Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Johann Wolfgang von Goethe’nin Aforizmaları ve İslamiyet ve Kur’ân-ı Kerim İle İlgili Görüşlerine İlişkin Bir Değerlendirme

avatar

Yusuf Duru

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 5 dakika)

Alman asıllı şair, edip ve yazar Goethe 28 Ağustos 1749 yılında, o dönemde de çok önemli bir ticaret ve iş merkezi olan Almanya’nın Frankfurt şehrinde dünyaya geldi.

Günümüzde Almanya’nın çok önemli bir ticaret merkezi ve büyük şirketlerin yönetim merkezlerinin toplu olarak bulunduğu ekonomi şehri olan Frankfurt, sosyal yaşam ve hareketlilik adına da çok önemli bir merkez olma özelliğini halen devam ettirmektedir.

Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden olan Johann Wolfgang von Goethe edebiyat alanındaki başarısı kadar felsefe, tabiat bilimleri ve sosyal yaşam alanında da çok önemli eserler kaleme almış, devrinin ve sonraki devirlerin alman edebiyatı adına en önemli isimlerinden biri olmuştur.

Ailesi çok zengin ve aristokrat bir aile olması hasebiyle doğumundan itibaren sıkıntısız bir hayat yaşamıştır.

Babasına ve büyük babalarına ait, nesilden nesle aktarılan büyük bir malikanede, gerçekten çok büyük diyebileceğimiz bir kitaplığın içinde, sürekli kitaplarla haşır neşir olması, çocukluğundan itibaren çok ciddi ve ağır bir eğitime tabi tutulması, onun ilmi kişiliğinin gelişmesinde çok önemli rol oynar.

Henüz genç bir delikanlı iken, akranları yaşamak için mücadele etmeye ve büyük sıkıntılar içinde kıvranmaya devam ederken, o ailesinin zenginliği ve kendisine sağladığı imkanlarla  Eski Yunanca, Fransızca, Latince gibi dilleri çok rahat okuyup yazabiliyor, çeviriler yapıyordu.

Fransızların Almanya’yı işgal etmesinden sonra bu aristokrasi daha da koyulaşmış, hatta aile olarak Alman milliyetçiliğinin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu arada Fransız işgal kuvvetlerinin yöneticileri ile de Fransızcayı çok iyi konuşuyor olması hasebiyle sıkı bir diyalog kurma imkanı elde etmiştir.

Fransız tiyatro sanatçılarının özgürlük ve sanat temalı sergilediği bir tiyatro oyunundan çok etkilenen Goethe Fransız edebiyatı ile ilgili derin araştırmalara böylece girmiş oldu. Henüz on altı yaşında olmasına rağmen tespitleri, değerlendirmeleri çok değerli sayılıyor ve tüm aile, hatta çevresindeki bir çok aristokrat ve yönetici Goethe’nin hızlı düşünme, kıvrak zeka ve pratik çözümlü hareket kabiliyetine hayran oldukları için kendisine değer veriyorlar, el üstünde tutuyorlardı.

Bu durum özgüven ve karar verme yeteneğini çok kısa sürede zirveye taşıdığı için yaptığı çalışmalarda da bunların tesirlerini sonraki yıllarda yansıttığını görüyoruz.

On sekiz yaşından itibaren babasının isteği ile Leipzig’de ailesine ait malikaneye taşındı ve orada hukuk eğitimi almaya başladı.

Bu arada içine girdiği yeni çevre Alman aristokrasisinin yüksek kademesine mensup kişilerden oluşuyordu. Burada, devrin ünlü edebiyatçıları, arkeologları sosyologları ve çeşitli sahalarda çalışan ilim adamları ile çok ciddi dostluklar kurdu ve eski Yunan sanatları ile ilgili en önemli çalışmalarını Laipzig’de kaldığı dönemde verdi.

Ağır bir hastalıktan dolayı yeniden Frankfurt’a döndü. İki yıl boyunca burada tedavi gören Goethe bu esnada simya ve astroloji ilmine yönelerek bu konuda bilgi edinmeye çalıştı. “Genç Werther’ın Acıları” isimli eseri bu dönemde kaleme aldı. Gençliğin içine düştüğü buhranı, yaşadığı sıkıntıları ve bunalımları başarı bir şekilde eserinde işlemesinden dolayı, dönemin edebiyat dünyasında kısa sürede tanınan ve kabul gören, şöhretli bir yazar oldu.

O dönemde Weimar dükünün siyasi otoritesi ve devlet yönetimindeki etkisi zirvede idi. Von Goethe’nin ününü duyan dük  onu yanına çağırdı ve kendisine devlet danışmanlığı ünvanını verdi. Böylece von Goethe ciddi bir de unvan sahibi oldu.

Burada tanıştığı Charlotte von Stein ile yakın bir ilişkiye girerek çok iyi iki dost oldular. Bu dostluk zamanla aşka dönüştü. Von Goethe sevgilisi Charlotte von Stein’den aldığı ilhamla, incelendiğinde halen Alman edebiyatının zirvesi olan ve dünyada benzerine rastlanmayan şiirleri ve yine Alman edebiyatının en önemli türlerinden olan Balad(şiirin müzikle iç içe girdiği edebi yazım türü) kaleme aldı.

