Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Vefatı

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Aklı ile gönlü birbirine hemhal olmuş, benliğini terk edip hakikat yolunda ömrünü yaşamış olan Hz. Mevlânâ’nın hakka yürüyüşün 747. yıldönümünü rahmetle anıyoruz. Yüzyıllardır düşünceleri dünyaya aydınlatmış olan Türk Düşünürü ve Mutasavvıf olan Hz. Mevlânâ yaşadığı hayat ve insanlığa sunduğu hizmet ile insanların gönüllerine taht kurmuş bir gönül dostudur.

30 Eylül 1207’de (H.604)  Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya gelen Mevlânâ devrin alimlerinden ve “Sultanü‘l-Ulema“ diye de anılan Muhammed Bahaeddin Veledin oğludur.1 Mesnevi’sinin girişinde adını Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin el-Belhî  diye belirtmiştir. Lakabı Celâleddîn’dir. Onu yüceltmek için “Efendimiz” anlamına gelen “Mevlânâ” lakabı söylenmiştir. Anadolu’da yaşadığı ve onun yaşadığı dönemde Anadolu’ya Rumi dendiği için “Rumi” lakabı ile de bilinmektedir.2 Aynı zaman da babasının vefatından sonra Bahaeddin Veledin talebelerince ilmi ve bâtınî yönü sezilmiş ve “Pir“ lakabı ile de tanınmıştır.1 Hz. Mevlânâ döneminde Belh’de yaşanan bazı siyasi olaylar ve Moğol istilasından dolayı babası Bahaeddin Veled ve ailesiyle birlikte oradan ayrılmış Mekke, Medine, Şam, Erzincan üzerinden Karaman’a varmıştır. Hatta yolculukları esnasında Ferîdüddin Attar ile karşılaşırlar ve Hz. Mevlânâ küçük olmasına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiştir. Karaman da ki 7 yıl sonunda  Selçuklu devleti hükümdarı Alâeddin Keykubâd’ın daveti üzerine Konya’ya yerleşmişlerdir.3 Hz. Mevlânâ’nın ilk müridi ve hocası hiç şüphesiz alim olan babası Sultan Veled’dir. Sultan Veledin 1231’de hakka yürüyüşünden sonra talebelerinden Seyyid Burhaneddin Tirmizî hocasının vasiyeti üzerine Hz. Mevlânâ’ya mürşitlik etmiştir. 2 Tirmizî’nin isteği üzerine Şam ve Halep’te İlim, Tefsir, Hadis, Fıkıh öğrenen Hazret yine hocasının isteği ile İplikçi Medresesi’nde halkı irşad ve öğretime başlamıştır. 3

Hz. Şems ile Buluşması

Gönlü yanık olan Hz. Pir’in yaşamındaki dönüm noktası Hz. Şems ile karşılaşmasıdır. Gönlünde sıkıntılar olan ve bunlara cevap arayan Hz. Pir nereden bilecekti ki Hz. Şems ile dünyasının farklı bir noktada aydınlanacağını. Aynı zamanda kendine muhatap dost arayışında olan  Hz. Şems’in  “Beni velilerinle tanıştır” diye rabbine  dua etmesi üzerine onun aradığının Konya’da olduğu rüyasında bildirirdi. Bunun üzerine Konya’ya gelen Hz. Şems, Pirinççiler hanına yerleşti. Karşılaşmalarına dair rivayetler bulunmasına rağmen kimi rivayette Pirinççiler Hanın önünde sedirde oturan Hz. Şems’in oradan geçmekte olan Hz. Pir ile göz göze geldiği ve Hz. Pir’in karşısındaki sedire oturup 2 Hz. Şems’in :

“Ey dünya ve mânâ nakitlerinin sarrafı ! Hz. Muhammed Mustafa mı büyük yoksa  Beyazıt-i Bistami mi?“ Hz. Mevlânâ’nın ise :”Bu nasıl sual? O ki alemlerin nurudur, onun yanında kimin sözü olur ?” demiştir.

Hz. Şems bu sefer “Resulullah’ın, Rabbime günde yetmiş kez istiğfar ederim diyor. Fakat Beyazıt-i  istiğfar ederim demiyor. Cübbemin içinde Allah’tan başka kimse yoktur diyor.”

Hz. Mevlânâ cevap olarak: ”Resulullah günde yetmiş makam aşıyordu. Her vardığı makamda bir önceki makamla yetindiğinden ötürü istiğfar ediyordu. Beyazıt ise, ulaştığı makamın doyumuna ulaştı.” demiştir. 3 Okyanuslardaki iki derya Rabbimizin lütfu ile bu olay neticesinde karşılaştı. Hak ile Hakikat yolunda iki nur birbiriyle hemhal olmuştur.

