıyor bütün insanlık? Fâni olduğunu anladığı için mi bu kadar panik oldu?

Başka bir sayfayı rastgele açıyoruz. Kana kana su içer gibi okuyoruz:

Biz dünyâdan gider olduk, kalanlara selâm olsun!
Bizüm içün hayır-du‘â kılanlara selâm olsun!

Ve aleyküm selam Yunus baba. Keramet sahibi değiliz, tefeülden de faldan kaçar gibi kaçarız. Amma karşımıza bu mısraların çıkması da yani şimdi… Yoksa dünyadan gider olduk da ondan mıdır çektiğimiz ızdırap? Zaten kaç gündür bir halsizlik var üstümde… Virüsle ilgili hangi belirtiyi duysam akşamına başlıyor bende. Televizyonun sesinden kapıyorum ben.

Ecel büke bilümüzi, söyletmeye dilümüzi.
Hasta iken hâlümüzi soranlara selâm olsun.      

Daha belimiz bükülmeden, dilimiz tutulmadan… Saçı sakalı ağarıp Allah’ın azap etmeye hayâ edeceği çağa gelmeden, ah ah!.. Hacca gidecektik, bir güzel tövbe edecektik. Bir namaz çetelesi hazırlayıp kaza namazı kılacaktık…

Kimse hastanın hâlini sormuyor pirim. Hasta gördük mü kaçar olduk.

Tenüm ortaya açıla, yakasız gönlek biçile.
Bizi bir arı vechile[5] yuyanlara selâm olsun!

Yıkayıp kefenleseler gene iyi! Ne büyük teselli, ne büyük rahmetmiş kalabalık cenaze namazlarımız, Yasin-i şeriflerimiz!.. Ölünün gerçek hayata doğuşunu kutlayan mevlid-i şerif… Yedisinde kıymalı pide, elliikisinde fıstıklı helva…

Bir başka yerden açıyoruz divanı…

Geldi geçdi ‘ömrüm benüm, şol yil esüp geçmiş gibi.
Hele bana şöyle gele: şol göz açup yummış gibi.  

Evet, hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş ömrüm. Ne boş bir film izledim, tam manasıyla zaman israfı, yarısında çıkacak oldum.

İşbu söze Hak tanukdur, bu cân gevdeye konukdur.
Bir gün ola, çıka gide; kafesden kuş uçmış gibi.

Şeyhim, her mısrada hatırlatmak zorunda mısın? Evet, can gövdeye konuktur; kafesten kaçan bir kuş gibi uçar gider.

Bu dünyede bir nesneye yanar içüm, göyner [6] özüm:
Yigid iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi.

Ya ya, sorma! Bizim de yanıyor içimiz genç ölene, zamansız ölene. Her gün binlerce vaka, onlarca vefat… Yedi kat el bizler bu kadar acıyoruz, onu yaratan Allah merhamet etmez mi?

Bir hastaya vardunısa, bir içim su virdünise
Yarın anda[7] karşu gele, Hak şarâbın içmiş gibi   

Nerdeee? Hastadan fellik fellik kaçıyoruz. Bizim ihtiyarların alışverişlerini yapıp kapıdan bırakıyorum. Camilerden kovulduğumuz gibi sıla-yı rahimden de kovulduk.

Bir miskîni[8] gördünise, bir eskice virdünise
Yarın anda sana gele, Hak şarâbın içmiş gibi

Şeyhim, verirsek onu da eskisinden verdiğimiz sana malumdur, bari yüzümüze vurma!.. Başka bir şiir açalım:

Dün gider gündüz gelür, gör niçesi[9] uz[10] gelür  

Emr-i Hakk’un ser-be-ser[11] cihâna düp-düz gelür.

Karanulık sürilür, ‘âlem münevver[12] olur.
Karanulık yirine nûrıla gündüz gelür.

İnşallah şeyhim, tez zamanda inşallah!

[1] Ayrılık

[2] Lütuf, bağış

[3] Karanlık

[4] Ölümsüzlük suyu

[5] Yüz, çehre

[6] Acımak, üzülmek

[7] Orada

[8] Fakir

[9] Ne kadarı

[10] Münasip, uygun

[11] Baştan baş

[12] Aydınlık

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.