İz Bırakan Gönül Adamları - 4 - Menzili Uğruna Kurban Olan Sultan: Muhammed Râşid el-Hüseynî

İmâm-ı Rabbânî hazretleri şöyle buyurur: “Bu Nakşibendî yolu kıyamete kadar devam edecektir. Diğer tasavvufî tarikatlar zamanla özelliklerini kaybetse de bu yol, tâ Mehdî -aleyhisselâm- zamanına kadar devam edecektir.”

Babası Seyyid Abdulhakim hazretlerinden sonra sadakatle bu yolu sürdüren ve nicelerinin hidayetine vesile olan Şeyh Seyda Seyyid Muhammed Râşid el-Hüseynî hazretlerinin hayatlarından nasipdâr olmaktır niyetimiz…

Zamanının maneviyat sultanlarından olan “Seyda” lakabıyla maruf Muhammed Râşid hazretleri, 23 Mart 1930 tarihinde Siirt iline bağlı Kozluk ilçesinin Siyânüs köyünde dünyaya gelmiştir. 7 yaşında iken hafızlığını tamamlayan Seyda hazretleri, daha küçük yaşlarda zahir ve bâtın ilim merkezlerinde yetişen büyük âlimlerin ders halkalarına katılmıştır. Sarf, nahiv, mantık, fıkıh, tefsir, hadis gibi temel İslamî ilimleri tahsil etmiştir.

Heybetli duruşunda şefkat ve merhamet olan Muhammed Râşid hazretleri 1968 yılında babasının halifelerinden olmuştur. Babasının vefatından sonra Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde 1972 yılında irşada başlamıştır.

Dergâhı büyük bir tevbe kapısı olan Muhammed Raşid hazretlerine sadece Türkiye’den değil, dünyanın her yerinden yüzbinlerce insan gelmiştir. Dergâhına gelenler günahlarına, “Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşallah bir daha ben yapmayacağım. Seyda hazretlerini kendime şeyh kabul ettim” diyerek tevbe etmiş, imanını tazelemiş ve feyiz bulmuştur.

Menzil köyü, şehir merkezinden uzakta, tek minareli camisinin şehirdeki camilerin tam tersine her vakit ağzına kadar dolduğu bir yer olmuştur. Seyda hazretlerini duyanlar, yaşadığı ortamı merak edenler, evliyanın kitaplarda değil, hayatın tam ortasında olduğunu görmüşlerdir.

Muhammed Raşid hazretleri çok az sohbet ederdi. Genellikle hâl dili ile irşad eder, huzuruna girenler huzur bulurdu. Kimileri sohbet etmemesini tenkit etse de yapmış olduğu irşad faaliyetleri gün gibi ortadaydı. Bu konu ile ilgili Seyda hazretleri şöyle buyurdu:

“Sohbet bir eğlencedir. Nasıl ki üç dört yaşındaki çocuğu sözle oyalarlar, kimi zaman ödüllendirirler veya eğlendirirler. İşte sohbet de buna benzer. Büyük insanlara cennetten bahsedilince neşelendirilmiş ve oraya özendirilmiş olur. Cehennemden bahsedilince de insanlar korkutulmuş olur. Aslında sohbet ilk defa mürid olmak için gelenlere yapılır. İlk zamanlarda Nakşibendî yolunda sözlü sohbet yoktu. Sonradan sohbet, sözlü yapılır oldu. İnsanlara sohbet etmek de önemli oldu. Asıl irşad sözlü yapılan sohbetle olmaz. İrşad mânevi tasarruf ile olur.”

Dünyanın her tarafından sevenleri Menzil köyüne akın ediyordu. Aile efradı ve halifeleri tarafından da muazzam bir sevgi, hürmet ve edeple her hâreketi örnek alınıyordu. O’nun incinmesinden dolayı büyük endişe duyuyorlardı. Seyyid Muhammed Sâki el-Hüseynî şöyle anlatmıştır:

“Seyda hazretleri hayatta iken bir gün, halifesi olan muhterem babam Gavs-i Sânî Seyyid Abdülbaki hazretlerini çok üzüntülü gördüm. Üzüntüsünün sebebini sordum, şöyle anlattı:

«Keşke Seyda hazretlerinin yanında senin oğlun kadar, Seyda’nın torunları gibi olsaydım, onlar kadar kıymetim olsaydı. Ben dikkat ediyorum; Seyda hazretleri sizin çocuklarınızla ne kadar çok ilgileniyor ve seviyor, ama benim yüzüme dönüp bakmıyor.»