Hz. Şems ile aradığını bulan Hz. Pir gece gündüz manevi sohbetler ediyor, sadece onunla konuşuyor ve başkasıyla da konuşmamaya başlamıştı.4 Medresedeki derslerini ve irşadı bir yana bırakmıştı. Bu durumdan hoşlanmayan Hz. Mevlânâ’nın müritleri arasında dedikodular başlamış ve Hz. Şems’e karşı kin tutmaya başlamışlardı. 2

Hz. Şems’in Gidişi

Hz. Pir’in çevresindekilerin düşmanca tavrından rahatsız olan ve kırılan Hz. Şems aniden ortadan kaybolmuştur. Hz. Şems’in nuruyla ilahi aşk ile yanan Hz. Pir de Hz. Şems’in gidişi derin bir üzüntüye sebep olmuş, bu duruma sebep olanlar çok üzülmüş, hatta Hz. Pir’ den özür dilemişlerdir. Hz. Şems’in Şam’da olduğunu öğrenince Hz. Mevlânâ oğlu Sultan Veled ile mektup göndererek Hz. Şems’i tekrar çağırmış ve davete icabı ile de tekrar dostuna kavuşmuştur. Sema meclisleri ile dostunu karşılayan 3 Hz. Mevlânâ Sultan’ın Hz. Şems ile vuslatı maalesef ki çok sürmemiştir. Fitne tekrardan ortalıkta dolaşmaya başlamış ve bir rivayete göre buna dayanamayan Hz. Şems’in ortadan tekrar kaybolduğu veya çekemeyenler tarafından şehit edildiği söylenmektedir. 3

Hamdım, Piştim, Yandım

Hz. Şems’in ikinci defa ortadan kaybolmasından sonra onu arayan ve bulamayan Hz. Pir onun yokluğu ile kavrulmuştur.

Oğlu Sultan Veled, babasının aşkla şiirler söylemeye başladığını ve defalarca Şam’a Hz. Şems’i bulmak için gittiğini söylemiştir. 2 Sonrasında  Selâhaddîn-i Zerkûb ile sohbetler etmiştir. Hz. Şems’in kayboluşu ile aradığını kendinde bulan Hz. Mevlânâ yaşadığı ömrü “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetlemiştir. 3

Kıymetli Eseri: Mesnevi

Selâhaddîn-i Zerkûb’un vefatından sonra sırdaşı Hüsâmeddin Çelebi Hz. Pir’den Tasavvufu dervişlere anlatacak bir eser yazmasını tavsiye etmiş ve Hz. Mevlânâ’nda sarığından Mesnevi’nin ilk 18 beytini yazdığı kağıdı çıkarttığı söylenir. Daha sonrasında Hz. Mevlânâ söyledi, Çelebi’de yazılanları kaydederek Mesnevi gibi 25 bin 700 beyitlik bir şaheser ortaya çıkmış oldu. Ömrünün son 15 senesinde Mesnevi’yi tamamlamıştır. 3

Şeb-i Arûs

Hz. Mevlânâ öldüğü günü düğün günü (Şeb-i Arûs), bu dünyadaki gurbetten kurtulup, rabbine vuslat olarak görür.

Kamil insan olma yolunda üstün mertebeler edinmiş, Sufi, Şair, Hak dostu olan Mevlânâ Hazret şöyle buyurmuştur: “Ölürken gülmeyen kimseyi muma benzetme! Aşk yolunda ancak mum gibi eriyenler, amber gibi kokular neşrederler.” 5

17 Aralık 1273’te rabbine kavuşan Hz. Mevlânâ, 66 senelik ömrünü Allah için, onun rızası doğrultusunda halka hizmeti hakka hizmet olarak görmüş bir mânâ dostu olarak sevgilisine kavuşmuştur. Bu geçici alemde ölmeden önce ölmüş, yüzyıllardır konuşulan düşünceleri ve eserleri ile gönüllerde yer almaktadır.

Hz. Pir’in cenazesini vasiyetince Şeyh Sadreddîn-i Konevî kıldırması gerekirken, üzüntüden ağlamaya başlayınca, onun yerine Kadı Sirâcüddîn namazı kıldırmıştır. Türbesi Konya’da Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubâd’ın sarayının gül bahçesi diye bilinen Bahaeddin Veled’e hediye ettiği yerdedir. Hz. Mevlânâ’nın hakka yürüyüşünden sonra kendisinin de dergah olarak kullandığı ve bugün yeşil kubbeli diye bildiğimiz yerde meftundur.

Yazımızı Hz. Pir’in şu sözleri ile sırlayalım.

“Kainatta ne var ise aşktan ibarettir. Aşk olmasaydı, bu kainat nereden olurdu? Ekmek nasıl olurdu da kendini sana yedirip senin vücuduna katılır ve sen olurdu? Bil ki ekmek, o aşk sayesinde kendini sana verdi ve sende fani olarak sen oldun.”

 

Kaynakça:

1.Doç. Dr. İbrahim Coşkun, Aklı Gönül ile Buluşturan Kelamcı: Mevlânâ Celaleddin Er-Rumi, Harran Üniversitesi Uluslararası Mevlânâ ve Mevlevilik Sempozyumu

2.Reşat Öngören, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, İslam Ansiklopedisi

3.fikriyat.com/galeri/islam/kalbin-dilini-seslendiren-bir-veli-Mevlânâ/6

4.fikriyat.com/kultur-sanat/2018/12/16/ilahi-aska-adanmis-bir-omur-Mevlânâ-celaleddin-rumi

5.islamveihsan.com/Mevlânâ-hazretlerinin-vefati-ve-cenaze-toreni.html

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir