Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Kanuni Sultan Süleyman’ın Vefatı

avatar

Fatma Sarı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Osmanlı devletinin 10. Padişahı olan ve dünyanın Hakan’ı  olarak da nitelendirebileceğimiz I. Süleyman yani Kanuni Sultan Süleyman Han Trabzon’da 1494 yılında dünyaya gelmiştir. Babası Yavuz Sultan Selim’in Eylül 1520’de vefatı üzerine 25 yaşında tahta geçmiş, 46 sene hükümdarlık sürmüştür. 72 senelik ömrünü Allah yolunda at sırtında seferden sefere koşarak  geçiren Kanuni, yine at sırtında vardığı  Sigetvar seferinde ömrünü tamamlamıştır.1

Kanuni’nin tahta geçtiği dönem Osmanlı imparatorluğunun en güçlü ve zengin olduğu dönemdi.2  Zaten 6 milyon 557 bin kilometrekare olan toprak hacmini, fetihlerle 14 milyon 893 bin kilometrekareye ulaştırmıştır.3  Kanuni Sultan Süleyman’ın on üçüncü ve son seferi olan Sigetvar seferi vefatını daha iyi anlayabilmemiz için önemlidir.

Sigetvar Seferinin Nedenleri

Veziriazam Semiz Ali Paşa döneminde 1562 senesinde Osmanlı- Avusturya arasında sekiz yıllık  imzalanan antlaşmaya rağmen iki devletin sınırlarında sorunlar bitmiyordu. Antlaşmadan iki sene sonra ölen  İmparator Ferdinand’ın yerine geçen II. Maksimilyan elinde bulunan Macaristan toprakları için ödediği vergiyi iki senedir göndermiyordu.4  Aynı zamanda Osmanlı devletinin yıllardır sahip çıktığı Erdel Kralı Janos Sigismund’un  topraklarına saldırıyordu. Bunun üzerine Erdel Bey’in Szatmar’ı aldı.

Fakat iç kısımdaki kaleyi almayı bir türlü başaramadılar.7   Hatta Kanuni’nin kalenin fethedilememesi üzerine “Bu kale benim yüreğimi yaktı. Dilerim hak’tan ateşlere yana“ dediği rivayet edilir.5

Kanuni Sultan sefere çıkmadan önce de rahatsızdı, halsiz ve bitkindi bu yüzden seferi çadırında takip etmiştir. Hastalığının nikris, dizanteri veya nüzul olduğu konusunda rivayetler bulunmaktadır. Kuşatmanın son günlerin de Kanuni’nin rahatsızlığı daha da artmış ve 6/7 Eylül 1566 gecesi Sigetvar’da çadırında kalenin fethini görmeden hakka yürümüştür. Durum gizlice sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’ya bildirilmiştir.4

Kanuni’nin vefatı gizlendi

Sokullu Mehmet Paşa kalenin fethedilmesi an meselesi olduğu için zaten Kanuni’nin rahatsız olduğunu bilen askere padişah ile ilgili herhangi bir haberin verilmesinin askeri dağıtacağını düşünerek, Kanuni’nin vefatını bilenlere haberi kimseye söylememelerini ve Kanuni sanki hayatta gibi hareket etmesini söylemiştir. Sokullu Kanuni’ye çok benzeyen dostu Hasan Ağa’yı zaman zaman çadıra oturtuyor ve  askerin Kanuni’yi çadırda sanmasını istiyordu. 4 Aynı zamanda Kanuni’ni yazmış  gibi mektuplar ve ferman yazılmış, tuğrasını da Sokullu’nun katipliğini yapan ve Kanuni’nin tuğrasını aynısını çekebilen Feridun Ahmet Paşa’ya yaptırmışlardır.7 Sokullu Ordu komutanlarına “ Padişahın sıhhati hamdolsun, düzelmek üzeredir, amma kalenin bu kadar zahmet ve zayiattan sonra feth olunmamasından dolayı çok huzursuzdur, emr-i şerifleri kalenin hemen bugün feth olunmasıdır“ emrini göndermiştir.4

Kale fethedildi. Fakat orduya böyle hassas bir durumu birden söylemek karışıklığa sebep olabilirdi. Kanuni’nin vefatı belli bir süre daha saklanmalıydı. Fetih bahanesi ile Sokullu Kütahya sancakbeyi ve tahta geçecek olan II.Selim’e babasının vefatını bildirmiştir. Kanuni’nin iç organları çıkarıldı ve çadırının olduğu yere gömüldü. Naaş yolda bozulmaması için ilaçladı ve kefenlendi. İç organları bugün Macarların Türbek dedikleri yerde gömülüdür. Fetihten sonra yola çıkılacağı zaman orduya hareket vermesi için Hasan Ağa, Kanuni gibi giydirilmiş . Kavuğu ve sorgucu takılmış ve Kanuni’yi çok iyi tanıdığı için hareketlerini ona benzetmesini söylendi. Hasan Ağa Orduya Kanuni gibi geri dönüş için hareket emri vermiştir.

Belgrad’a yaklaşınca, II. Selim’in  oraya vardığını öğrenen Sokullu hafızlara Kur’an’ı Kerim okumalarını söyledi. Ordu durumu anladı, dağılmaya başladı ve “Bre hay Süleyman Han!“ diye gözyaşlarını boğuldular, Sultan Süleyman onlar için bir devlet baba idi, çünkü onlar babalarını kaybetmişti. 4 Sultan Süleyman’ın naaşı 28 Kasım 1566 günü İstanbul’a ulaşmış, cenaze namazını da  Şeyhülislam Ebusuud Efendi kıldırarak, Süleyman Cami’nin bahçesine defnedildi.1

Muhibbi mahlası ile divanı bulunan Kanuni bir şiirinde  şöyle der:

Mülk ü dünya kimseye baki değil, akıbet berbad olur 

Ey Muhibbi, şöyle farz et kim Süleyman olmuşuz

Kanuni’ni döneminin şairi ve onun yakın dostu Baki ise Kanuni’nin vefatı üzerine kaleme aldığı Kanuni Mersiyesinde dostunun vefatına üzgünlüğünü şöyle ifade eder.

İbret gözinde niceye dek gaflet uyhusı

Yitmez mi sana vâkı’a-i Şâh-ı şîr-ceng

Ol şehsüvâr-ı mülk-i sa’âdet ki rahşına

Cevlan deminde ‘arsa-i ‘âlem gelürdi teng

Çevirimi:

İbret gözü daha ne zamana kadar gaflet uykusunda kalacak! Arslanlar gibi ceng eden Padişah’ın başına gelen olay sana ders olarak yetmez mi?

O, öyle bir saadet (mutluluk) ülkesinin (güçlü) hükümdarı idi ki, savaş zamanında bütün bir dünya arsası ona dar gelirdi.

İslam halifelerinin yetmiş beşincisi olan Kanuni, gönüllere taht kurarak, halka hizmeti hakka hizmet olduğunun farkında olarak geçirdiği 72 senelik ömrünü yine halka hizmette sonsuzluğa teslim etmiştir.

Rabbimiz onlardan razı olsun.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.