İz Bırakan Gönül Adamları – 1 – Üstâdın Üstâdı: Abdülhakîm Arvâsî

Üstâd Necip Fazıl Kısakürek’in “Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız, Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız.” dediği mürşidi Abdülhakîm Arvâsî –kuddise sirruh- hazretlerinin engin gönül dünyasından nasipdâr olmaktır niyetimiz…

Kimi O’nu derin ilmî ve hoş sohbeti ile kimi de yetiştirdiği yüzlerce âlîm ve âriflerle tanıdı… Arvas Seyyidleri ailesine mensup, anne tarafından Abdülkadir-i Geylânî hazretlerinin soyundan, Nakşibendî-Hâlidî şeyhi olan Abdülhakîm Efendi, 1865 yılında Van’ın Başkale ilçesinde dünyaya gelmiştir. 1880 yılında intisap ettiği Hâlidiyye tarikatı şeyhlerinden Seyyid Fehim’den 1889 yılında Nakşibendiyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye, Kadiriyye ve Çiştiyye tarikatlarından hilâfet almıştır. Tarikat silsilesi Seyyid Fehim, Seyyid Tâhâ vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye ulaşır.

1919 Yılının Nisan ayında İstanbul’a gelen Abdülhakîm Efendi, bir süre Evkaf Nezâreti’nce Eyüp’teki Yazılı Medrese’de misafir edildikten sonra yine Eyüp’teki Kâşgarî Dergâhı şeyhliğine tayin edildi. Dergâh şeyhliğinin yanı sıra ayrıca Kâşgarî Camii’nin imamlık ve vâizlik görevi de kendisine verildi. Tekkeler kapatılana kadar bu görevlere devam etmiştir.

Allah dostları ilim yolunda nice çileler çekip, nice sıkıntılara göğüs germişlerdir. Bu konuda nefislerine zerrece pay vermemişlerdir. Abdülhakîm Arvâsî hazretleri de şöyle demiştir: “On sene Cuma geceleri hariç yorgan altına girmedim. Vücudun ihtiyacı olan uykuyu zaman zaman rahle üzerine, kitaba kapanıp uyuklayarak telafi ettim.”

Namaza ziyadesiyle önem vermişlerdir, ömründe hiç namaz kaçırmadığını Necip Fazıl Kısakürek bize Abdülhakîm Efendi’nin şu sözleri ile anlatıyor: “Tek vakit namazımı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih ederim.” Her namazını huşu ve huzurla kılan hazret, ibadetlerinde mekân olarak nerede etkilendiğini de şu sözleri ile anlatır: “Ben ömrümde, yalnız iki rekât namaz kılabildim. O da hac seferinde, Ravza-i Nebî(Peygamberimizin eviyle minberinin arasında)’de…”

Abdülhakîm Arvâsî –kuddise sirruh- kerâmet ehli idi… Bir gün Bâyezid Camii’nde vaaz veriyordu. Konuşurken, hiç alâkası olmadığı hâlde birden “sizden biriniz eve gidip, çocuğunu çatıya kiremitler üzerine çıkmış, güvercin kovalar görürse, bağırıp korkutmadan, güzellikle, yavrum bak sana neler getirdim, şeker aldım desin, onu tutup içeri aldıktan sonra uyarsın” dedi. Vaazı dinleyen Akhisar’lı bir zât, içinden, “şimdi bunun da ne ilgisi var” diye geçirdi. Vaazdan sonra eve gidince, baktı ki çocuğu evin çatısına çıkmış, kiremitler üzerinde, güvercin yakalamak peşinde… Neredeyse kenardan düşecek hâlde. Çocuk küçük olup 3-4 yaşlarındaydı. Hemen Hazret-i Arvâsî’nin camideki tavsiyesine uyup, tatlı bir dille, “bak oğlum, sana şeker aldım hadi gel, vereyim” diyerek çocuğu kazasız belasız çatıdan indirdi. (Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu – Allah Dostları-1, Ankara Kalem Neşriyat Sh.211)