O dönemde çıkardığı iki kitabındaki kadın kahramanların bir çok özelliği Charlotte von Stein’in özellikleri ile örtüşüyor olması dikkatlerden kaçmamıştır. Hatta bu yüzden von Goethe için akıl sağlığını yitirdiğini söyleyenler bile olmuştur.

Bu söylentilerden ve biraz da Charlottan kaçabilmek için bir dönem İtalya’da da yaşayan Goethe tüm eserleri ile topluma, toplum sıkıntılarına ve insanlığa ışık tutmaya çalışmış ve son anlarına kadar yazmaya devam etmiştir.

Faustson dönemlerinde yazdığı ve artık onun zirvede olduğu dönemlerinde kaleme aldığı bir eserdir ki halen dünya edebiyatında herkesin itirazsız kabul ettiği şahika bir eserdir.

Von Goethe’nin Mektupları Alman edebiyatının en yoğun ve karanlık dönemlerine ışık tutan, klasik dönem Alman edebiyatının en önemli eserleri arasında yer alan bir eserdir.

Hayatının son yıllarında 1824’de kendi biyografisi tarzında yazdığı “Wilhelm Meister’in Hat Yılları” isimli eseri yayınlandı. Eser yaşadığı dönemin Alman edebiyatı ve sosyal hayatı hakkında çok çarpıcı bilgiler içerdiği için kısa sürede meşhur oldu.

Bu tarihten sonra hastalıkları ve sıkıntıları iyice artan yazar 22 Mart 1832 yılında Kalp krizinden hayata veda etti. Ölüm anında söylediği “Daha fazla ışık” sözü de kendisinden duyulan son aforizma oldu.

GOETHE VE İSLAMİYET

Johan Wolfgang von Goethe, sahibi olduğu eşsiz kitaplıkta bulunan ve İslamiyet ile ilgili eserlerin bulunduğu bölümde çalışmaya başladığı günden itibaren farklı bir konu ve alanın içine girdiğini görüverdi.

Prusya doğumlu olan ve gerçekte tarih felsefesinin kurucu babası olan Johan Gotfried Herder aynı zamanda Felsefe ve tarih felsefesi alanında von Goethenin de hocasıdır.

Goethe Kur’an-ı Kerimle ilgili ilk değerlendirmeyi hocası Herder’den duymuştur.

Bunun üzerine İslamiyet, Hazreti Muhammed Aleyhisselam ve Kur’an-ı Kerim üzerine çok derin ve ciddi araştırmalara yönelmiştir.

Doğu uygarlığı ve İslam tarihi ile ilgili dönemin en önemli yazarlarından olan Hammer’in, islam tarihi, peygamberimiz ve islam coğrafyası hakkında yaptığı çevirilerini büyük bir dikkatle okuyan ve bunlardan çok etkilenen von Goethe hocası Herder’e yazdığı bir mektupta onun gibi seslenmiş ve Allahım, Musa’nın dua ettiği dua etmek istiyorum, göğsüme genişlik ver” cümlesini kullanmıştır.

Kur’anı Kerimin Almanca çevirisini okuduktan sonra peygamberimize ve yaşadığı döneme ait hayranlığını dile getiren bir de şiir kaleme aldığını biliyoruz. Özellikle kilisenin yaptığı İslamiyet karşıtı çalışmalara reddiyeler yazarak “Bir dönem hakkında doğru bilgileri ve kaynaklarından aldığınız konuları yazabilmek için önce o coğrafyayı çok iyi tanımanız ve orada bulunmanız şarttır” diyerek tavrını ortaya koymuştur.

AFORİZMALARI VE BUGÜNE SESLENİŞLER

Halen von Goethe’nin Müslüman olup olmadığına dair tartışmaların sürdüğü bu dönemde şimdi onun sözlerinden bazılarını alarak ileri görüşlülüğü hakkında bir fikir sahibi olma yolunda yürümek istiyorum.

“En huzurlu toplumlar, mensupları arasında karşılıklı güler yüz ve saygının yerleştiği ve eksik olmadığı toplumlardır.”

Günümüz dünyasına ilham olabilecek olan bu söz gerçektende bugün yaşayan tüm toplumların ihtiyaç duyduğu en önemli ihtiyaç değil midir? Terörün, anarşinin, tedhiş ve eylemlerin had safhada olduğu, insanların gözlerini kırpmadan bir hiç uğruna birbirlerini katlettiği günümüzde bu düstura ne kadar çok ihtiyacımız var değil mi?

“İnandığı şeyi yapanın, enerjisi asla tükenmez.”

