Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Kalbin Sesi – Mustafa Kutlu

avatar

Sinem Çağlancı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Bu dünyayı cennet zannettik. Bu yüzden elimizi nereye atsak ölçümüzü kaçırıp, daha fazlasıyla isteklerimizi inşa etmeye çalıştık. Önce çizgiyi sonra edebi aştık madalyon diye de yüzümüze bir gülümseme taktık. Oysa edebi aşan hududullah’ı çiğner, isyana meyil eder. Bilinir ki isyanın sınırı yoktur. Çizgisiz olan her şey isyana meyil eder. Bu yüzden Kutlu sınırlara, adımlara, yaşamın kenarlarına çitlerin öneminden bahseder önce. Kalbimizin sesini duyabilmek için haddi aşmamamız gerektiğini belirtir. İnsanı insan kılanın çizgi olduğunu söyler. Ki öyle değil midir? Bir çizgiyle alâ-yi illiyyîn olup bir çizgiyle esfel-i safilinde oluşumuz sanırım en iyi örnektir.

Kutlu bu eserinde yirmi yedi başlık altında kavramlarla, ne yapmamız gerektiğine, çare nedire, hiç olmadı nelere dikkat etmemiz gerektiğine, amacının, hedefinin ne olduğuna duru, pırıl pırıl bir üslupla değinir. Niyeti bellidir: Kalbin sesi.

“Kalbin sesi imanın göstergesidir. Vicdan dahi bile şahdamarımızdan daha yakın olan Allah’ın kalbimizde yankılanan sesidir.”

Modernizm, kanaat ekonomisi, tüketim ekonomisi, teknoloji, ahlak nizamı, hakimiyet, meşveret ve bu kelimeler üzerinden türevlendirilebilecek manaları okuyucuya düşündürür ve batı’nın bize yapmış olduğu oyunlar üzerinden bilinçlenmemiz için uğraşır. Ek olarak da kavramlar üzerinde fazla durmak istemediğini belirtir ama yinede durmamız gerektiğini şöyle özetler:

“Aslında kelimelere takılmamak lazım denebilir, niyetimiz ve maksadımız bellidir. Lakin konuşup anlaşmak hususunda, imal-i fikir için kendi kavramlarımızı karşılayacak kelimeler(ıstılah) bulmalıyız.”

Kutlu’nun hedefi: “Hududullah çevresinde vücut bulacak bir sistem arayışıdır.” Hedefi: “Kan emici kapitalizmin pençesinden kurtulmaktır.” Hedefi bizi dert sahibi edip hiçbir şey yapamasak da bir iki hal ve tavrımızı değiştirmektir. Tabi bu durumu öykücü olarak sınırlarını geçmeden, sadece insanın kalbinden yakalamaya çalışır. Bir tık uzağımızdaki gürültüyü kısmamızı, hız çağında her şeyin maddeleştiği bu çağda el emeğinin güzelliğini ve iç sesimize yönelip taze, duru bir imana erişmemizi ister. Efendimizin hayatından dersler alınmasını gerektiği üzerinde sarı kalemlerle bastırır. Ancak pergelin ucu imanda olan hayatların kurtulabileceğine değinir. Ki kurtuluş da bu yoldan geçmez mi?

Hayatın nabzını yoklayıp eğitim, siyaset, teknoloji, sanat, din üzerinde çok güzel tespitlerde bulunur. Kişinin ancak samimi niyetinin Allah’a komşu olduğunu hissettirir. Amentüye inananlar cenneti öte dünyada beklediği için bu dünya da rahatın olmadığını belirtir. Her şeye taze bir niyetle yeniden başlamamız gerektiği üzerinden birkaç kalemle geçer. Hatta: “Kalbin sesi’ni dinleyerek yola çıkın, bu temiz niyet ve samimiyet çağdaş hurafelerle dolu aklınızı da yola getirecektir.’’

Hangi yol? Bunu hepimiz biliyoruz. Lütfen “Hangi İslam” diyerek başımıza Atilla İlhan kesilmeyin, kafaları karıştırmayın. Sorularla, yorumlarla, ayrıntının ayrıntısı felsefi ekollerle, beşer icadı ne varsa terk edip ‘işittik ve iman ettik’ noktasına varın. Bunun adı kocakarı imanıdır. Amentü’ye teslim olun.” Der. Bize de tövbemize bir tövbe daha ekleyip bir hicret düşlemek kalır. Kalbimizin cam kenarından bir bilet almak için sıraya gireriz. Çok şatafatlı hayatlarımız olmadan, Allah ve Resulünün çizgisinde bir yaşama, sadelik imandandır deyip Kutlu’nun:
“Söz bitmez. Her zaman söylenecek
Yeni bir söz vardır.” Dediği yerden yeni bir sayfa açmak kalır.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.