Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

İçlik Acısı

avatar

Yusuf Muratoğulları

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Burada anlatılanlar, kesinlikle hayal ürünü değildir ve dahi gerçek ötesiyle muhakkak bir bağlantısı olmalıdır. Ürün yerleştirme bulunmamaktadır.

Son bir haftadır hava her ne kadar kalınca giyinsek de yeterince üşütüyor, otobüslerin kalabalık oluşuna şükrettiriyor, boş otobüs gelince “kendi nefesimle beş durakta acaba otobüsü kaç derece ısıtabilirim” hesapları yaptırıyordu. Lisans eğitimimi sürdürmek üzere geldiğim İstanbul’da, Mecidiyeköy semtinde üç arkadaş bir evde kalıyorduk. (Hala kalıyoruz. Senkron bozulmasın diye cümle bitişleri -di’li geçmiş zamanla olacaktır. Nitekim bir zaman, dünya denen yuvarlak, yuvarlak olduğu yetmezmiş gibi dönek tüm bunların bir de cabası yalan memleketten hakikî aleme göçtüğümüzde şimdiki zaman hatıratlarımızdan “Ne dünyaydı be” şeklinde geçmiş zamanla bahsedeceğiz. Dava adamı Nuri Pakdil’in de dediği gibi, “Geçmiş zamanla kol kola akıp gidiyor şimdiki zaman”…)

7 Aralık Cuma

Babamın telefonuyla uyandım. “Oğlum bir görüşme için İstanbul’a geldim. Cuma namazını Eyüp Sultan Camii’nde kılacağım. Beraber gidelim mi? ” beş dakika sonra arayacağımı, bir görüşmem olduğunu eğer iptal olursa beraber gidebileceğimizi söyledim. Aradım görüşme iptal değildi, ve babama cumadan sonra görüşebileceğimizi söyledim. Normalde evden kahvaltı yapmadan çıkarım hepiniz takdir edersiniz ki öğrenci evinde erzak bulunmaz. Ama ev arkadaşımın babası Hacı amca erzak getirdiği için evde kahvaltımı yaptım. Üstüne birde masayı topladım. Çatal bıçak bardağı tezgaha götürdüm. Yıkamadım ama götürdüm. Bu sırada cuma namazına az bir vakit kalmıştı, aceleyle hazırlandım. Bahsettiğim gibi hava soğuk olduğundan üşümemek üzere bir haftadır içlik giyiyordum. Hani şu yün olan, hani “bir zibidi için içlik giyen çocukları üzdünüz kızlar” geyiğindeki Anadolu mirası içlik. Ancak bugün hava güzeldi yani öyle gözüküyordu. Güneş vardı. Ve içliği çıkardım. Hemen hazırlandım. Evden çıkarken Cuma vaktine 22 dakika vardı. Evden çıktım. Biraz yürüdüm. Güneşe aldanmamak gerektiğini havanın soğuk olduğunu hissedip içliği giymek üzere tekrar eve döndüm. İçliğimi tekrar giydim, üşümemek üzere. Tekrar evden çıkarken Cuma’ya 17 dakika vardı. Caminin önüne geldim. 12 dakika kalmıştı. Acaba Beşiktaş’taki camiye yetişebilir miyim diye düşündüm. Çünkü Cuma’dan sonra bahsettiğim görüşme için hemen Üsküdar’a geçmem gerekiyordu. Caminin dış kapısında düşündüm ve yetişemeyeceğime kanaat getirip camiye yöneldim. Tam ayakkabılarımı çıkarırken 11 dakika vardı. Tekrar vazgeçtim, taksiyle gidersem yetişebilirdim.

Ve caddeye çıktım aceleyle, boş bir taksiye yetişemedim yani kendimi fark ettiremedim. Maalesef ıslık çalmayı bilmiyorum. Başka bir taksi geldi, şoförü ağır hareket eden yaşlı bir amca. Cumaya dokuz dakika kalmıştı. Yetişir miyiz Beşiktaş’a? dedim. Yetişemeyiz dedi. Bindim. Taksimetreyi alışılmış taksicilerin dışında biner binmez başlatmadı, yönünü Beşiktaş’a çevirdikten sonra biraz yavaşladı ve başlattı. 50 metre ötedeki yeşil yanan ışıklara doğru o usul usul aracı sürerken ben âdeta uzaktan yeşil yanan trafik ışığına gözlerimle yalvarıyordum, renk değiştirmemesi için. Ne taksici emmi gaza bastı ne de yeşil ışık merhamet etti. Kırmızıya yakalandık. Barbaros Bulvarından aşağı inerken, trafik vardı ve ezana son bir dakika kalmıştı. Yürüme mesafesi 3-4 dakika yol belki araçla 7-8 dakika sürecekti. İneyim mi burada yetişir miyim dedim yürürsem? Yetişirsin dedi taksici. Parayı verdim. 13 lira tuttu,15 lira verdim. Para üstünü beklemedim. Belki de beklemeliydim. Keşke bekleseydim. Kapıyı açtım. Ve on saniye sürecek olan şok anı başladı.

Bir kurye motoru, kapıya hızla çarptı ve sağa, kaldırıma doğru devrildi. Şok sürem geçince bir emekçinin benim yüzümden hareketsiz bir şekilde motorun altında yattığını gördüm.
Camiye koşarak gittim. Hava soğuktu. Cami ağzına kadar doluydu. Dış avluda yer buldum. Ama soğuktu. Üşüyordum. Kalabalığın arasında oturdum. Kimse beni bulamazdı, göremezdi. Hutbeyi dinlerken, bağdaş kurdum.

Hala üşüyordum. O sırada pantolonumun paçasından kendisini gösteren içliğimi gördüm..

Hep senin yüzünden dedim kendi kendime. Senin yüzünden üşüyorum. Ben üşümemek için içlik giydim. Camiye geç kaldım ve dışarıda kılmak zorunda kaldım. Camiye geç kalmasaydım üşümezdim. İçlik giymeseydim camiye geç kalmazdım.

Şimdi kazanın sebebini konuşalım. Sizler bu kazanın sebebini beni yol kenarına yanaşıp indirmediği için taksi şoförüne, duran trafikte sağdan araç sollanmaması gerektiği için motor sürücüsüne ve kapıyı açarken dikkat etmem gerektiği için bana yükleyebilirsiniz. Hatta bazılarınız, astrolojik münasebetlerle ilişkilendirebilir ve bazılarınız bunun evrendeki olumsuz ışınların motor sürücüsü üzerinde olduğundan dolayı gerçekleştiğini düşünebilirsiniz..

Ama bence bunlar değil. Bu kazanın birçok sebebi, birçok suçlusu ve birçok sorumlusu var, bence bu sorumlulardan birincisi içliktir. İçlik giymek için eve dönmemiş olsaydım daha erken Beşiktaş’ta olacaktım. O motorcuyla denk gelmeyecektik. İkinci sorumlumuz, bizi kendiyle aldatan güzel havalardır. Güneşli bir hava görmeseydim havanın iyi olduğunu düşünüp içliğimi çıkarmayacaktım ve yine geç kalmayacaktım. Üçüncü sorumlumuz, ev arkadaşımın babası Hacı amcadır. Evimize erzak almasaydı kahvaltı yapmadan çıkacaktım ve motor sürücüsüyle yine denk gelmeyecektik. Dördüncü sorumlumuz taksici emmidir. Taksimetreyi standart bir taksici gibi çalıştırsaydı yavaşlamak zorunda kalmayacaktı ve kırmızıya yakalanmak için çaba sarf etmemeliydi. Beşinci sorumlumuz ben olabilirim. İki lira para üstünü almalıydım. Ezcümle, aldanmayın güneşli havalara. Havalar soğuk içliksiz çıkmayın sokaklara.

Bu arada aklınız motor sürücüsünde kaldıysa teessüf ediyorum. Bu kadar gamsız ve vicdansız bir adam değilim. Eğer bir şey olsaydı bu kadar rahat irdeleyemezdik herhalde bu mevzuyu. Çok şükür gayet iyiydi. Sadece taksi kapısında biraz hasar vardı, kapı kapanmıyordu. Çevreden gelenler senlik bir şey yok kardeşim yetiş Cuma’ya dediler. O yüzden koştum.. Tabi ki motor sürücüsünün sağlığından emin olduktan sonra.

Peki bu saniyelik gecikmeler sonucu gerçekleşen kaza gerçekleşmemiş olsaydı ne olabilirdi? Örneğin, iki lira para üstünü alsaydım.. Haydi hızlıca yeni bir senaryo düşünelim; Her şey bir bir gerçekleşti, babam aradı, uyandım. İçlik çıkarıldı, sonra tekrar giyildi. Kırmızıya yakalandık. En son taksiden inmeden önce iki lira para üstünü bekledim. Taksici iki lira para üstünü verdi. Takriben beş saniye daha geciktim. Kapıyı açmadan beş saniye önce motorcu hızla yanımızdan geçti. Kapıyı açtım. İndim. Camiye doğru hızla yürüyorum. Kaza gerçekleşmedi ancak aşağıda çok büyük bir kaza sonucu motosiklet sürücüsünün ölebileceği ihtimali aklınızın bir köşesinde mi?

Ezcümle, her şerde bir hayır, her hayırda bir şer yok mudur? Küçük belalar, büyük belaları def etmez mi? Lütfu da hoş, kahrı da hoş değil mi? Her iyi şey şükretmeye, her kötü şey hamd etmeye vesile değil mi?

Buraya kadar sabırla okuyarak kıymet veren ve kıymet görmesi gereken sizlere bu bölümde bir jestim var. Kaderimizi nasıl değiştireceğiz? Bunu ben biliyorum.

Şimdi beraber kaderimizi değiştireceğiz. Şuan kaderiniz bu yazıyı okumaktı mesela, yazı birazdan bitecek. Bitince aklınızda olağan yapmayı düşündüğünüz şey sizin kaderiniz. Her okuyucunun farklı yani. Kimimiz yemek yiyecek, kimimiz biten çayını doldurmak üzere mutfağa yönelecek. Kimimiz hazırlanıp dışarı çıkacak (dışarı çıkacak arkadaş, hava soğuk bence içlik giyiniz). Bunlar belli olan kaderimiz. Yazı bitince sizden istirhamım bir bardak su içiniz ve içtikten sonra yazının sonuna üstad Necip Fazıl’dan bıraktığım beyiti okuyuveriniz. Böylelikle hep beraber aynı eylemi yaparak kaderimizi değiştirmiş olacağız. Haydi , beyiti yazıyorum.

Not: Az daha suyu içmeden beyiti okuyordunuz kıymetli okuyucumuz. Bu şekilde kaderimiz değişmeyebilir. Önce suyu içmelisiniz.

BEYİT

“Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı
Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı”

Necip Fazıl Kısakürek

Not: Kaderini değiştirdiğini düşünen dostlar, lütfen yazıyı bir daha okuyunuz.

Not: Su soğuk olsun.
Not: Bunu başta söylemeliydim.
Not: Notlar yazıyı çok uzattı.
Not: Kaderi değiştirme gayreti de kadere dahildir.

Not: İsme aldanmayın, Hacı amca hacı değildir, dua edin de hacca gitsin.
Not: Haydi selametle..

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

  • Frdscn4 ay önce
  • Çok güzel bir yazı olmuş elinize yüreğinize sağlık. Suyumu içtim fakaaat kaderi değiştirmek için değil bu yazıdan sonra ortak bir faaliyetimiz olsun diye. Beyaz kağıda sütle yazıyı nasıl yazabilirsiniz ki değil mi Yusuf bey?

  • Oğuz İsmailoğlu2 sene önce
  • Can sene heyrân, hûbbüne sağlık.