İz Bırakan Gönül Adamları – 2 - Kur’an’a Vakfedilen Bir Hayat: Abdurrahman Gürses Hocaefendi

Abdurrahman Gürses Hocaefendi, 1 Temmuz 1909 tarihinde Adapazarı’nın Hendek ilçesine bağlı Soğuksu köyünde doğmuştur. Babası Hâfız Saîd Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Aslen Kafkasya’lıdır. Hafızlığını Soğuksu köyünün uzun yıllar imam ve hatipliğini yapmış olan babasının nezaretinde, on üç-on dört yaşlarında yapmıştır.

15 yaşında iken Hendek’e giden hocaefendi, oradaki camilerde mukabele okumuştur. Kur’an okuyuşu o yörenin meşhur Kur’an üstâdı Abdurraûf Hoca’nın dikkatini çekmiş, Abdurrahman Efendi’nin eniştesi Osman Efendi’ye “Bu çocuğun isti’dâdı var, buna ta’lîm okutayım” demiştir. Abdurraûf Efendi’den ta’lim ve tashih-i hurûf dersleri almış, sonrasında sarf, nahiv ve fıkıh okumuştur. Arapça derslerine devam ettiği dönemde İstanbul’a gelerek Ayasofya Soğukçeşme Medreseleri’nde bir müddet okumuş, bu dönemde birçok medrese hocası ile tanışmış ve onlardan istifade etmiştir. Bir yandan medresede eğitim gören Hocaefendi, diğer yandan İstanbul’un muhtelif camilerinde Kur’an-ı Kerim tilâvetlerinde bulunmuştur.

Güzel sesi ve tavrıyla Abdurrahman Gürses Hocaefendi’nin şöhreti, Kelâmî Dergâhı şeyhi Muhammed Esad Erbilî hazretlerine kadar gitmiştir. Esad Efendi ile tanışması da o dönemde olmuştur. Kelâmî Dergâhı’na Esad Erbilî hazretlerinin sohbetlerini dinlemeye gelen Abdurrahman Gürses Hocaefendi, Ramazan ayı geldiğinde dergâhta hatimle teravih namazları kıldırmıştır. O dönem dergahtaki dervişlerden biri hocefendi için şöyle demiştir:

“Abdurrahman Efendi de bir başka mevzu. O çok çile çekmiştir. Çok muhterem insandır. Esad Efendi Hazretlerine imamlık yapan insan nasıl olur, varın siz düşünün…”

Gönüllerimizde onulmaz bir yara olarak kalan Menemen hadisesi sonrasında “Sen Esad Efendi’ye teravih kıldıran adamsın, dolayısıyla O’nunla bir ilgin vardır!” denilerek tutuklanmıştır. Bir yıl hapis ve sekiz yıl devlet memurluğundan mahrumiyetle cezalandırılmıştır. Bu süre içerisinde maddi anlamda çok sıkıntılar çekmiştir.

Muhammed Esad Erbilî Hazretleri, dervişlerinden olan Abdurrahman Gürses Hocaefendi’ye şöyle nasihatte bulunmuştur:

“İstemek yok, verileni geri çevirmek yok, biriktirmek yok!”

Esad Efendinin bu nasihatını hayatına serlevha eyleyen hocaefendi, dünyaya rağbet etmeyen, çok zahid bir kimse olarak yaşamını sürdürmüştür.

Reîsü’l-Kurrâ Abdurrahman Gürses Hocaefendi, 1938’de Edirnekapı Mihrimah Camii’nde imam olmuş, 1939 yılında Teşvikiye Camii’ne tayin olmuştur. Beş yıl burada hizmet veren Hocaefendi 22 Mayıs Perşembe 1944’te Beyazıt Camii ikinci imamlığına naklen tayin edilmiş ve beş sene sonra aynı caminin baş imamı olmuştur. 1979 senesine kadar 35 yıl boyunca burada vazife yaparak 70 yaşında emekli olmuştur. Hizmette bulunduğu bu dönem zarfında Beyazıt Camii Kur’an kursunda çok sayıda talebe yetiştirmiştir.

