İdeal Öğretmen Modeli: Muallim Mahir İz

Mahir İz Hoca, 1895-1974 yılları arasında yaşamış, Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına yakından şahitlik etmiştir. Liseden (Ankara Sultânîsi) mezun olmaya hak kazanan Mahir İz’e, Sultânîsi müdürü, memleketin savaş halinde bulunması dolayısı ile Sultânî’nin ilk kısmında öğretmenlik görevine başlaması şartıyla diploma verebileceğini söylemiştir. (1) Mahir Hoca, kendisine iletilen bu öneriyi babasıyla istişare etmiş ve babasının “Allah’tan gelen nimet reddedilmez” cevabı üzerine Haydar Bey’in teklifini kabul etmiştir. (2)

Böylelikle çalışma hayatına mezun olduğu okulun ilk kısmında muallim olarak başlamıştır. Mahir İz, mesleğini, büyük bir tutkuyla ömrünün sonuna kadar devam ettirmiştir. Görev yaptığı tüm okullarda, öğrencilerin hayranlık duyduğu ve kendisinden en çok istifade edilen hocalar arasında yer almayı başarmıştır. Biz bu makalemizde, Hoca’yı saygın ve başarılı bir eğitimci yapan hususları ele almaya çalışacağız.

1. Öğretmenlik Mesleğine ve Öğrencilerine Olan Bağlılığı

Mahir Hoca’nın, öğretmenlik yaptığı yıllar, Türkiye tarihinin, siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan en zor dönemleridir. Mahir İz, tüm bu zorluklara rağmen 59 yıl boyunca öğretmenlik mesleğine devam etmiştir. O’nun neredeyse son nefesine kadar mesleğini sürdürmesi ve günümüze kadar ulaşan bir şöhrete sahip olmasının arkasındaki en önemli etken, kendisini muallimliğe adamış olmasıdır. (3)

Çocukluğundan itibaren iyi bir eğitim alan Mahir İz, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’da bulunmuş ve özellikle I. Meclis’te zabıt kâtipliği yaptığı yıllarda, ülkenin önde gelen simaları ile aynı ortamı paylaşmıştır. Mahir İz, yetişmiş insan kıtlığının ileri safhada olduğu böyle bir dönemde, devlet erkânının çok yakınında bulunmuştur. O, aynı zamanda Ankara kadısının oğlu ve Şeyhülislamın yeğeniydi. Mahir İz, böyle bir çevrede bulunması ve sahip olduğu tüm şartlara rağmen öğretmenlik mesleğine intisap etmiştir. (4) Tercih ettiği bu mesleğe olan bağlılığını, öğrencilerine vasiyeti olan, “Ben öldüğüm zaman mezar taşıma sadece Muallim Mahir İz yazılsın” sözüyle de tescil etmiştir. (5)

Mahir Hoca, öğretmenlik mesleğini icra etmekten büyük bir zevk aldığını her fırsatta dile getirmiş ve “Dünyaya tekrar gelme imkânım olsaydı, yine muallim olmak isterdim” (6) sözünü tekrar tekrar söylemiştir. Bir gün öğrencileriyle yaptığı bir sohbette, “Cenâb-ı Hak şehitlere, ‘Herhangi bir şey arzu ediyor musunuz?’ diye sorar. Onlar da, 'Cennette dilediğimiz gibi dolaşabilirken başka ne arzu edebiliriz ki?' derler. Yüce Allah onlara bunu üç defa sorar. Onlar Rablerinden bir şey dilemedikçe bırakılmayacaklarını anlayınca şöyle derler: 'Yâ Rab! Ruhlarımızı bedenlerimize geri döndürmeni ve senin yolunda bir defa daha şehit olmayı diliyoruz. (Müslim, 1427/2006: “imâre”, 121: 4885; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 25:2520)” hadisini naklettikten sonra öğrencilerine yönelen Hoca, “Rabbim mahşer günü bana da tekrar dünyaya gelsen ne istersin diye sorsa, öğretmen olmak isterim cevabımı yüz defa tekrar ederim.” demiştir. (7)

Okul harici zamanlarını da öğrencileriyle cömertçe birlikte geçiren Mahir İz, bu samimi ve fedakâr tavrı, iyi niyeti karşısında hayrete düştüğünü gören öğrencilerinin bu hayretini şu ifadelerle gidermiştir: “Sizler benim talebemsiniz evladım! Bir hoca için talebe, evlattan daha evladır. En hayırlı vâris talebedir. Evlat, idealini suistimal edebilir ama talebe etmez. Senin amel-i sâlihini evlattan ziyâde talebe devam ettirir. Allah muhafaza buyursun, evlat hayırsız çıkabilir ama talebenin hayırsız çıkma ihtimali daha azdır”. (8) Bu ifadeler Mahir İz’in, mesleğine ve öğrencilerine olan yaklaşımını çok net bir şekilde ortaya koymuştur.