Üstâd Necip Fazıl’dan bahsederken nasıl ki Abdülhakîm Arvâsî hazretleri aklımıza geliyorsa, Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinden söz ederken de merhum Necip Fazıl’ı anmamak ne mümkündür? Cumhuriyet döneminin önemli fikir ve sanat adamlarından Necip Fazıl Kısakürek 1939 yılında Abdülhakîm Arvâsî hazretleri ile tanışmasının ardından şu beyiti kaleme almıştır:

“Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum,
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”

Abdülhakîm Arvâsî hazretleri’ni, “Sonsuzluk plânının irşad kutbu… Ferdî – Muhammedî hakikat vârisi… Tesbihin son tanesi… Benim kurtarıcım, müjdecim, mürşidim, şeyhim, nurum, ruhum, canım, efendim, topyekûn hayatım…” diyerek anlatan üstâd, büyük velî ile tanıştığı ânı yıllar sonra şu sözlerle dile getirmiştir: “Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel; Bir akşamdı ki, zaman, donacak kadar güzel.”

Üstâd Necip Fazıl mürşidine bende olduktan sonra şu şiir ile hayatında olan değişiklikleri anlatmıştır:

Benim efendim!
Ben sana bendim!
Bir üfledin de
Yıkıldı bendim.
Ben ki, denizdim,
Dağbaşı bendim.
Şimdi sen oldun,
Âleme pendim.
Benim efendim!

Benim efendim ,
Feza levendim!
Ölmemek neymiş;
Senden öğrendim.
Kayboldum sende,
Sende tükendim!
Sordum aynaya:
Hani ya kendim?
Benim efendim!

Benim efendim!
Emri yüklendim!
Dağlandım kalbden
Ve mühürlendim.
Askerin oldum,
Başta tülbendim;
Okum sadakta,
Elde kemendim.
Benim efendim.

Hidayetine vesile olan ve tabir-i caizse üstâdı üstâd yapan o güzide şahsiyete ve onun yoluna yazdığı şu dizeler ne kadar da mânidardır:

“… Ama bu Kapıya beni köpek diye yazan, bu gemiye paspas diye alan sen, kabul etmez misin ki, «O Kapı’nın köpeği» ve «O geminin paspası» olmak rütbesinin üstüne bu dünyada pâye yoktur? Kendimi, fikirde, san’atta, şunda bunda, dünyanın en büyük adamı görmek, bilmek, göstermek, bildirmek isterdim; tek, O Kapı’nın köpeğine mahsus derece belirsin diye… Sana ve senden, bağlı olduğum O’na devretmek için…”

Necip Fazıl Kısakürek, mürşidi seyyid Abdulhakîm Arvâsî’yi "Tanrı Kulundan Dinlediklerim", "O ve Ben", "Son Devrin Din Mazlumları" ve "Başbuğ Velilerinden" adlı eserlerinde anlatmaktadır. Üstâd Necip Fazıl’ı ve O’nun üstâdı olan Abdülhakîm Arvâsî hazretlerini daha yakından tanımak isteyenlerin bu kitapları okumalarını tavsiye ederiz.

Abdülhakîm efendi, “Er-riyazü’t-Tasavvufiyye” adlı kitap ve “Rabıta-ı Şerife” risalesi yanında, “Ashab-ı Kiram”, “Ruh”, “Ebeveyni Resulullah”, “Sefer-i Ahiret” gibi risaleler, “Tasavvuf dersleri ile ilgili notlar” ve kendisine tevcih edilen suallere verdiği cevapları muhtevi “mektuplar” kaleme almıştır.

Üstâd Necip Fazıl’ın 1982 yılında yazdığı “Halim” şiirinde dile getirdiği gibi: “Hayat bir zar içinde hayatı örten bir zar, Bana da hayat yeri “Bağlum” köyünde mezar...”

Seyyid Abdülhâkim Arvâsî –kuddise sirruh- 27 Kasım 1943 yılında ebedî âleme irtihal eylemiş olup, kabri Ankara’nın Keçiören ilçesinde bulunan Bağlum mezarlığındadır.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

Üstâd Necip Fazıl Kısakürek’in “Bana yakan gözlerle bir kerecik bak...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

Üstâd Necip Fazıl Kısakürek’in “Bana yakan gözlerle bir kerecik bak...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

Üstâd Necip Fazıl Kısakürek’in “Bana yakan gözlerle bir kerecik bak...