Ben babamın bu sözüne çok üzüldüm. Belki terk-i edep olacaktı, ama dayanamadım ve kendisine,

«Kurban! Vallahi, insan birine kızınca ve onu sevmeyince semtine bile uğramak istemiyor. Hatta değil kendisini, tavuğunu bile görmek istemiyor. Siz de görüyorsunuz ki, çocuklarınız ve torunlarınızla çok fazla ilgileniyor, onları kendi evlatlarından ayırmıyor. Eğer sizi sevmeseydi böyle davranması mümkün değildi.” dedim. O zaman muhterem babam şöyle dedi:

«Vallahi gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Benim imanım Seyda hazretlerine teslimdir. Benim en büyük korkum, Seyda’nın benden rahatsız olup incinmesidir. Yoksa ilgi ve alâka beklediğimden değildir.»”

1980 darbesi ve sonrasında yaşanan siyasi olaylardan nasibini alan Muhammed Râşid hazretleri sırasıyla Adıyaman ve Adana’da gözetim altında tutulduktan sonra 1983 yılında Gökçeada’da zorunlu ikâmete tabi tutuldu ve müridleri ile görüşmesi yasaklandı. Gökçeada’nın olumsuz hava şartları hazretin sağılığını çok etkiledi. 1985 yılında gözetimin Ankara’da devam etmesine, bir yıl sonra da Menzil köyüne dönebileceğine karar verildi.

Sürgün yılları diye tabir edilen zamanı geride bırakarak Menzil köyüne döndükten sonra köyün ziyaretçi sayısı giderek artmış, daha yoğun ve daha muhabbetli bir yer hâline gelmiştir.

1991 yılının Ramazan Bayramı’nda aklî dengesi yerinde olmayan biri, içinde zehirli böcek ilacı olan iğneyi Seyda hazretlerinin eline batırmış, hastaneye kaldırılan hazretin eli uzun süre sargıda kalmıştır. Suikast olma ihtimali de olan bu olaydan sonra yapan kişi sorgulandı, fakat nedeni bilinememiştir.

Zehirli iğnenin yüzünden uzun zaman rahatsızlık çekmiş, Zaman zaman da çeşitli rahatsızlıkları nüksetmiştir. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, romatizma gibi hastalıklarının da tedavisi sürekli yapılıyordu. Ara sıra Afyon’daki kaplıcalara giderek istirahat ederdi. Orada da ziyaretine gelenlere karşı kapısını ardına kadar açık tutardı. Vefatından bir yıl önce ayağının kırılmasına rağmen irşad faaliyetlerine ara vermedi. Tedavi amacıyla bulunduğu Afyon şehri görülmedik hareketliliklere sahne olmuştu.

Seyda hazretleri 1993 yılında yolculuktan bahseden bir sohbet yaptı. Bu sohbetini “İnşallah haftaya Cuma evimizde oluruz.” diyerek tamamladı. Ancak bu sözler her zamanki gibi anlaşıldı. Önce Ankara’ya uğrayacak, Cuma gününe kadar da Menzil’e dönecek diye düşünüldü. Ama bu O’nun son sohbeti olmuştu. Evine dönmek üzere Afyon’dan Ankara’ya geldi. 22 Ekim 1993 Cuma günü sabah boy abdestini aldıktan sonra Ankara’daki evinde odasına geçti. Cuma namazına yaklaşık iki saat kala altmış üç yaşında âhirete irtihâl eyledi.

Cenazesi ertesi gün Menzil köyünde, on binlerce seveninin katıldığı cenaze namazının ardından mürşidi ve babası Gavs-ı Bilvânisî olarak bilinen Seyyid Abdulhakim hazretlerinin yanı başına defnedildi.

Menzil köyüne gelenlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden olan “Merkad-ı Şerif’te medfun bulanan Şeyh Seyda Seyyid Muhammed Râşid el-Hüseynî hazretlerinin makâmının âlî olmasını diler, Rabbimizden şefaatlerine nail olmayı niyaz ederiz. Seyda hazretlerinin ruh-i şeriflerine 1 Fatiha, 3 İhlas-ı Şerif okumanızı istirham ediyoruz.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

İmâm-ı Rabbânî hazretleri şöyle buyurur: “Bu Nakşibendî yolu kıya...

Türk Değilse Yüktür

İmâm-ı Rabbânî hazretleri şöyle buyurur: “Bu Nakşibendî yolu kıya...

Önden Giden Atlar

İmâm-ı Rabbânî hazretleri şöyle buyurur: “Bu Nakşibendî yolu kıya...