Sıradaki içerik:

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Vefatı

e
sv

İnsanlığa Bir İnşirah Mekke’nin Fethi

avatar

Ebru Yalçın

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Mekke Hicri 571 yılında bir yetimin doğuşuna tevhitlerle şahitlik eden mübarek belde.

Karanlıktı Mekke İbrahim’i putlarla çevrilmiş mahşer i cümbüştü adeta.
Kız çocuklarının diri diri gömülüp, kölelerin eziyet gördüğü bir beldeyken rahmani bir sarsıntıyla kirinden pasından arındırıldı medeniyetler şehri. Allah Resulünün ana rahmine düşmesiyle rahmet melekleri yağdı.

Mekke’ye, bir müjde vardı âlem-i İslam’a. İnsanlığı selamlayacak, yeni bir can, yeni bir dem olacak, kâfirin putlarını yerle bir edecek bir müjde yankı buldu göklerde ve yeryüzünde geliyordu, Kutsal kitaplarda müjdelenen âlem- i İslam’ın son sancağı, son kalemizin son kumandanı Muhammed Mustafa (s.a.v) geliyordu.

Onun Doğuşuyla gül kokusu sardı şehri karanlık yerini aydınlığa bıraktı, şehirde bir heyecan kalplerde dinmeyen coşku. Doğumuyla şehri nurlandıran Muhammed büyüdükçe hakka yakınlaşma yolunda ilerledi, yürüdükçe bastığı her toprak bereketlendi, Mekke’ye yeni bir soluk, müşriklere korku oldu.40 yaşına gelince peygamberlikle müjdelendi iki cihan güneşi. Rahmanın emriyle İslam’ı, Mekke şahitliğinde anlattı Müslümanlara, Yüreklerine iman nuru düşenler yerinde duramaz oldu İslam’a koştu. Resulün en yakınları ona destek çıktılar kucakladılar İslam’ı. İslam Mekke topaklarına sığamaz oldu, Müslümanların hicreti bu şekilde başlamış oldu, önce Habeşistan’a ardından Medine’ye. İslam’ın açık davet döneminde Medine’de Müslümanların sayısı arttı ama düşmanlar azalmak bilmedi birçok savaş yapıldı İslam sancağı dimdik ayakta kalsın diye. Bir gün Allah resulünün rüyasında umre yaptığını görmesiyle başladı Medine’den Mekke’ye yoluculuk. Mekkeli müşrikler Allah resulü ve ashabının Mekke’ye girmesine izin vermediler orta yolu bulmak için hudeybiye antlaşması imzalandı ve o yıl umre yapılamadan Medine’ye geri dönüldü. Hüzünle Medine’ye geri dönen Müslümanları rahman nuruyla ferahlattı ve fetih suresi nazil oldu.

“Biz sana apaçık bir fetih yolu açtık.« (28)

Hudeybiye Antlaşması’nın üzerinden henüz iki yıl geçmeden Mekke müşrikleri antlaşmayı bozdular. Bu şöyle oldu: Antlaşmanın dördüncü̈ maddesine göre Huzâa oğulları Hz. Peygamber’le, Bekir oğulları ise Mekkelilerle ittifak kurmuştu. Bekir oğulları, hicretin sekizinci yılı Şaban ayında Huzâa oğullarına bir gece baskını düzenleyip onlardan 23 kişiyi öldürmüşler, canlarını kurtarmak için Hareme sığınanları dahi öldürmekten çekinmemişlerdi.