Rivayete göre “Es‘ad Efendi Hazretleri, Kelâmî Dergâhı kapanınca, Erenköy’de Rıza Paşa Konağı’nı satın almıştı. Ancak oraya yerleşmeden önce konak bir tamirattan geçmiş, Abdurrahman Hocaefendi de bu tamirat işinde bizzat bedenen çalışmıştı. Bu tamirat sırasında bir gün Es‘ad Efendi Hazretleri konağa gelmiş. Güneşli bir havaymış. Abdurrahman Hocaefendi ve diğer orada çalışanlarla bir müddet sohbet etmiş. Gerek çalışma ve gerekse güneşin sıcaklığının tesiriyle Abdurrahman Efendi’nin alnından şıpır şıpır terler akıyormuş.

Hocaefendi alnındaki teri eliyle silerken, birden terinin çok güzel koktuğunu fark etmiş. İşte bu koku birkaç sene süreyle üzerinden hiç gitmemiş. Bu durumu, Es‘ad Efendi’nin halîfelerinden Bolulu Muhyiddin Efendi’ye söyleyince, o da:

“Buna nisbet-i mânevî kokusu derler. O koku Es‘ad Efendi’nin” diye cevap vermiş.

Hocaefendi bu hususu Muhyiddin Efendi’ye açtıktan sonra, artık bir daha o kokuyu duymadığını söylerdi.

Abdurrahman Efendi, emekli olduktan sonra muhtelif mekânlarda isteyen talebelere Kur’an dersleri vermeye devam etmiş, hem yurt içinde hem de yurt dışında yapılan Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmalarında ve imtihanlarında jüri üyesi olarak birçok kez görev almıştır.

Emin Saraç Hocaefendi, Abdurrahman Gürses Hocaefendi ile ilgili olarak şöyle demiştir:

“Abdurrahman Efendi’yi 1950’ye kadar Beyazıt Camii’nde herkes gibi hayranlıkla dinlerdik. Ara sıra görüştüğümüz olurdu. O dönem Fatih Camii’nde icrâ olunan mevlid programlarında bulunurdu. Gümülcineli Mustafa Efendi: «O’nun mevlid okuyuşunda bir hoş dervişân hava var.» derdi.”

Yine bir hatırasını Emin Saraç Hocaefendi şöyle anlatmıştır:

“Bir defasında Bedir şehitlerini ziyaret etmiş dönüyorduk. Bana dönüp: «Siz ilerleyin, ben geliyorum.» dedi. Bir süre sonra merak ettim, yanına vardım. Baktım ki hocaefendi ağlıyordu. Ashâb-ı Bedir şehitlerinin yattığı o topraklar üzerine yüzüstü yatmış, için için ağlıyordu. Hocaefendi böyleydi. Derdi ki: «Burada yatanların hukuku var.»

Mübarek topraklarda kendisinden ısrarla Kur’an ziyafeti verilmesi istendiğinde “Biz buraya arz-u hâl etmeye geldik, arz-u endâm etmeye gelmedik.” diyen Reîsü’l-Kurrâ Abdurrahman Gürses Hocaefendi 11 Ağustos 1999’da Çarşamba günü dâr-ı bekâya irtihal eylemiş olup, nâşı Bakanlar Kurulu kararı ile Bayezid Camii Hazîresine defnedilmiştir. Muhterem hocamızın ruhu için bir fatiha, üç ihlas-ı şerif okumanızı rica ederiz…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

Abdurrahman Gürses Hocaefendi, 1 Temmuz 1909 tarihinde Adapazarı’nın Hendek ilçesi...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

Abdurrahman Gürses Hocaefendi, 1 Temmuz 1909 tarihinde Adapazarı’nın Hendek ilçesi...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

Abdurrahman Gürses Hocaefendi, 1 Temmuz 1909 tarihinde Adapazarı’nın Hendek ilçesi...