Bugün kişisel gelişim üzerine çalışan, konferanslar veren, topluluklar önünde kişisel gelişimin metodlarını anlatan, uygulamalı olarak dersler verenler için ilham kaynağı olan bu cümle ne kadar anlamlı değil mi? Bütün mesele inandığın işi yapmaya odaklanman. İnanıyorsan en güçlü sensin diyen ilahi emir ile ne kadar da örtüşüyor.

“Her şey telafi edilir de geçip giden zaman, hiçbir şeyle telafi edilemez.”

Hani dinimizde çok güzel bir hatırlatma vardır. Peygamberimizin diliyle bize sürekli hatırlatılan bu güzel öğreti “Beş şey gelmeden, beş şeyin kıymeti bilinmez…” diyerek başlar ve bunlardan biride meşguliyet gelmeden boş vaktin kıymeti bilinmez olarak anlatılır. Alın size başka bir kültürde yetişmiş, farklı bir bilgi yoğunluğu ile yoğrulmuş olan ama özde insan olan bir görüşün düşüncesi. “Her şey telafi edilir de geçip giden zaman, hiçbir şeyle telafi edilmez” değil mi?

“Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır.”

Bugünün siyasetçilerine, kendini bilim adamı sanan, ama anlattıkları insanları bilgilendirmek yerine beyinleri, zihinleri, gönülleri bulandıran serserilerine en güzel cevap bu değil de nedir sizce? Susun, çünkü susmak bir sanattır.

“Deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdır. Yalnız yarı delilerle,  yarı akıllılar çok tehlikelidir.”

Buyurun. Bugün hangi alana bakarsanız bakın çok akıllı olduğunu söyleyen ya da etrafımızda tamam bu deli dediğimiz kaç tane insandan bu topluma, millete, insanlığa zarar gelmiştir ki?

Ama ya yarı deli, yarı akıllı olanlar?

Siyasetten, sanata, edebiyattan müziğe kadar bunların toplum üzerindeki etkilerini herkes biliyor değil mi? Sonu hep hüsranla biten adımlar, insanlara vaat edilenlerin hiç birinin yerine gelmemesi, söyledikleri sözlerle yaşadıkları hayatın tutarsızlığı onların ya yarı deli olduğunu, ya da akıllarının yarım çalıştığını gösteren en güzel örnekler değil midir?

“Yüz farklı konuda yüz çeşit şeyi yarım bilmektense, bir konu üzerinde o konuyu tam bilip uygulamak insanı daha hızlı ve kalıcı bir şekilde iyi yetiştirir”

İşte günümüze her alanda karşılaşabileceğimiz insanlar için söylenmiş olan yerinde ve haklı bir söz. Uzman sıfatı ile televizyonlarda, basılı yayın organlarında, kitaplarında her türlü görüşten bir parça serdeden ve ben bu konuda çok bilgiliyim havaları ile insanları yönlendirmeye, yönetmeye ve onların fikirlerini, zihinlerini, gönüllerini karıştırmaya çalışanları bundan daha güzel tanımlayan söz olabilir mi? Hani der ya eskiler “Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder” diye. İşte öyle bir şey.

“Gerçek dost; düştüğünde sana yardım eden değil, seni düşürmemek için düşmeyi göze alan kişidir.”

Bugün etrafımızda siyasetten sanata, ticaretten sosyal hayata her alanda ihanetin her çeşidi ile karşılaşmaktayız. Kendisini gerçekten dost zannettiğimiz karakterler, kısa süre içinde menfaatleri söz konusu olduğu zaman bir anda değişiveriyor, esen rüzgara göre yön değiştiriyorlar. Bu yüzden samimiyet aranıyor, hoşgörü, tutarlı davranış, dostça ve kalbi sevgiye ihtiyaç duyuluyor.

Demekki von Goethe’nin yaşadığı dönemde de bu sıkıntılar had safhada imiş ki böyle bir hatırlatmada bulunma ihtiyacı hissetmiş. Dostluğun tanımını yapan bu güzel sözle yazımızı bitirelim.

“Hz. Muhammed

Hareket noktamız şiirden çıkarak tekrar ona gelmek olduğu için, her şeyden önce yukarıda adını zikrettiğimiz mümtaz şahıstan bahsetmek amacımıza uygun düşer. O bir şair değil, bir peygamber olarak görevlendirildiğini, hatta ona gelen ilahi kitap Kur’an’ın okuma veya eğlence kitabı telakki edilmediğini ısrarla vurgulamıştır.

Her ikisi de Allah’ın iradesiyle belirir. Şair kendisine verilen yeteneği dünyacı zevk, şöhret ve her şeyden önce konforlu bir hayat uğruna tüketir. O, çok yönlülüğü bulmak, düşünce veyahut sınırsızlığa ulaşmak için bütün diğer amaçlarını terk eder. Peygamberin ise bir amacı vardır. O’na hizmette en sade araçlardan yararlanır. O  herhangi bir sistemi bildirmek, belli ölçü etrafında yaratılmışları toplamak ister. O bunu dünyaya yaymakla görevlidir. Bunun içinde sade olmaya mecburdur. Buna ters düşen çok yönlülük inanmaya değil, anlamaya yöneliktir.”

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.