Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

İtimat, Hakikat ve Emanete Ehil İnsan Olma

avatar

Yusuf Duru

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

İtimat yani bugünkü ifadesi ile güven. Fertten başlayarak devletin en üst makamındaki insana kadar toplum olarak şu günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz erdem. Çünkü insanların birbirlerine itimadı kalmadı, güvenmek istediğiniz insanı bile kılı kırk yararak seçmeye çalışıyorsunuz.

Bakınız evliliklerdeki bütün sıkıntılar eşlerin birbirlerine olan itimadının sarsılması ile başlıyor. Özellikle günümüzde hayatımızı kolaylaştırdığını iddia ederek kullanmaya başladığımız yatak odamızdan, tuvalete kadar günlük yaşamımızın her anında baş köşeye koyduğumuz cep telefonları ve bu telefonların bize sağladığı kolay, çabuk ve gereksiz iletişim hızı, bu itimadı temelinden sarsan sinsi bir düşman gibi içimize giriverdi.

Aile mahkemelerine delil olarak sunulan ve dosyalara konulan belgeler arasında genel olarak telefon kayıtları diye bir ifadeye rastlıyoruz. Boşanmada ana delil onlar kabul ediliyor. Erkeğin ya da kadının cep telefonu mesajları ile bir şekilde gayri meşru iletişim kurduğu, sonrasında ise ilişki yaşadığı kişi ya da kişilere ilişkin kayıtlar esas alınıyor ve aile müessesesinin temel direği olan güveni sarstığı için hakim takdir yetkisini kullanarak bir celsede boşama işlemini gerçekleştiriyor.

Bu küçük ve mevzi bir misaldi. Bunu daha da büyüterek devlet ve hükümet nezdinde düşünürsek bu itimatsızlığın nelere mal olduğunu daha net ve yakından görebiliriz. İnsanların birbirlerine itimad temelli yaklaşmaları devletin ve hükümetin de işlerini kolaylaştıracaktır. Birbirlerine itimad ile dolu insanlardan oluşan topluluklar aranır ve özlenir hale geldi. Çünkü toplunda güven ve anlayış kalmadı maalesef.

Büyük İskender bir sözünde “Orduma o kadar derin bir itimadım vardır ki bütün zaferlerimin anahtarı budur” der.

Bir sefer esnasında hava soğuk ve karlıdır. İskender atıyla bir yardan inmektedir ve aşağıda gürül gürül akan bir dere vardır. Bir anda atının ayağı sürçer ve üzerindeki binici ile birlikte dereye yuvarlanır. İskender savaş elbiseleri ile soğuk havada buz gibi suya düşüp ıslanır ve kısa sürede ağır bir hastalığa yakalanır. Soğuk algınlığıdır bugünkü ismi ile hastalık.

Hazık hekimlerinden biri kendisine çok güçlü ve kısa sürede iyileştirecek bir ilaç hazırlar. İskender tam ilacı içecekken yakınındaki danışmanlarından biri kulağına fısıldar. “Efendim o şurubu içmeyin, zira bu hekim İran şahının adamıdır ve sizi öldürmeye azmetmiştir.”

İskender bir an durur ve sonra hiç tereddüt etmeden ilacı içer. Kısa sürede iyileşir. O danışmanını mecliste herkesin huzurunda doktorla yüzleştirir. Doktorun hiçbir şeyden haberi yoktur ve sadakatle hizmet etmeye devam etmektedir. İskender Doktora sorar “Neden huzurdasın bilir misin?” Doktor “Efendimiz daha iyi bilir” diye cevap verir. Sonra danışmanını doktorun yanına getirir. Doktor danışmanı görünce birden kaşlarını çatar ve kendi kendine homurdanır. Danışmanın da rengi atmıştır.

İskender, “Sen bana şurubu hazırlayıp getirdiğinde bu benim kulağıma eğilip senin İran şahının casusu olduğunu ve beni öldürmek için böyle bir fırsatı kolladığını söyledi. Ama ben sana itimad ettim ve bu haldeyim.”

Doktor hemen atılır ve kuşağının arasından çıkardığı bir kese altını ve bir mektubu İskendere uzatır. Mektup okunduğunda bu danışmanın mührü vardır altında. Ve “Şayet İskenderi öldürecek zehri zerkedersen bu kesedeki altınlar ve daha pek çoğu senin olacaktır. Aksi halde kelleni ben bizzat alacağım” diye yazmaktadır.

Doktor, “Sizin için şurup hazırlamaya başladığımda geldi bu mektup. Cevap vermedim. Bunun üzerine bu gördüğünüz danışman yanıma kadar gelerek beni türlü ölümlerle tehdit etti. Ama ben size sadakatle hizmet edeceğimi ve bundan asla geri durmayacağımı söyleyerek yanımdan kovdum. Durum budur efendim.”

Böylece danışman müstehak olduğu cezayı bulur ve hekim ise hekim başı olur. Yıllarca Büyük İskender’e hizmet eder.

Hazreti Peygamber “Emanete ihanet etmeyiniz, itimad edilen insanlar olunuz” buyurmuşlardır. Şüphesiz ki en büyük emanet de vatanımızı, milletimizi idare edenlere teslim etmektir. En küçük alışverişimizden, en büyük devlet işlerimize kadar bu itimad hisssi yerleşebilseydi sanırım bugünkü siyasi ve içtimai ortam da böyle olmazdı.

Büyük toplum bilimcilerin, felsefecilerin, sosyologların, ahlak bilimcilerin üzerinde ısrarla durdukları İtimat müessesesi şayet layıkı veçhile toplumlarda gelişmiş ve yerleştirilmiş olsaydı, bir çok sosyal problemin önüne geçilir ve millet bugünkü gibi güvensizlik içinde yaşamaz idi.

İşte bu yüzdendir ki çocuklarımızı itimad telkini ile yetiştirmek, onları güvenilir insanlar olarak yetiştirip terbiye etmek toplumun ve milletin geleceğine yapılabilecek en iyi yatırımdır.

HAKİKAT…

Hazreti Ömer hasta yatağında yatarken zenginlerden birisi kendisini ziyarete gelir. Üzerindeki elbise çok kıymetli bir ipekli kumaştan yapılmıştır ve etekleri yerleri süpürmektedir. Hazreti Ömer, ona der ki, “Eteklerini kısalt. Çünkü hem çirkin, hem kibir emaresi, hem de temizlik bakımından böyle uzun elbiseleri giymek doğru değildir” der.

Adam gücenir ve kalkıp meclisten sessizce çıkar. Etrafındakiler Hazreti Ömer’e “Ya Ömer gücendirdin onu” deyince, Hazreti Ömer büyük bir vakarla “Biz hakikati söylemeyi Hazreti Peygamberden öğrendik. Çünkü Hakkın tecellisi hakikatin ikrarı ile gerçekleşir. Bu yüzden hakikatin ikrarı için korkumuz halk değil söylememek neticesinde huzuruna çıkacağımız ve her şeyin hesabını vereceğimiz Hakk Teala’dır. Biz hakikati söylemezsek Hakk Teala’dan korkarız.”

Başkalarının kusurlarını görmekten üzüntü duyan ve bunu uygun bir dille, kalbinden gelen üzüntü ile dile getiren ve adeta masallarda kalmış kahramanların içimizde yaşamaması ne büyük talihsizlik değil mi dostlar?

Size yakışmayandan, sizi tehlikeye götürecekten kendisine bir zevk payı çıkaracak ve hakikati gizleyip, sizin hoşunuza gidecek olan sözlerle sizi pohpohlayan, şımartan ve gerçeği görmemeniz için sözleri ile gözlerinizi karartan, gönlünüzü kapatan insanların rüzgarına, yöneticilerimizde dahil olmak üzere bugün kapılan o kadar çok insan varki.

Devlet ve hükümet yönetiminde bulunan insanların etraflarında bulunan ve yöneticilerinin her yaptığını doğru bularak “Evet efendim, doğrudur efendim, isabet buyurdunuz efendim” diye dalkavukluk yapan insanların bu nahoş hallerini görerek onları etraflarından uzaklaştırmaları ne doğru bir harekettir.

Gündelik hayatta da bu ne güzel bir haslettir değil mi? Bizi pohpohlayan, sözleri ile şımartan dalkavuk insanların yerine, bizim iyiliğimiz için uygun bir dille gerçekleri dile getiren insanlarla dost olmak ve onların ikazları ile hayatımızı yönlendirmek ne güzel olurdu.

Tarih tekerrürden ibarettir. Hakikati saklayarak sadece kabul görmesi ve bunun ardından paye, makam, mansıp hatta maddi menfaat sağlamak için hakikatin üzerine perde çeken insanlar, devletlerin inkırazlarına sebebiyet vermişlerdir.

Fuat Paşa, Sultan Abdülaziz ile bir konu üzerinde mütalaa ederlerken salt hakikati söylediği için sultanın sinirlendiğini görür. Öfke ile ayağa kalkan sultanın hemen yanına yaklaşır ve sadece onun duyacağı şekilde,

“Sultanım öfkelenmeyiniz, orta kapıda celladın beklediğini ve yapacakları yanlıştan dolayı belki de canlarından olacağını bilen hamiyyetperver vezirler dedelerinize hakikati söylemekten asla imtina etmemişlerdir. Benim yaptığım sadece bu. Şimdi cellat yok ama benim vicdanım ve imanım var. Size hakikati söylemezsem tarih beni kara bir deftere kara harflerle kaydeder ve gelecek olan nesiller beni hayırla değil beddua ile anarlar. Ben Allahtan korkarım.” Der. Bunun üzerine sultan Abdülaziz tebessüm ederek “Paşa siz hep hakikati söyleyin, öfkelendiğimize bakmayın, bizim öfkemiz kendi nefsimizin bize galebe çalmasından başka bir şey değildir” der.

Sadakatle hizmet ederken, hakikati gizlemek gafletine düşen danışmanlar, devlet reislerini yanıltır ve milletin temsilcisi olarak bulundukları makamda sadece kendilerini değil, milleti de kandırarak devletin gidişatını inkıraza sürüklerler. Tarih bunun örnekleri ile doludur.

Dua edelim ki hakikat denizinde yıkanmış, sağlam fikirli, aklı selim ile hareket eden ve imanı kemalâta ermiş insanlar bizi yönetsin. Bunun için de bizlerin sağlam fikirli, itimad edilen, hakikat denizindeki bir damla suyun dahi bulaştığı zaman ruhumuzu nasıl da güzelleştireceğini bilen insanlar olmamız, hakikatten kıl kadar dahi ayrılmamamız gerekir vesselam.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.