Kabulleniş Ağları

Geçiyor günler fakat eksiliyor günden güne insan, ruhumuz daralıyor, odalara sıkışıp kalıyor. Sokaklar eskisi gibi çocuk neşesi ile dolu değil, ağaçlarda kuş cıvıltıları duyulmuyor artık.

Bakıyoruz etrafa, görüyoruz ama körüz!

Perdeler, sadece pencerelerde değil ki!

Ya gözlerimizin perdesi ya ruhumuzun üzerindeki perdeler yok mu görmemizi engelleyen?

Bırakalım suçlamayı, zaten her birimiz suçlu değil miyiz?

Kirlettiğimiz caddeler, hırs uğruna yok ettiğimiz emekler, çaresizlik içerisinde bıraktığımız insanlar, sömürdüğümüz duygular, zevklerimiz uğruna çaldığımız hayatlar...

Hiç mi yok?

Ah bu kabulleniş! Ne zor değil mi?

Nasibi kabullenmek, verilen hayatı kabullenmek, imtihanı kabullenmek, yaptıklarımızı kabullenmek, nimetleri kabullenmek, rızkı kabullenmek, anne babamızı kabullenmek...

Kabullenemiyoruz bir türlü, herkesi kendi düşünce kalıplarımıza dahil etmek istiyoruz. Hayallerimiz ve isteklerimiz gibi olsun istiyoruz etrafımızı, insanları, olayları, yaşayışları.

Kendimizi bile böyle kabul ediyoruz. En kötüsüde bu değil mi? Başarılarımızla kabul ediyor, mevki ve statülerle tanımlıyor, özgüvenimizi bu şekilde kazanıyoruz. Toplumun içerisinde bu şekilde kendimizin varoluşunu tanımlıyoruz.

Peki bu sayılanlar yoksa?

Birtakım eylemlerde bulunuyoruz ve bu eylemlere benliğimizden başlayarak başkalaşıyoruz. Kendimizi, kendi ellerimizle yok ediyoruz.

Bu eylemleri anlatmak istemiyorum. Çünkü; her birimiz bugüne kadar gelen yaşam serüvenimizde kendimize ne yaptığımızı gözden geçirmemiz, hatırlamamız, düşünmemiz ve yanlışı, doğruyu ortaya dökerek kendimizi gerçekleştirme çabası girişiminde bulunmamız gerektiği kanısına inandığım için saymıyorum.

İdrakımızı çekmemiz gerektiğine inandığım bir nokta ise şurasıdır:

Kabullenişlerimiz bile siyah ve beyaz, ortası yok.

Örümcekler, ağlarını örmüş gönlümüze, ruhumuza, düşüncelerimize.

Suçlamamak gerek örümcekleri, onlara izin veren biz değil miyiz?

İdeoloji ağları, politize olmuş düşünce ağları, ben bilirim ağları...

Bir resim var ortada herkes farklı açılarla bakar hayata. Önemli olan o resmin bize ana fikir olarak ne anlattığıdır ama biz resme bakmıyoruz ki!

Ağlarımız üzerinden yeni ağ oluşumlarına izin vererek o resmi tanımlıyoruz, ana fikir budur diyoruz. Ağlarımız üzerinden algılıyor, yorumluyor, düşünüyor, putlarımızı oluşturuyoruz.

Put mu?

Gurur abidesi olarak taşıdığımız, sarsılır, yıkılır diye ödümüzün koptuğu, kibir dağlarından ellerimizle inşa ettiğimiz o putlar.

Ağlarımızın sonucu putlar

Perdelerden örülü putlar.

Kabullenemeyişimizin putları

Sanki sonsuz kalacaklar!

Eğer kabullenemeyişimizin putlarını yıkacaksak kendimizi kabulleniş ile karşılık verelim ve hayata yeniden başlayalım.

Olmaz mı?

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Geçiyor günler fakat eksiliyor günden güne insan, ruhumuz daralıyor, odalara s...

Boşluk

Geçiyor günler fakat eksiliyor günden güne insan, ruhumuz daralıyor, odalara s...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Geçiyor günler fakat eksiliyor günden güne insan, ruhumuz daralıyor, odalara s...