Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

İslam Penceresinden ‘’Dinlemeye’’ Bakış

avatar

Dilhâne

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

DİNLEYEN DİNLENİR…
 
İslam Tasavvuf’unun çok kıymetli eserlerinden biri olan, Hz. Mevlana’nın yazdığı Mesnevi-i Şerif, ”Bişrev” yani ”Dinle” diyerek başlar. Bu, aynı zamanda Kuran-ı Kerim’in ”İkra” yani ”Oku” ile başlamasıyla da alakalıdır. Okumak insana ne kadar çok şey katıyorsa aynı şekilde dinlemek de katar.
 
Dinleyen dinlenir ne demektir?
 
Kelimeler içinde bir çok anlam barındırırlar. Adeta matruşka bebeği gibi, derine indikçe yeni bir şeyler çıkar. Öyle ya, denizin yüzeyinde yosun olur, inci mercan derininde…
 
Dinleyen dinlenir. Çünkü karşısındaki insanı saygı ve edep ile dinlemek, sözünü kesip kesip balın pekmezin ardına sığınmadan, çok mühim olmadıkça başka şeylerle ilgilenmeden dinlemek elbette bir geri dönüşe sebep olur. Herkes ettiğini bulur, ektiğini biçer. Güzel dinleyeni güzel dinlerler…

2) Dinleyen dinlenir. Çünkü konuşmak aslında çok yorucu ve zor bir eylemdir. Bu bir sanattır, samimiyetle ve ihlasla konuşmak, akıcı ve düzgün konuşmak, kırmadan incitmeden, haddi aşmadan, tesirli ve etkili konuşmak kolay bir iş değildir. Ağızdan çıkan her bir harf ok gibidir, geri dönüşü yoktur. Dokuz yutkun bir konuş diye atalarımız boşuna dememişlerdir. Dinlemek ise nispeten daha kolaydır, insanı dinlendirir. Hele ki konuşan güzel konuşuyorsa insanı çok güzel dinlendirir. Hayati İnanç Bey bu sanatı en iyi icra edenlerdendir.

3) Dinleyen dinlenir. Çünkü dinleyen din-lenir. Mayalanmak gibi, din-lenmek. Nasıl yani din-lenmek? Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) ”Din nedir?” diye sorulduğunda, ”Din nasihattir, din sohbettir, din güzel ahlaktır” buyurmuşlardır. Bu sözden anlaşılıyor ki din, namaz kılmak, hacca gitmek, oruç tutmak değildir. Bunlar dinimizin ibadetleridir. Efendimiz’in cevabı nettir, din güzel ahlaktır. Sıralamaya dikkat buyurunuz, nasihat-sohbet-güzel ahlak. Demek ki insan nasihat ve sohbet ile güzel ahlak sahibi olabilir. İşte bunun için de iyi bir dinleyici olmak gerekir.

ÖNCE İŞİT SONRA İŞ ET…

Bilindiği üzere, Hz. Adem Aleyhisselam’dan Peygamber Efendimiz’e kadar gelmiş peygamberlerin çok çeşitli imtihanları olmuş, büyük zorluklar çekmişlerdir ama hiç bir peygamber sağır değildir. Bu elbette bir tesadüf değildir.

Ayet ve hadis-i şerifleri, Allah dostlarının sözlerini ve nasihatlerini dinlemekten murat, o kıymetli sözleri yaşayarak hâl etmektir. Bir büyüğüm “insan kulaktan döllenir” derdi. Nutuk çekmek için değil de, ilminin zekâtını verebilmek için, Allah’a hizmet için, sırf sevdiği için güzel tavsiyeler veren, insanın gönlüne seslenen insanların kıymetini iyi bilmek lazım. O sözlerin de kıymetini iyi bilmek lazım. Ağızdan çıkan söz kulağa, gönülden çıkan söz gönle gider. Neşet Ertaş’ın da bahsettiği “gönülden gönüle giden o gizli yol”, gönülden konuşabilen insanların kullandığı yoldur. Dudaktan kalbe değil de, kulaktan kalbe…
 
“His şekillenip kelâm olsun. Arzu çâk olup merâm olsun. Hasret dile gelsin, figân olsun. Yâr süngü takınsın, kan kıtâl olsun.
 
Gönlümden acep neyi anlatır?

Zaafım şahlansın, misilsiz güç olsun. Kudretim kükresin, bir âfet olsun. Yüreğim yarılsın, sırları fâş olsun.
 
Gönlümden acep neyi anlatır?..”
 
Samiha Ayverdi, Hancı (Kubbealtı Neşriyatı, 2008)
 
Bu arada bir konuya daha değinmek istiyorum. Hz. Ali Efendimiz: “İnsan dilinin altında gizlidir” buyurmuşlardır. Kimsenin kimseyi tanımadan, konuşmadan, dış görünüşüne göre, makamına göre, memleketine göre yargılamaya hakkı yoktur. Önyargı, “dinlememekten” kaynaklanır. “Önce işit, sonra iş et”
 
“Harabat ehlini hor görme zâkir, hazineye malik virâneler var.” -Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.
 
