İz Bırakan Gönül Adamları – 7 - İslam’a Vakfedilen Bir Ömür: Reîsü’l Kurrâ Gönenli Mehmet Efendi

Soyadı kanunu çıktıktan sonra Öğütçü soyadını alan Mehmet Öğütçü nam-ı diğer Gönenli Mehmet Efendi aslen Kırım’lı bir çiftçi ailenin çocuğu olarak Gönen’de dünyaya gelmiştir. Babası Osman Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. İlk öğrenimini ve hafızlığını tamamladıktan sonra 1920’li yıllarda İstanbul’a gelmiştir.

Serezli Ahmed Şükrü Efendi’nin ders halkasına devam ederek 1925’te kıraat ilminden icâzet alan hocaefendi bu arada Medresetü’l-irşâd’a kaydolmuştur. Medreselerin kapatılması üzerine yeni açılan İmam-Hatip Mektebi’nin son sınıfına kayıt yaptırmış, 1927 yılında bu okuldan mezun olmuştur.

İlk görevine Gönen Merkez Camii imam-hatibi olarak başlayan Mehmet Efendi üç yıl sonra askerliğini yapmak üzere Gönen’den ayrılmıştır.

İstanbul’da Hacı Kaftanî, Dülgerzâde ve Hacı Hasan camileriyle Sultan Ahmed Camii’nde imamlık yapan Gönenli Mehmet Efendi’nin en uzun görevi Sultan Ahmed Camii imamlığı olmuştur. (1954-1982). Hocaefendi, 1976 yılında Üsküdar’lı Ali Efendi’nin vefatıyla boşalan reîsül kurrâlığı da üstlenmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm ve dinî bilgiler öğrenmek üzere Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden İstanbul’a gelen maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin ihtiyaçlarını halktan topladığı yardımlarla karşılayarak önemli hizmetlerde bulunmuş ve 1940-1980 yılları arasında binlerce talebe yetiştirmiştir. Her zaman “Senden bir kimse yardım umdu mu sakın boş çevirme. Senin ihtiyacın olduğu zamanda Rabbin sana gönderir, verir. Bu alışveriş, Rabbinle aranda olan alışveriş ne güzeldir.’’ buyururdu.

Yetiştirdiği talebelerden Başakşehir Tunahan Camii Emekli İmam Hatibi Mustafa Kalaycı hocanın anlattığı şu hatıra dönemin zor şartlarında Gönenli Mehmet Efendi’nin nasıl talebe seçtiğini ve yetiştirdiğini göstermeye yetecektir:

“Bizim akrabalardan Mustafa Kalaycı isminde biri Beyazıt'ta talim okumuş. O da zamanında bizim evde kalmış, okumuş biriydi. Köye bir gelişinde harmanda namaz kıldık cemaatle. Sonunda böyle mahreçli çok güzel bir aşır okudu ki anlatamam. Hep hayran kaldık. Ben “Burada okuduğu zaman böyle değildi. Bizim Mustafa bu okuyuşu İstanbul'dan almış.” dedim. Ben de babama, abime yalvardım beni de gönderseniz İstanbul'a diye. Nihayet ikna ettik elhamdülillah. Beni de gönderdiler İstanbul'a.

Sene 1961 geldik İstanbul'a. Fatih'te Hacı Hasan Camii'nde kalıyor Mustafa Abi -şimdi sağdır Allah sıhhatini ziyade etsin- Fatih'ten ileride Hacı Hasan cami var. Kiliseden dönme bir camidir. Cemaat gitmez camiye sadece talebeler kalır.Gönenli Mehmed Efendi'nin iki tane kursu vardı, biri Hacı Hasan Kur'an kursu biri de Hırka-i Şerif’teki kurs. Bir de Üçbaş Medresesi vardı biz oraya gitmedik. Geldim Mustafa Abinin yanına. Gönenli kabul edecek ki seni alsınlar kursa. Dediler ki “git Sultanahmet'e orada bir hocaefendi var, Gönenli Mehmet Efendi derler. Ona de ki ‘Ben Trabzon'dan geldim, okuyacağım hafızlığım var. Burada talim, Arapça okumak istiyorum.’ Seni kabul ederse biz de alalım.”

Gittim yatsı namazından sonra halka olmuşlar bir sürü talebe, gençler. Hocaefendi namazdan sonra geldi, biraz celalliydi mübarek. Gençlere soruyor: “Sen niye geldin evladım?” “Hocam benim ceketim yok, üşüyorum.” Başkan var yanında. “Şuna bir ceket ver”, “Hocam benim harçlığım yok, hocam benim ayakkabım yok.” Herkesin istediğini veriyor mübarek. “Hocam harçlığım yok” diyene 5 lira verirdi hocaefendi. “Sen niye geldin” diye bana sordu hocaefendi. Ben biraz da büyümüşüm yani 20 yaşına girmişim o zaman, boyum da uzun. “Hocam ben Trabzon'dan geldim, okuyacağım.” dedim. “Yerimiz yok” dedi “Yerimiz yok.” “Hocam ben…” “Yerimiz yok” dedi tekrar.

Ben döndüm ağlaya ağlaya Mustafa abinin yanına. “Ne oldu dedi?” “Kabul etmedi, yerimiz yok dedi.” Güldü. Meğer biliyormuş. Sonraki akşam beni gene gönderdi, gitmek istemedim. Beni zorladı. “O öyle yapar.” dedi. Gittim tekrar yine bir evvelki akşam gibi oldu. Bana sıra gelince “Sen niye geldin yine.” dedi. Ben yine “Hocam ben okumak istiyorum dedim.” “Yerimiz yok dedim, sen Türkçe bilmiyor musun” dedi. Ben duygulandım biraz da, içimden: “Bir daha senin yanına gelirsem şöyle olayım böyle olayım” dedim, geri dönüp geldim, ama daha kimseyle konuşmuyorum. Ne yapacağımı düşünüyorum. Memlekete mi gideyim. İstanbul'da o zaman da yeni darbe olmuş bütün demokratlar, zenginler hepsi hapishanede. Perişan bir zaman. 1961 yılları. İkinci akşam Mustafa Abi dedi ki “Seni ben kolundan tutar gene götürürüm, geleceksin” dedi. Neyse gene gittik. “Sen gene mi geldin.” dedi Gönenli Mehmed Efendi. “Geldim hocam.” dedim. Yanında bizim kursun başkanı vardı. Ona “Bunu al götür Hacı Hasan'a” dedi.

Bakalım gerçekten okumak istiyor mu, bir hevesle mi gelmiş anlamak için böyle yaparmış meğer. Tabii imkânlar da çok kıt ve gerçekten okumak isteyene yer açmak istiyor. Yoksa her geleni alsa herkes oraya gelmek isteyecek. Böylece 1961 senesinde Hacı Hasan Caminde okumaya başladık.”

Allah dostlarına gönülden muhabbet duyan Gönenli Mehmet Efendi onlara hizmet etmek için elinden geleni yapardı. Bir gün Üstad Said Nursi hazretlerini ziyarete geldiğinde yaşananları Üstad’ın vefâkâr talebelerinden Mehmed Fırıncı Ağabey şöyle anlatıyor:

“Bir Cuma günü Üstad hazretlerinin yanında idim. Üstadın canı çay arzu etti. Dışarıda bulunan, mutfağa benzeyen bir yerde çayı demlemek için mangal kömürlerini hazırlıyordum. Bu esnada, Muhsin ağabey vasıtasıyla tanıştığımız Gönenli Mehmed Efendi geldi…

“-Ooo hocam! Buyrun.” dedim.

“-Ne yapıyorsun?” dedi.

“-Hazret-i Üstadımız çay arzu ettiler, onu hazırlıyorum.” Dedim.

“-Ne olur, bunu bana bırak” diye ısrar etti.

“-Peki hocam.” dedim.

Benim maşa ile tuttuğum kömürleri Gönenli Mehmed Efendi elleriyle tuttu. Onları tanzim edip çıraları koydu ve kibriti yaktı. Sonra Hazret-i Üstadın yanına girip selâm verdi. Kısa bir hasbihâlden sonra tekrar yanıma gelip çayı demledi. Ben de Gönenli Mehmed Efendi’ye yardım edip, bardakları hazırladım. Böylece beraber üstadın huzurunda çay içtik.

Gönenli Mehmed Efendi Üstada hizmet etmiş olmaktan çok büyük bir memnuniyet duydu. Bir süre sonra Muhsin ağabeyler geldi. Gönenli Hocaefendi onlara:

“-Ey arkadaşlar, haberiniz olsun. Bugün bu eller O’nun çayını pişirdi.” diyerek sevincini paylaştı.”

Gönenli Mehmet Efendi, fahrî vâiz olarak kadınların ihmal edilen din ve ahlâk eğitimine de çok önem vermekteydi. Haftanın hemen her gününde İstanbul’un çeşitli yerlerindeki camilerde kadınlara vaaz verirdi. Vaazlarında öğretmekten çok eğitme, irşad etme ve dinî hayatı canlı tutma onun başlıca hedefi olmuştur. Bu sebeple vaazlarına güzel sesiyle Kur’ân-ı Kerîm okuyarak başlar, ilâhi ve kasidelerle cemaati coşturur, ardından dinleyicilerin dikkatini çekecek şekilde etkili ve slogan mahiyetindeki cümlelerle kısa konuşmasını yapardı.

Merhum hocamızın, vaazını dinlemek için camiye gelen cemaatine: “Ne mutlu size! Buraya geldiniz ya, hepiniz Cennetliksiniz, buyrun bir salavat getirelim” demesi ne kadar da güzeldir…

Bilindiği kadarıyla Gönenli Hoca’nın hiçbir tarikata intisabı yoktu. Bu hususta soru soranlara, “Biz Resûlullah’ın yolundayız” derdi. Fakat tasavvufun zühd ve takvâ çerçevesinde öngördüğü bütün fazilet ve üstün meziyetlere sahip olduğu için halk ona bir velî gözüyle bakmıştır.

“Ya Rabbi razıyım senden, Sen de razı ol benden. Hayırlar yaz başımıza, İyileri çıkar karşımıza” duasına cân-ı gönülden amin dediğimiz, hayatını Kur’an ve İslam hizmetine adayan muhterem hocamız Gönenli Mehmet Efendi 2 Ocak 1991’de İstanbul Fatih’teki evinde vefat etmiştir. Fatih Camii’nde çok kalabalık bir cemaatin iştirakiyle, kendisinden sonra reîsülkurrâlık görevini devralan Abdurrahman Gürses Hocaefendi tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilmiştir. Hocaefendinin ruh-i saadetlerine 1 Fatiha, 3 İhlas-ı Şerif okumanızı istirham ederiz...

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Soyadı kanunu çıktıktan sonra Öğütçü soyadını alan Mehmet Öğü...

Türk Değilse Yüktür

Soyadı kanunu çıktıktan sonra Öğütçü soyadını alan Mehmet Öğü...

Önden Giden Atlar

Soyadı kanunu çıktıktan sonra Öğütçü soyadını alan Mehmet Öğü...