İz Bırakan Gönül Adamları – 5 - Diriliş Neslinin Üstâdı: Sezai Karakoç

“Ölüm, bir şan nişanıdır. Ölüm, bir rütbedir. Uyarıcının getirdiği ölüm, bir bağıştır, bir eriştir, bir şehadettir. Ölüm, tabiîliği aşmıştır, yeni bir hayatın ilk ucu olmuştur. Yeni hayatın, geleceğin hayatının gelişi olmuştur.” sözleriyle ölümü gönüllere böyle nakşeden, Türk edebiyatının yapı taşlarından olan “Diriliş Şairi”, mütefekkir Üstad Sezai Karakoç, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz.” hadis-i şerifince güzel bir hayat sürmüş ve o şekilde emaneti sahibine teslim etmiştir.

“Daha dünyada iken dünyadan çıkmak gerek. Ölmeden önce ölmek gerek. Ölümle gelen gelmeden, ölümün bütün şartlarıyla varoluşu kucaklar ve sararsan, ölüme en yaklaştığın yerde özleyişin gözden inci gibi yaşlarla aktığını görür ve gönlünün doğusundan sevgi güneşinin yükseldiğini fark edersin.” (1) der Üstad Sezai Karakoç… Gönlündeki engin sevgi güneşinin yükseldiğini gören ve ölmeden önce ölümün soğuk yüzünü sevgiliye kavuşma duygusuyla ısıtan üstadın kendi deyimi ile 88 yıllık “dünya sürgünü” sona ermiş ve 16 Kasım 2021 tarihinde vuslata ulaşmıştır.

Ömrünü genç gönüllerin dirilişine adayan Üstad Sezai Karakoç, mensup olduğu medeniyetin gerektirdiği mesuliyeti hakkıyla ifa ederek “Diriliş Nesli’nin” yolunu inşa etmiştir. Nitekim Üstad, sinesinde taşıdığı nesil endişesini “Aslında ölü olduğu hâlde, kendini diri sananlar vardır. Yüreklerinde ilâhî sözün ateşini ve aydınlığını duymayan kişiler, ölüdürler. Asıl ölüler mezardaki ölüler değil, bu ölülerdir.” (2) diyerek dile getirmiştir.

“İslam’ın Dirilişi”nin “İnsanlığın Dirilişi” ile olacağı şuurunu hiç kaybetmeden “Diriliş Neslinin Amentüsü”nü yazarak “Varolma Savaşı”nı hayatı boyunca sürdürmüş, “Ruhun Dirilişi”ni “Kıyamet Aşısı” ile sağlamış, “Ölüm, öldürülebilir, ama hiç diriliş öldürülebilir mi?” sözüyle diriliş gerçeğini aktarmıştır.

Müslüman bir kişinin hassas bir gönle sahip olması gerektiğini vurgulamış ve serlevha niteliği taşıyan şu sözleri kalplerimize emanet etmiştir:

“Müslüman, derinleş! Eşyaya olduğu kadar insana ve toplumlara doğru da derinleş!

Müslüman, şuurlaş! Çileleş ve şuurlaş!

Müslüman, birleş! Bir tek el, bir tek gövde ol! Bir tek şuur ör!

Müslüman, İslam’ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende hayat bulsun!”

Kutlu bir davaya gönül vermiş, ömrünü bu minval üzere sürdürmüş ve ardında nice dirilmiş gönül bırakmış olan Üstad, gayet mütevazi bir duruş ile “Allah’a inanıyorum. Ben bir diriliş işçisiyim. Allah kentinin işçisiyim. Allah’ın övdüğü, beğendiği İslam toplumunu ören, toplumunun örülen duvarında en küçük bir kum tanesi olmaktan öte öğüncüm olamaz.” (3) demiştir.

Üstad, Allah’a ve Resulü’ne öylesine bağlıydı ki, insanlığın yitik cennetinin sünnet-i seniyyede olduğunu belirtmiştir: “Vahiy nişanı, Peygamber izi: İşte insanın yitirdiği cennet işaretleri… Kalbi diri tutan öz ve işaretler…” (4)

“Peygamber hayatı, baştan aşağı bir medeniyettir. Hakikat medeniyettir. Hakikat medeniyetini bir ağaca benzetirsek, o ağacın çekirdeği gibidir peygamber hayatı. Medeniyet, bu hayatın açılımından ibarettir.” (5)

Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam gibi dergilerde makaleleri yayınlanan Üstad, Türk Edebiyatı’nın önemli yayınlarından biri olan Diriliş Dergisi’ni gazeteye dönüştürmüştür. “İnsanlığın Dirilişi” adlı kitabından dolayı yargılanan Sezai Karakoç, 1990-1997 yılları arasında kurmuş olduğu “Diriliş Partisi”nin genel başkanlığını da yapmıştır.

“İnsan vardır, geçtiği yere düşünce izi bırakır. Alınlarda derin düşünce izleri bırakır gider. Çok sonra fark edilir bıraktığı iz.” (6) diyen üstad Sezai Karakoç, nice gönüllerde nadide izler bırakarak “Diriliş Muştusu”nu yaşamıştır. Ahirete dirilişinin sene-i devriyesinde Üstad Sezai Karakoç’u rahmetle yâd ediyor, mekânının cennet, makamının âlî olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Şehzadebaşı Camii’nde binlerce kişinin kıldığı cenaze namazının ardından Şehzadebaşı Camii’nin haziresine defnedilen, “Mutlak olmak isterim gün doğmadan Şehzadebaşı’nda” diyerek hayatta iken ebedi istirahatgâhını işaret eden üstadı “Şehzadebaşında Gün Doğmadan” şiiriyle selamlıyoruz:

Kızaran ufka selâm
Süleymaniye’den Beyazıt’tan
Mutlaka olmak isterim
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Gün de doğar, gün de doğar
Bir gün mutlaka gün doğar
Gün doğmadan neler doğar
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Kaynakça:

1) Sezai Karakoç, Yitik Cennet, s.27
2) Karakoç, Kıyamet Aşısı, s.90
3) Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü, s.8
4) Karakoç, İnsanlığın Dirilişi, s.39
5) Karakoç, Yitik Cennet, s.82
6) Karakoç, Sütun, s.221

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

“Ölüm, bir şan nişanıdır. Ölüm, bir rütbedir. Uyarıcının getirdiği &o...

Türk Değilse Yüktür

“Ölüm, bir şan nişanıdır. Ölüm, bir rütbedir. Uyarıcının getirdiği &o...

Önden Giden Atlar

“Ölüm, bir şan nişanıdır. Ölüm, bir rütbedir. Uyarıcının getirdiği &o...