SESSİZLİĞİ DİNLE, SÖYLEYECEK ÇOK ŞEYİ VAR…
 
Dinlemek, yalnızca, dışardan gelen belirli frekans aralığındaki ses dalgalarını kulağımız aracılığıyla işitmek demek değildir. Aynı zamanda insanın içinden gelene kulak vermesi, kendini dinlemesidir. Biz yalnızca et ve kemikten ibaret değiliz, duygu ve düşüncelerimiz de var.

Hatta bu et ve kemik, içerdekinin dışarıya aksetmesi için bir araçtır yalnızca. Gönül fırınında ne pişiyorsa dışarı onun kokusu çıkar. Sessizliği dinlemek için nefsi susturmak gerekir. O halde dinlemek için sükût etmek lazımdır. Söz gümüş ise sükût altındır. Peki sükût etmek susmak mı demektir? Yoksa nefsini susturup gönüldekinin sesini dinlemek mi demektir? Bakınız bir hadis-i şerif:

“Allah Teâla Hazretleri şöyle ferman buyurdu:

“Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü’min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem.” (Buhârî, Rikak 38.)

Bu hadis-i şerif bir bir incelendiğinde, üzerine kitaplar yazılacak kadar çok şey içeriyor, biz şimdilik konumuz gereği yalnızca altı çizili kısmı ele alalım. İşittiği kulağı ve konuştuğu dili ben olurum. İşte arz etmeye çalıştığım hakiki sükût etme hâli, gönülden geleni dinleme hâli bu demektir. Bir örnek daha verirsek konu çok daha net anlaşılacaktır. “Ete kemiğe büründüm, Yunus deyu göründüm”. Bu sözler Yunus Emre Hz.’nin dilinden dökülmüştür lakin sözlerin sahibi Hz. Allah’tır. 

Kısacası, “Nefsini bilen Rabbini bilir” İşte bu şekilde, nefsi susturarak edilen sükût, altındır.
 
Maksat kelimelerin gerçek anlamlarından mecazlar icat edip harikalar diyarında dolaşmak değildir, maksat kelimelerin özünü anlamaya çalışmaktır. Dediğim gibi, yüzeyde yosundan başka bişey yoktur.
 
SAHANDA YUMURTA…
 
Her insan dinlenmek ister. Sözünün dinlenmesini ister. Söylediği şarkının, anlattığı olayın, fikir ve düşüncelerinin, anlattığı dersin, verdiği konferansın, ettiği sohbetin…

Berkay Durna

Bir insana erişmenin ve ruhuna dokunmanın en güzel yollarından biridir edebiyat. Kelimelerin birbiriyle olan aşkını anlatır ve bu anlatım sırasında insana dair olgularıyla bizlere dokunur. Dilhâne işte böylesine aziz bir uğraşın günümüzdeki temsilcisi olarak tüm topluma ulaşmayı amaçlayan bir edebiyat şiir ve fikir dergisidir.

Edebiyat sahip olduğu varlığın içerisinde bir fikre sahiptir. Bu fikirle kavurur cümleleri ve ortaya bir dünya mirası ortaya çıkarır. Varlık gösteren dışa vurum bazen bir düz yazı olur bazense bir şiir. Eğer fikir kendisi bir şiirde bulursa her kelimesinde adeta bir rengin onlarca tonuyla karşılaşır insan. Bu anlam zenginliği ise edebiyatı yeşertir, insanın özüne dokunmasını sağlar. Edebiyat, şiir ve fikirlerin insana sağladığı huzuru ve yüceliği fark eden birçok söz ve kalem ustası; ömürlerini bu alanda sarfetmişlerdir. Aynı manevi değeri arayan nice insanın varlığını hoşgörü ve güzellikle karşılayan Dilhâne dergisi bu arayışın karşılığı olarak yeni yazarlar için de bir platform görevi görmektedir.

Öyle ki söz edilen amacın sonucu olarak Dilhâne Dergisi, okuyucularından ve yazı yazarak bir uğraşı ortaya koymak isteyen herkesten yazılarını beklemektedir. Bu yazıları bünyesine katarak diğer insanlara ulaştırarak hem yazarın gelişimini desteklemektedir hem de yazara duygu ve düşüncelerini başka insanlara aktarma olanağı tanımaktadır. Eğer sizlerde yazılarınızı paylaşmak isterseniz ilgili bilgileri dilhane.net adresinde bulabilirsiniz.

Bir fikrin hamurunu edebiyat ve şiir ile yoğururken, toplumdan yazılar alarak bu uğraşa değer katmanın bir başka boyutu daha bulunmaktadır. Hiçbir bir karşılık beklemeksizin edebiyat şiir ve fikre duyulan saygıdan dolayı tüm bu uğraşları yine toplumla paylaşmak. Bu sebeple Dilhâne dergisi insanlara ulaşabilmek için aylık yayınlarını, yapılan söyleşileri, yazıları ve daha birçok yazılı ve görsel ürünü dilhane.net adresinde hiçbir maddi karşılık olmaksızın insanlarla paylaşmaktadır.

Bir yandan değişen dünyaya ayak uyduran bir yandan da sahip olduğu öze günden güne değer katmayı hedefleyen Edebiyat şiir ve fikir dergisi olarak farklı konularda ve çeşitli türdeki ele alımlarıyla edebiyat dünyasında emin adımlarla ilerlemeyi sürdüren Dilhâne dergisi, siz edebiyat aşıklarını da pür heyecanla beklemektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.