Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Kafadar

avatar

Şeyma Yılmaz

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Şehir, yağmurda nefes kesen bir yere dönüşüyorsa şehirdir. Islanmayı sevmeyenlerle aynı düşüncede olduğumuzu söyleyemeyeceğim orası ayrı. Gökyüzüne bakınca mutlu olanlarla, hayvanların merhametine hayranlık duyanlarla, kurduğu gönül bağlarına pamuk ipliğiymişçesine itina gösterenlerle hep iyi anlaşmışımdır. Benim için “kafadar insan” tabirinin ölçüsü buydu çünkü. Şehri büyülü yapan şeylerin, ne yapılar olduğunu düşünürdüm ne de başka bir şey. Bir şehri büyülü yapan doğal akışındaki her şeydir; yağmur, deniz, kar, gökyüzü, hayvan, çocuk, çiçek, ağaç…

Her gittiğim yerde kendime dost edinecek şeyler ararım. Orayı benim için büyülü kılacak “kafadar” şeyler. Bana ilham verecek şeylerin olduğunu hissetmek, beni daha mutlu bir insan yapar. Çünkü bir yer size ilham veriyorsa kuşkusuz büyülüdür. Şair olmak hissetmektir nihayetinde. Hissediyorsam vardım, varım, var olacağım. “Her yerde kafadar insanı nerede bulacaksın canım sen de!” dediğinizi duyar gibiyim.

Haklısınız, bulamam. İnsanını bulmak zor. Mesela onlarla ilgili size şunları söyleyebilirim: Yağmurdan kaçan, çiçekleri görmezden gelen, bir kafede oturup saatlerce telefonla ya da bilgisayarla uğraşan, gökyüzünden habersiz olan, sözde yaşayangiller. Ve işin ilginç tarafı onlara göre bizler, anti sosyalizdir. Yalnız dolaşmayı seven, gökyüzüyle konuşur gibi bakan, eskiye hayranlık duyan bizler.

Misal eğer işiniz; yazmak, okumak, düşünmek, sevmek, doğayı hissetmekse onu işten saymazlar. Eğer sabahtan akşama kadar kafa patlatacağınız ve evinize mutsuz döneceğiniz bir işiniz olsaydı daha saygın olurdunuz çünkü. Belki de yürümek beni böyle bir insan yaptı diye düşünüyorum. Çünkü yürümeyi sevmeyenden de kafadar olmaz. Farklı şeyleri dost edinmek, ruhunun aynasını bir ağaçta, kuşta, şehirde, yeri geldiğinde bir yolda bulmak. Gerçi farklı şeyler dediğimiz ne ki? Doğal olan her şey aslında. Bir de eğer; bir şehir size büyülü geliyorsa orası geceleri de başkadır. Yürüyorum gecede… Bazen yürürken kayboluyorum ve bu hoşuma gidiyor. Geçmişle yaşamayı mesele haline getiren biriyim. Eskilerde anlam buluyorum ve onlara gönülden bağlıyım.

Şöyle ortamlar hayal ediyorum mesela: Geçmişte yaşamış yazarlar, ressamlar ve türlü sanatçılar… Bir de ben. Orhan Veli ile aynı masada oturduğumu, ona şiirimden falan bahsettiğimi. Hatta haddimi aşarak ona şiirimi okumasını, bir fikre ihtiyacım olduğunu söylediğimi. Sonra Orhan Veli’nin, şiirimi Sait Faik’e götüreceğini falan… Bunlar da benim kafadar hayallerim işte. Siz çıtayı yükseltmek deyin, ben onlara sunacağımın hayali ile şiirlerimi beslemek diyeyim. İşte şiirlerim, yazılarım bunlardan ilham alıyor. Çünkü hayal edebiliyorsak hayata tutunuruz. Ben hep böyle düşledim, düşleyebildim. Sevgili büyüğümün şu sözleriydi benim hayal etme isteğimi şiddetle köpürten: “İnsanı insan eden hayal etmekti.”

Yağmur… Kafadar olmanın birinci ölçüsü diyebilirim. İnsanlar kötülük yapsa da yağmur daima yağıyor. Kuş, yağmur yağdı diye vazgeçmiyor uçmaktan. Çiçek, yağmur suyuyla daha da güzelleşiyor. Yürümeliydik, belki de yağmurda yürümemiz içindi o yollar. Kafadar olmayanlar her zaman olduğu gibi arabaya binerdi. Ben yine yürürdüm ve yine öyle yaptım. Sevdiğim şiirleri yanımdan, aklımdan eksik etmezdim. Sevgili büyüğüm: “Şiir okuyan yoksulluk çekmez.” demişti çünkü. Eskilerle yaşadıkça, yağmurda ıslandıkça mesela, şiir ruhumu doyurdukça hep çok geç doğduğumu düşünürdüm. Sevdiğim şeylere hemen bağlanırdım. Kabul ediyorum kafadarlar: “Biz şairler hep kelimelerle doluyuz.”

Benim hikayem uzun ama sizlerle konuşmayı şöyle sürdürmek istiyorum: Aynı yağmurda ıslanamadığınız kişilerle arkadaş olamazsınız. Size tesir eden şeyler -her ne olursa olsun- karşınızdakine tesir etmiyorsa dostluk kuramazsınız. Bir şehirde, bir yolda, ağacın gölgesinde, çiçeğin yaprağında, kedinin tüylerinde olmak sizi daha da mutlu biri yapıyorsa siz de şairsiniz. Kendi mutluluğunuzun şairi, kafadarı, ne derseniz deyin. Antikacılar Pasajı’ndan çıkarken yağmur yağıyordu. Koşanlar, şemsiye altına gizlenenler, tentelerde kendine yer arayanlar… Bense sakince yürüyordum. O’nu gördüm ve yağmur şiddetlendi. “Yoo, sorun değil ıslanmayı severim.” der gibi bakıyordu. İşte o an bir kafadarla tesadüf ettiğim an. İşte hayatı yaşanmaya değer kılan, beni umutlandıran an.  Yak ümidin kandillerini! Çünkü eğer ümit edebiliyorsak hayatı yaşar, ona tutunuruz.

Yine şöyle demişti sevgili bir büyüğüm: “Uçan kuş bile eşini bilir ve sürüsünü bulur. Sen insansın, içine karışacağın topluluğu iyi seç.”

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.