Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

İbrahim Hakkı Kaymak İle Şiir Konulu Söyleşi

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Merhaba İbrahim Bey. Edebî türler arasından şiiri seçmenizin bir sebebi var mı?

Öncelikle merhaba demek istiyorum. Şiir yazmaya başlarken yani bundan dört buçuk yıl öncesinde, şu sebepten şiir yazmalıyım, diyerek şiir yazmaya başlamadım. Gelip geçen zaman içerisinde ise şu sebepten yazıyorum, diyerek kendime birkaç sebep buldum. Bu sebeplerden birincisi: Diğer edebî türlere göre oluşturulma aşamasında aşırı çaba istememesi ve zaman kullanımının en aza indirilmesinin ana sebep olduğunu söyleyebilirim. Bir yazar, yaşantısı boyunca -bazı istisnalar dışında- çok çabalasa da elli ile yüz arasında öykü yazabilirken; bir şair, daha fazla şiir üreterek insanların beğenisine sunabilir. Tabii ki bu durum her zaman geçerli değil. Şiiri seçmemin ikinci sebebi: Siz, onu bırakmadıkça sizi bırakmayacak bir kavrama sıkıca tutunma ihtiyacıdır. İsmet Özel’in deyişiyle ‘’Demek ki şiiri bizim için gerçek kılan şiirin üstün, ince, yüksek düzeyde bir söz sanatı oluşu değil, bizim ona tutunma tercihimizdir.’’ Bu deyişle karşılaştığımda şiir yolculuğumun epey ileri bir noktasındaydım ancak o ana dek süregelen sebep arayışımı sonlandırmıştı.

Şiir bize neyi unutturmuyor?

Unutmak istediklerimizi unutturmuyor bir bakıma. Harfler, kelimeler ve imgeler dönüp dolaşıp unutmak istediklerimizin kapısında bitiveriyor, kapıyı açıp içeri giriyorlar ve o yaşantılardan toplayabildikleri acılarla, hüzünlerle ve yarım kalmışlıklarla birlikte benim zihnimin içine geri dönüp hafıza çarklarını döndürmeye başlıyorlar.

Şiirin şairinden bağımsız değerlendirilmesi söz konusu olabilir mi?

Her şair, bir insan ve her insanın da bir hayatı var.

Yaşanmışlıkları var, tecrübeleri var, acıları, sevinçleri, üzüntüleri, yarım kalmış maceraları, sarılmayı bekleyen yaraları var. Hayatına girip çıkan onlarca yüzlerce insan var. Bu pencereden baktığımızda şairin hayatını bir kenara koyarak yaşantısından tamamen bağımsız bir şekilde şiir yazmasını beklemek ya da yaşantısından bağımsız şiir yazdığını düşünmek büyük bir yanlış olur. Var olana, hayal ürünü ya da daha üst bir boyutu olan ütopik ögeler katarak şiir yazdığını söylemek daha doğru olur sanki. Şiiri, şairden bağımsız düşünmek olanaksızdır. Şairin ait olduğu kültür, ideolojik düşüncesi, hatta eğitim düzeyi bile şiirin muhtevasını ve kullanan kelimeleri etkilemektedir.

Günümüz modern dünyasında şairin konumu hususunda neler söylenebilir? Geçmişten günümüze bu konumda ne gibi değişimler olmuştur?

Günümüz modern dünyası şairleri için genellikle suya sabuna dokunmayan, kendi çaplarında eğitimli, entelektüel ve her biri belli bir topluluğun kabul ettiği zümre şairleri konumunda olduklarını söyleyebiliriz. Buradaki “suya sabuna dokunmamak” deyimini karşı tarafın yanlışlarını söylemeye çekinmekten ziyade, kendi düşüncesinde olan insanların yanlışlarını görmezden gelen ve sadece karşı tarafı eleştiren ‘modern’ şairler için kullanıyorum. Şairler, bana göre, ideolojinin egemen olduğu bir şiir görüşünden ve özellikle siyasetten olabildiğince uzak durmalıdırlar. Tabii ki bu benim görüşüm. Zaten benim görüşüm hiçbir zaman tam anlamıyla gerçek olmadı. Çünkü şairler ve yazarlar daima ideolojilerini eserlerine bulaştırdılar. İdeolojilerin eserlere bulaşmasının temel sebebi de bir önceki soruda da söylediğim gibi şiiri, şairden ve şairin hayatından bağımsız düşünmenin imkânsız oluşudur. Şairin bir konumu yoktur lakin güçlüden yana değil de haklıdan, doğrudan yana olma gayesi içinde bulunması en doğrusu gibi geliyor bana.

Sorunun ikinci kısmına gelirsek evvel zaman şairlerinin günümüz şairlerine göre daha çok toplumsal sorumluluk üstlenen şairler olduklarını söyleyebiliriz. Gördükleri yanlışları daha cesurca söyleyebilen ve bunu şiiriyle sanatıyla herkesin faydasına olabilecek şekilde yapan kişiler olarak adlandırmak çok da yanlış olmaz sanki. Değişimin olmaması imkânsız, değişmeyen ve gelişmeyen hiçbir canlı devamlılığını sağlayamaz. Burada önemli olan değişirken, gelişirken sahip olduğumuz en iyi özellikleri kaybetmemek olmalıdır. Eleştiri yaparken tamamen acımasız ve makama, insana saygısızlık düsturuyla hareket etmememiz gerekir.

Kimi şairin şiiri zor anlaşılır nitelikte ön plana çıkarken bu şairlere öykünen genç şair adaylarının anlaşılmamak üzere şiir yazma eğilimleri niteliksiz şiirler meydana getiriyor. “Zor anlaşılır olmak” ile “anlaşılmamak üzere şiir yazmak” kavramları arasındaki farkı okurlarımız için değerlendirir misiniz?

Her insan anlaşılmak ister. Hiçbir şairin de anlaşılmamak üzere şiir yazdığını düşünmüyorum. Zor şiirden ziyade zor şair vardır. İsmet Özel zor bir şairdir. Şiirlerini okurken kelimelerin sürekli zihninizde tökezlediğini hissedersiniz. Kelimeler tökezledikçe insan dikkatli bakmaya başlar. İnsan gördüğü şeylerin yeterli olmadığını, şiirin derinliğine inmesi gerektiğini anlar. İşte bu yüzden şair bilgi ve birikimini, şiiri anlamak için hiçbir çaba sarf etmeyen okura aktarmak istemez. Bu tarz şairleri örnek alan genç şairlerin en büyük problemi, yeterli bilgi ve birikime sahip olmamanın yanında dilin inceliklerine hâkim olamayışıdır. Niteliksiz şiirlerin ortaya çıkışı ya da niteliksiz şiirmiş gibi gözükme sebebi, şairin yetersizliğin yanında okurun da yetersizliğidir.

Şiir “kurgusallık” mevzusu ile diğer edebî türlerden ayrılır mı? İyi bir hissediş ile (ilhamı zorlama) şairin aslında yaşamadığı duygu ve düşünceleri ihtiva eden bir şiir yazması mümkün müdür?

Şiirin kurgusallığı diğer edebî türlerin kurgusallığından farklıdır. Örneğin öykü yazarken her şeyi kurgulayabilirsiniz ya da isterseniz gerçekçi bir öykü de yazabilirsiniz. Şiiri tamamen kurgusal yazmak epeyce zor, gerçekle harmanlayarak duyguları aktarabilecek kurguyu inşa etmeniz gerekiyor. Buradan hareketle zorlama ilham ile çıkılan şiir yolculuğunun uzun sürmeyeceği ve bir yerde mutlaka şairin, şiirden kopmasına sebebiyet vereceğinin tahmin edilmesi zor bir durum değildir. Yaşamadığı duygu ve düşünceler de şairi bir yere kadar taşır ve sonunda şiirden kopuşla ya da niteliksiz şiirlerin ortaya çıkmasıyla son bulur.

Dilhâne’nizde yer edinmiş bir şiiri/dizeleri okurlarımızla paylaşır mısınız?

Beğendiğim oldukça fazla şiir var. Fakat burada paylaşmak istediğim şiir, Yavuz Bülent Bâkiler’in ‘’Şaşırdım Kaldım İşte’’ şiiridir.

Sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla..

Bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla..

Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla..

Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla..

Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Bu söyleşi için ben de size teşekkür ediyorum ve Dilhâne okurlarına selam gönderiyorum…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.