Mekke müşrikleri, bu hain saldırıya silah ve binek bakımından destek vermiş̧, hatta Safvan b. Ümeyye ve İkrime b. Ebû Cehil gibi Mekkeli bazı gençler yüzlerini gizleyerek baskına katılmıştı. Huzâa lideri durumu bildirmek ve yardım istemek için kırk kişilik bir heyetle Medine’ye geldi. Hz. Peygamber, yardım sözü̈ verip onları yurtlarına gönderdi. Bunun ardından Kureyş liderine bir elçi göndererek, Bekir oğullarıyla ittifaklarını bozmalarını ya da öldürülen yirmi üç şahıs için diyet ödemelerini istedi. Bu iki tekliften biri kabul edilmediği takdirde, kendileriyle savaşılacağını bildirdi. Mekkeliler ’in ilk iki şartı reddetmeleri üzerine savaş̧ kararı verdi. Diğer taraftan Mekke liderleri, Hz. Peygamber’in tekliflerini reddettiklerine pişman oldular ve reisleri Ebû Süfyân’ı antlaşmayı yenilemesi için Medine’ye gönderdiler. Barışı yenilemek için Medine’ye gelen Ebû Süfyan, şehrin bu katliam haberiyle çalkalandığını gördü̈. Hz. Peygamber’in kendisine olumlu veya olumsuz herhangi bir cevap vermemesi üzerine, onun eşi olan kızı Ümmü Habibe ve ardından ashabın ileri gelenlerini dolaşarak yardımlarını istedi. Ancak hiç̧ kimseden destek bulamayınca eli boş bir şekilde Mekke’ye dönüp durumu müşriklere anlattı. Mekke üzerine yürümeye karar veren Hz. Peygamber, Ebû Süfyân’ın dönüşünün ardından, nereye gidileceği veya kiminle savaşılacağını açıklamadan ashabına savaşa hazırlanmalarını emretti. Medine çevresindeki Müslüman kabilelere haberci göndererek silahlarını kuşanıp Ramazan ayının ilk günlerinde Medine’ye gelmelerini bildirdi. Savaş̧ hazırlığının Mekkeliler tarafından öğrenilmesini engellemek için Mekke yollarını kontrol altına aldırdı. Ayrıca Mekke üzerine gidileceğini gizlemek için Necid istikametine birlikler gönderdi. Bu tedbirlerin yanı sıra, casusların müşriklere haber ulaştırmasını engellemesi için sürekli Allah Teâlâ’ya yalvarıyordu. Niyeti Mekkelileri hazırlıksız yakalamak ve kan dökülmeden teslim olmalarını sağlamaktı.

Bu arada Hâtıb b. Ebû Beltea isimli sahabe, nefsine aldanıp, yazdığı bir mektupla savaş̧ hazırlıklarını Mekkelilere bildirmek istemişti. Vahiy yoluyla bundan haberdar edilen Hz. Peygamber tarafından gönderilen sahabeler, onun mektubunu götüren kadını yolda yakalayıp getirdiler. Hâtıb, asla İslam’dan dönmediğini, bu mektubu Mekke’deki kimsesiz yakınlarına faydası olur düşüncesiyle yazdığını soyluyordu. Hz. Peygamber, Allah Teâlâ̂’nın Bedir gazileri hakkındaki umumî af vadine dayanarak onu affetti. Ebû Rühm el-Gifâri ’yi vekil bırakan Hz. Peygamber, on bin kişilik ordusuyla 10 Ramazan 8 (1 Ocak 630) günü Medine’den ayrıldı. Yolda Mekke’den Medine’ye hicret için gelmekte olan amcası Abbas’la karşılaşınca onu da yanına aldı ve Mekke yakınlarındaki Merrüzzahran vadisine kadar gelerek orada konakladı. Ordusunun kalabalık olduğunu gösterip Mekkeliler ‘in gözünü korkutmak için geceleyin her askerin bir ateş̧ yakmasını emretti. Diğer tarafta ise Mekkeliler antlaşmayı bozdukları için Müslümanların kendilerine savaş̧ açmalarından endişe ediyor ve şehir dışına çıkıp bir haber almaya çalışıyorlardı. Bu maksatla şehir dışına çıkan Ebû Süfyân ve iki arkadaşı, etrafı aydınlatan ateşlerin mahiyetini öğrenmeye çalışırken, gözcüler tarafından yakalanıp Hz. Peygamber’in huzuruna getirildi. Mekke lideri, biraz tereddüttün ardından Müslüman oldu. Hz. Peygamber, onu bir kaya üzerine çıkartıp, ordusuna onun önünden resmigeçit yaptırdı. Kabile birlikleri geçtikçe hayretini gizleyemeyen ve İslam ordusunun büyüklüğünü yakından gören Kureyş liderini Mekkeliler ‘in savaşsız teslim olmalarını sağlamak üzere Mekke’ye gönderdi. Onu, “Kâbe’ye sığınanlara, Ebû Süfyan’ın evinde toplananlara veya kendi evlerinde kalanlara dokunulmayacağı” talimatını ulaştırmakla görevlendirdi. Daha sonra ordusunu dört kola ayırdı, mecbur kalınmadıkça kan dökülmemesini emretti. İsledikleri ağır suçlar sebebiyle on bir erkek ve altı kadın af dışında tutulmuştu; ancak onların da üçü hariç̧ diğerleri affedildi.

Hâlid b. Velid’in kumandasındaki birlikler hariç̧, diğer üç kol Mekke’ye çatışmasız girdiler. Ancak güneyden şehre giren Hâlid, küçük bir grubun saldırısıyla karşılaşınca çatışma çıktı. İki Müslüman şehit düşerken 13 müşrik öldürüldü. Çatışma çıkmasına üzülen Hz. Peygamber, müşriklerin saldırıları yüzünden çıktığını öğrenince rahatladı. Mekke’ye 20 Ramazan (11 Ocak 630) Cuma sabahı girildi. Şehire merkezi birliğin başında giren Hz. Peygamber, sancağını Hacun mevkiine diktirip bir süre dinlendikten sonra, Kâbe’ye yöneldi. Hacerülesved’i selamlayıp öptü̈. Devesi Kasvâ’nın üzerinde, elindeki sopa ile putları devirerek tavafını tamamladı. Daha sonra ashabına Kâbe’nin içini ve çevresini orada bulunan putlardan temizlemelerini emretti. Bir konuşma yaparak Mekke’nin harem olduğunu ve bu statüsünün devam edeceğini, hac ve Kâbe idaresiyle ilgili hicâbe ve sikâye dışındaki görevlerin ilga edildiğini açıkladı. Ardından haklarında verilecek kararı öğrenmek için toplanan müşriklere hitap etti. Davetine başladığı günden itibaren yaklaşık yirmi yıl boyunca kendisine ve arkadaşlarına her türlü̈ kötülüğü yapmış̧, Mekke’den çıkarmakla yetinmeyip savaş̧ üstüne savaş̧ tertiplemiş̧ ve bütün şirk ehlini de yanına alarak İslam’ı ortadan kaldırmaya çalışmış̧ olan Mekkelilere istediği her cezayı verebilecek durumdaydı. Hiç̧ kimsenin de ona itiraz edebilecek hali yoktu. Ancak o, böyle yapmadı ve “Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz” diyerek onları affettiğini açıkladı. Ayrıca hiç̧ kimsenin malına mülküne dokunulmadı, muhacirlerin geride bıraktıkları ev ve arazilerinin pesine düşülmedi. Fetih günü̈ bir af, bir bağışlama günü̈ oldu. Hz. Peygamber, İslam’ın ruhunu en iyi şekilde aksettiren bu asil davranışıyla, bütün Mekkeliler ‘in kısa zaman içinde Müslüman olmalarına zemin hazırlamış̧, onlara kâinatın en büyük fırsatını sunmuştu. Çok geç̧ de olsa gerçeği anlayan Mekkeliler, bu defa onu yanıltmadılar, öğle namazının ardından önce Müslüman olan erkekler, ardından kadınlar Müslüman olarak kendisine biat ettiler. Henüz buna hazır olmadığını bildirenlere de istediklerinden fazla mühlet verdi.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.