2. Mesleğine Olan Hâkimiyeti

İdeal bir öğretmende aranan önemli vasıflardan biri de hangi branş öğretmeni olursa olsun, alan bilgisine yeterli düzeyde sahip olmasıdır.

Mesleki hâkimiyet noktasında son derece donanımlı bir öğretmen olarak karşımıza çıkan Mahir İz, bir edebiyat öğretmeni olarak edebi birikimi gayet güçlü, öğrencilerinin seviyesine rahatlıkla inebilen ve içinden çıkılması zor konuları onların düzeyine inerek anlatabilen bir birikime ve beceriye sahiptir. Osmanlı’nın son dönemlerini ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını da görmüş olması, bu devirdeki pek çok hadiseye şahitliği ve çok değerli ve birikimli kişilerle tanışma ve onların bilgi ve tecrübelerinden istifade etme fırsatı yakalamış olması kendisinde derya nispetinde bir genel kültür oluşması neticesini doğurmuştur. (9) Ondaki bu donanımı, değişik sahalara ilişkin yeterliğini ve genel kültür birikimini gören öğrencileri hayranlıklarını gizleyememişlerdir. Yeri geldiğinde sınıfa girdiğinde öğrencileri ile tanışırken her bir öğrencisinin ismiyle alakalı bir beyit ya da dörtlük okuyabilmesi, öğrencileri üzerinde büyük bir tesir oluşturmuştur. Sohbetlerinde veya derslerinde anlattığı konuları her seferinde bir beyitle, şiirle desteklemesi ve bunları ezberinden okuması öğrencilerinin hocaya karşı saygısını ve ondan istifade noktasında ilgisini artırmıştır. (10) Mahir Hoca’nın çok küçük yaşlarda bir kitapta gördüğü şiiri ya da hadisi ilerleyen yaşlarında bile ezbere okuması, hafızasının bu denli güçlü olması onun hem mesleki donanımı hem de öğrencileri üzerindeki tesiri açısından kendisine farklı bir güç kazandırmıştır. (11) Hocanın hafızasının gücüne hayran kalan öğrencileri bunun sırrını kendisine sorduklarında o şöyle demiştir:

“Biz, daha mektebe başladığımızın ilk günlerinde bize hocalarımız, sokakta nasıl yürümemiz icap ettiğini, ‘nazar ber-kadem’ kaidesini öğreterek işe başlarlar ve bunu sık sık da tekrar ederlerdi. Gözler masiva ile çok meşgul olursa gönüller rahatsız olur, huzursuz gönüller hafıza zaafına sebep olur. Bu itibarla insanlar yolda yürürken sağa sola değil de önlerine bakarlarsa masivadan salim olacakları için hafızaları zinde kalır. Nazar ber-etraf olanlarda hafıza zayıf olur”. (12)

Mahir Hoca’nın edebiyat birikimi, herkes tarafından takdire şayan bulunmuştur. Nitekim Şikago Üniversitesi’nden Prof. Hamid Algar, Farsça tasavvufî metinlerin çözümlenmesinde ve Oxford Üniversitesi’nden Dr. S. Skilliter, Eski Divan Şiiri metinlerinin çözümü meselelerinde kendisini ziyaret etmişler ve ondan yardım almışlardır. (13) Yine “Ferheng-i Ziyâ” sahibi Ziya Şükûn, Farsça-Türkçe lügatini hazırlarken, delil olarak kullanacağı Farsça mısra ve beyitlerin çoğunu Mahir Bey’den almıştır. (14)

3. Sürekli Kendini Yenilemesi ve Yetiştirmesi

Öğretme iddiasında olanlar öğrenmeyi asla bırakmamalıdır. Mahir İz Hoca, kendini geliştirme ve yenileme hususunda da son derece gayretli olmuş ve öğrencilerine örneklik teşkil etmiştir. Çocukluğundan itibaren babasının ve özel hocasının rehberliğinde almış olduğu eğitim neticesinde edebiyat ve ilahiyat alanındaki donanımına rağmen kendisini sürekli yenileme gayretinde olmuş, bilgiye ve ilme açlığı daimî olmuştur. (15) Çok mahir bir hoca olmasına rağmen o, ömür boyu öğrenen olmayı, öğrenci olmayı tercih etmiştir. Onun bu vasfını, öğrencisi Osman Öztürk ile son nefesini verdiği demlerde yaşadığı şu hatırası çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.” düstûr-i Nebevî’sinin en açık tecellîsini merhum hocamın vefatında müşahede etmiştim. Paşabahçe SSK Hastanesi’nde son saatlerini doktorlara göre komada geçirmişti. Benim şahidi olduğum manzara ise onun son saatlerini Kur’an’la geçirdiğini gösteriyordu. Son gece kendisinden izin alarak eve gitmiştim. Sabahleyin hastaneye geldiğimde; kolunda serum, ağzında aspiratör hortumu ve mesanesinde sonda ile perişan bir vaziyette dalgın yatan hocamın başını okşayıp, elini öperek “selam” verdim. Gözlerini zorlukla yarım açarak şu mısraları mırıldandı:

Geceler encüm sayarım subha dek
Ey şeb-i hicrin bana yevmul-hisâb

(Sabaha kadar bütün uyuyamayıp yıldız sayıp durdum.
Yanımda bulunmadığın gece bana hesap günü gibi geldi.)

