İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve Vefatı (767)

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve Vefatı (767)

İslâm âleminin yetiştirdiği İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe, 80 (699)yılında Hz. Ömer’in emri ile kurulan ve şehir haline getirilen Kûfe’de doğmuştur. İslâm’da büyük bir yeri olan Numan b. Sabit’in künyesi İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’dir. Gerçek adı Numan, babasının adı ise Sabit’tir. Ne Hanife isminde bir kızı ne de Hanif isminde bir oğlu vardır. Oğlu Hammâd’dan başka nesli yoktur. İmam Ebû Hanîfe denilmesinin sebepleri kaynaklarda şu şekilde geçmektedir:

İslâm dininde isabet ve istikamet kaydettiği için ve her kaydettiği isabetler hanîf dine uyduğu için bu künye verilmiştir. Bir diğeri ise yaşanılan bölgede “Hanîfe” hokka adıdır ve İmâm-ı Âzam ilimle ilgilendiği için “İlmin Babası” olarak da bu künye söylenmiştir. Fikrî, fıkhî görüşleri, kelamî görüşleri ve amelî görüşleri ile çağa damgasını vurmuştur.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin Soyu ve Ehlibeyt Sevgisi

Ebû Hanîfe’nin dedelerinin aslen Arap olmadığı ve Fars kökenine sahip olduğu bilinmektedir. Bulundukları coğrafya Hz. Ömer döneminde fethedildiği zaman Numan b. Sabit’in dedesi Zûtâ, İslâm ile tanışma imkânı bulmuştur. Kabile reisi olan Zûtâ, Müslümanlığı benimsemekte ve esir muamelesi yapılmadığı kaynaklarda belirtilmektedir. Hz. Ömer’den sonra Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde de saygın bir yere sahip olan İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin dedesi, İslâm ailesinin güçlü bir mensubu hâline gelmiştir. Hz. Ali döneminde yaşanılan olaylarda her zaman yerini, Hz. Ali’nin yanında olarak belirtmiştir ve destek vermiştir.

Hz. Ali, Zûtâ’dan çok memnun kalır ve onun nesline dua eder. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin ilimde öne geçmesinde bu duanın etkili olduğu kitaplarda belirtilmektedir ve “Hz. Ali’nin duasıdır İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe” denilmektedir. Ehlibeyt ile aralarında kuvvetli bir bağ oluşmuştur. Ehlibeyte her zaman sevgili ve ilgili olduğu için birçok kere baskı ve işkencelere maruz kalmıştır.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe İlmin Şeref ve İzzetini Muhafaza Edebilmek İçin Ticaret Hayatını Ömür Boyu Devam Ettirmiştir

Yaşadıkları coğrafyada ünlü bir kumaş ticarethaneleri bulunmakta ve ticaret ile uğraşmaktadır. Aynı zamanda ticaret hayatını da sonuna kadar devam ettirdiği bilinmektedir. Yani hayatı boyunca ilim ile ticareti birlikte götürmüştür. Mesela İmam-ı Asım’dan kıraat ilmini almıştır ama ticaret yoğunluğu daha ağır basmıştır.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ticaret hayatını devam ettirirken bir gün İmam- Şabi ile karşılaşmıştır. Zamanında hocası olan İmam-ı Şabi Numan b. Sabit’teki ilmi dirayeti bilmektedir ve ona ilimde derinleşmesi gerektiğini söylemiştir. İmam-ı Şabi’nin sözlerinden çok etkilenen İmâm-ı Âzam ilme doğru yönelmeye başlamıştır ama ticarete devam etmiştir. İlmin şeref ve izzetini muhafaza edebilmek ve aynı zamanda âlimlere ya da talebelerine sahip çıkabilmek için ticaretle uğraştığı ve ticarete devam ettiği bilinmektedir.

Kelam İlminden Fıkıh İlmine Yolculuk

Kûfe’de kelam ilmi ile başlayan ilim öğrenme ve ilerleme fıkıh ile devam etmektedir. Bir bayanın talak ile ilgili sorusu üzerine İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe cevap verememiştir ve Hammad b. Ebu Süleyman’a yönlendirmiştir. Bayanı yönlendirirken cevabını kendisi de merak eder ve bayanın Hammad’dan aldığı cevabı kendisine de bildirmesini ister. Hammad’dan gelen cevabı duyması üzerine İmâm-ı Âzam, kelam ile başlayan ilmine fıkıh ilmi ile devam etmeyi ister. Hem dünya hayatına hem de ahiretine fayda sağlayacağını düşündüğü için fıkıh ilminde ilerlemeye karar vermiştir ve 18 yıl boyunca Hammad b. Ebu Süleyman’dan ders almıştır.

Ebû Hanîfe'yi İmâm-ı Âzam Yapan Fıkıh Görüşleri

Hiçbir medeniyette bulunmayan İslâm fıkhını dört büyük sahabeden faydalanarak oluşturmuştur. Tabi ki diğer sahâbelerden de faydalanmıştır ama temelde bu dört sahabeyi baz alarak ilerlemiştir. Bütün sahabeler birbirinin fetvalarını destekleyerek ilerlemiştir. Bunlar; Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah ibn-i Mesud ve Abdullah ibn-i Abbas’tır. Fıkıh usulleri farklı olan bu sahâbelerin dayandığı fıkıhlar şöyle belirtilmektedir:

Hz. Ömer’in fıkhı maslahata dayanmaktadır. O günkü şartlara ve verilere bakılarak uygulama yapardı. Müslüman olmayanlara ama Müslüman olmaya meyilli kişilere zekât verilirdi, kalplerinin yumuşaması ve Müslüman olmaları için. Hz. Muhammed (sav) döneminde ve Hz. Ebubekir döneminde bu kişilere zekatlar verilmiştir. Hz. Ömer de ilk zamanlar verdi lâkin Müslüman olmadıklarını görünce zekat vermekten vazgeçti. Bu yaptığı içtihat ve fıkıhtı. At ticareti yapan kişilerden de vergi alınmasını sağladı. İşte bu maslahat fıkhı olarak bilinmektedir.

Hz. Ali’nin fıkhı istinbat-hakikat fıkhıydı. Hakikat ve olayları geniş yönlü düşünmekte ve manayı maksadı derinlemesine incelerdi. Tabiri caiz ise kılı kırk yararak hakikate bakardı ve olayların perde arkasını da gözden geçirirdi.

Abdullah İbn-i Mesud’un fıkhı ise tahrice dayanmaktaydı. Mevcut bütün görüşleri değerlendirmeye alırdı ve içlerinde en kuvvetli olanını seçerdi.

Abdullah İbn-i Abbas’ın fıkhı Kur’an-ı Kerime dayanırdı. Tercüman’ül Kur’an lakabına sahip olan Abdullah İbn-i Abbas, Kur’an-ı en iyi bilen sahabeler arasındaydı. Bütün ayetlerin indirilişini ve kim için indirildiğini en iyi bilenlerdendi.

İşte İmam Ebû Hanîfe’yi, İmâm-ı Âzam yapan bu dört sahabenin fıkıh görüşlerini parçalamadan, bir bütün olarak alması ve hepsine yer vermesidir. Yeri geldiğinde maslahatı baz almıştır yeri geldiğinde istinbâta yer vermiştir. Bazen tahrîce yer verirken bazen de Kur’an-ı baz almıştır. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe; “İslâm hakkında tek kişi değil birden çok kişi görüş bildirmelidir, tek kişi hata edebilir.” dedi ve bunu İlmî Şuara Heyeti ile destekledi. 36 kişilik kurulan bu heyet ile o günün şartlarındaki meselelere aydınlık getirdi ve fetvalarını vermeye devam etti. 83 bin fetva ile günümüzü aydınlatacak ilmi bilgilere ve sorunlarına çözümler ürettiler. Geçmişin meselelerine çözümler getirdiği gibi verdiği fetvalarla da günümüz meselelerine çözümler getirmiştir ve İmâm-ı Âzam olmuştur.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin Vefatı (767)

Emeviler döneminde de Abbasiler döneminde de haksızlığa itaat etmemiş ve her zaman hakkı savunmuştur. Hapislere düşmüştür eziyetlere maruz kalmıştır ama asla boyun eğmemiştir. Her zaman Ehlibeytten yana olmuştur ve asla bu davasından vazgeçmemiştir. Hiçbir zaman ne fetva vermiştir ne de isteklerini yerine getirmiştir.

Halife Mansûr, Ebu Hanîfe'yi şeyhü'l-İslâm ve kadilkudat (başkadi) tayin etmek istediğinde kabul etmediği için onu hapse attı ve işkenceye maruz bırakmıştır. Hapiste kalmaya devam eden İmâm-ı Âzam Yüce Allah’a dua etmeye ve yalvarmaya başlamıştı. Zor günlerden sonra hapisten çıkarılmış ve daha sonra “beni gasb edilmemiş topraklara gömün” diye vasiyet etmiştir. Yetmiş yaşında olan İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe, 150 (767) senesinde vefat etmiştir.

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun.

Kaynakça:

  • Fıkhın Sultanı İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe İbn-i Hacer El- Heytemî (Tercüme Manastırlı İsmail Hakkı)

  • Semerkand Yayınları https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-hanife

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve Vefatı (767) İslâm âleminin yetişti...

Tıkayıcı Taş

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve Vefatı (767) İslâm âleminin yetişti...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve Vefatı (767) İslâm âleminin yetişti...