Daha sonra tekrar daldı ve gözlerini yumdu. Bir müddet sonra; boğuk bir sesle; “Biliyor musun sabaha kadar ne ile uğraştım” dedi. “Hayırdır inşallah hocam, buyurun söyleyin dinleyeyim” dedim. Sûre-i Şura’nın 8. Ayet-i Kerime’sine işaretle, “Vezzalimûne” kelimesinin başındaki harf-i târif; ahd-i zihnî için mi, ahd-ı hâricî için mi, hep onunla uğraştım. Şunu bir tefsire bak da bana söyle” dedi. Önce başından ayrılmayayım diye üzerinde durmadım. Daha sonra tekrar gözlerini açtığında “Baktın mı?” dedi. “Hocam, yanınızdan ayrılmamak için bakamadım” dedim. “Canım şu yanımızdaki caminin imamında tefsir vardır. Hemen bak da gel” dedi. Gittim, baktım geldim. Tekrar dalmıştı ve göğsü müthiş̧ hırlıyor, nefesini çok zor alıyordu. Ben bir şey söyleyemedim. O esnada boğuk bir sesle “ah” der gibi oldu. Kulağına eğildim: “Hocam ‘ah’ mı, ‘Allah’ mı?” dedim, Spor Sergi Sarayı’nda mikrofon kullanma ihtiyacı hissetmeyen o gür sesli hocam; son nefesini teslim etmek üzere olanca gür sesiyle “Allah” dedi. Ağzına pamukla zemzemi damlattım ve “Yasin”e başladım. Daha sonra derin bir nefes ve gözler tavana dikildi. “İnna lillâhi ve inna ileyhi raciûn.” İşte “İşte nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz”ün yaşanmış̧ bir misali. Mâhir İz Hoca Kur’an’la yaşadı. Uykusunda ve koma halinde Kur’an’la uğraştı ve emaneti sahibine Kur’an’la teslim etti”. (16)

Mahir Hocamızın ölüm döşeğinde son nefesini verirken ki hâliyle ilgili bu manzara ibretlerle doludur. Ömrü öğrenmekle geçen bir insan, son nefesinde de zihnini meşgul eden bir meseleyi araştırmaktan geri durmamıştır.

Mahir Bey, Ankara’da ve İstanbul’da bulunduğu yıllarda Mehmet Âkif Ersoy ile edebi metin okumalarına düzenli devam etmiştir. Ankara’da her sabah namazından sonra Mahir İz Hoca’nın evinde bir araya gelerek Şeyh Sâdi’nin Bostan’ını, tasavvufî bir eser olan Şems-i Mağribi Dîvânı’nı ve Harâbat’tan Farsça Müntehabâtı okumuşlardır. (17) Ayrıca Âkif’in, Alfonse Daudet’in “Değirmenimden Mektuplar”ını tavsiyesi üzerine Fransızcaları ilerletmek adına okumalar yapmışlardır. (18) Bu eserler, öğrencinin okuması ve hocanın dinlemesi usulü ile (Kırâatü’t-tâlib ale’l-üstad) okunmuştur. (19) Yine Âkif ve Mahir Hoca’nın İstanbul’da bulundukları dönemde salı günlerini buluşma günleri olarak belirlemişler; bir salı Mahir Hoca’da, bir salı Mehmet Âkif Bey’de bir araya gelmek üzere Muhammed İkbal’in Peyâm-ı Meşrik isimli eserini okumuşlardır. (20)

Hakk’a Riayet

Mahir Hoca’nın kendine en yakın gördüğü talebelerinden Selçuk Eraydın’ın Yüksek İslâm Enstitüsü’ne asistan olarak alınması hadisesi, Hoca’nın hakka riayet hususunda ne kadar hassas olduğunu çok açıklıkla ortaya koymaktadır. Selçuk Eraydın, Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra öğretmenlik vazifesine başlamıştır. Bu arada Mahir Hoca ile mektuplaşmaktadırlar. Mahir İz, bir seferinde Selçuk Eraydın’a Tasavvuf Tarihi kürsüsünde asistanlık için kadro açıldığından bahsetmiş ve kendisinin bu kadro için müracaat etmesini istemiştir. Nihayetinde Mahir Hoca, çok sevdiği ve kendisini enstitüde prensipleri bakımından hakkı ile temsil edeceğini düşündüğü Selçuk Eraydın’ı, bu kadroya müracaat etmesi için ikna etmiştir. Selçuk Eraydın’ın gireceği bu imtihanın sorularını Mahir İz hazırlamıştır. Enstitü müdürü Nihat Çetin ve Bekir Sadak sınavda mümeyyiz olmuşlardır. Mahir Hoca, soruları onlara vermiş ve imtihanı yapmalarını istemiştir. Her ne kadar, arkadaşları “Bu hak sizindir. Üniversitede profesörler kendi arzu ettikleri asistanı alırlar.” deseler de Mahir Hoca sınav komisyonuna katılmamıştır. Gerekçe olarak da sınava iki öğrencinin gireceğini, bunlardan birinin bütün hocaların ve kendisinin büyük takdirini ve sevgisini kazandığını belirtmiş ve tesir altında kalabileceği ihtimali ile imtihana giremeyeceğini söylemiştir. Sonunda Selçuk Eraydın, imtihanı başarıyla geçerek asistanlık hakkını kazanmıştır. Mahir Hoca, Selçuk Bey’in tezini bile kendisi vermek istememiş, o zamanlar İslâmî Edebiyat Tarihi derslerinin hocası olan Dr. Necla Pekolcay’la bu hususta çalışmalarını temin etmiştir. (21)

Mahir İz, yetişmesinden, öğretmenlik mesleğine olan bağlılığına, mesleki birikiminden örnek şahsiyetine varıncaya kadar ideal bir öğretmende bulunması gereken tüm hasletleri şahsında barındırmaktaydı. O’nun vefatından yıllar sonra bile sürekli gündemde kalabilmesi, öğrencileri üzerinde bıraktığı iz sayesinde olmuştur. Herkes ismi ile müsemma olurken Mahir Hoca, hem ismi hem soy ismi ile müsemma olmayı başarmıştır. Kanaatimizce O’nun bu başarısı da yukarda tek tek ele aldığımız etkenlerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Kaynakça

1) Mâhir İz, Yılların İzi, (İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2000), 68.
2) İz, Yılların İzi, 69.
3) İdris Topçuoğlu, Mahir İz’in Hayatı, Eserleri ve Muallimliği, (Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, 2005), 160.
4) Topçuoğlu, Mahir İz’in Hayatı, Eserleri ve Muallimliği, 53.
5) 02.04.2021 tarihinde İLAM (İlmi Araştırmalar Merkezi)’nde Erkam Yayınları Genel Müdürü Abdullah Sert Bey ile Türkiye’nin ilk Tasavvuf Hocası Mahir İz üzerine yapılan röportaj
6) Özdamar, Mâhir İz Hoca, 32.
7) Emin Işık, “Öğretmenlik Çok Özveri İsteyen Meslek” Duyuru Gazetesi ( 11.09.2015.),7.
8) Özdamar, Mâhir İz Hoca, 186.
9) Uğur Derman, Mâhir Hoca’dan İzler, (İstanbul: Kubbealtı Akademi Mecmuası, 1975, Yıl:4), 1:16-19.
10) Derman, Mâhir Hoca’dan İzler, 16-19.
11) Özdamar, Mâhir İz Hoca, 157.
12) Osman Öztürk, Hatıralarımla Bir Osmanlı Efendisi Mâhir İz Hoca, (İstanbul: İslâmî Edebiyat, 1999), 31:3.
13) Osman Öztürk, Mâhir İz Hoca, (İstanbul: İslâmî Edebiyat, 1998), 2:43.
14) Derman, Mâhir Hoca’dan İzler, 1:19.
15) İz, Yılların İzi, 12.
16) Fiyaka Prodüksiyon, “Osman Öztürk ile Mahir İz söyleşisi” Youtube ( 11 Ekim 2016), 00:01-42:16.
17) Mâhir İz, Mehmet Akif ve Safahat, Diyanet Gazetesi (22 Kasım 1968), 1:11.
18) İz, Yılların İzi, 155; Eşref Edip Fergan, Mehmet Akif Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları, (İstanbul: Sebilürreşad Neşriyat, 1962), 1:356.
19) İz, Yılların İzi, 155; İz, M.Akif ve Safahat, 11.
20) İz, Yılların İzi, 175.
21) İz, Yılların İzi, 445.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bu Dünya İçin Değerliyim

Mahir İz Hoca, 1895-1974 yılları arasında yaşamış, Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriye...

Tekliften Önce Tanım

Mahir İz Hoca, 1895-1974 yılları arasında yaşamış, Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriye...

Yalnız O Karışır

Mahir İz Hoca, 1895-1974 yılları arasında yaşamış, Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriye...