Herkes Hayata Evinden Üstüne Sinen Kokusuyla Karışıyor

Hani en iyi bildiğimizi düşündüğümüz derse en az önemi verir, en az o dersi çalışırız ya, hayat okulundaki evlilik ve aile derslerine de benzer bir duruşla yaklaştığımızı düşünüyorum nicedir. Çoğu zaman “Ben bu konuyu biliyorum zaten” deyip başka yerlere yönelmemize rağmen sınav zamanı en düşük notu o dersten almak gibi, evlilik ve aile hayatı da bizim çoğu kez zayıf not aldığımız dersler. Bu zayıf notların sebebi ; “Bunu biliyorum, üzerinde çalışmama gerek” yok yanılgısı dışında, önemli bir ders olduğu hususunda yeterince düşünmediğimizden de kaynaklanıyor. Önemli görsek daha çok üzerinde eğilirdik değil mi?

Pek çok kez kendi ailelerimizden gördüklerimizi referans alıp karar veriyoruz evlilik hayatına. Kendi yuvanı kurmak, kendine ait bir alanının olması başlarda çok keyifli gelse de evliliğin başka türlü sorumlulukları olduğunu görmek yorucu bir sürece sokuyor çiftleri. Altından kalkamayınca evlilik bir mahkûmiyete, evler de hapishaneye dönüşüyor.

Hâlbuki evlilik değer ürettiğimiz, aidiyeti güçlendirdiğimiz, rollerimizi çeşitlendirdiğimiz ve bir yetişkin olarak içsel olarak özgürleştiğimiz bir kurum. Çiftler birbirini tüketmeyi, bağları koparmayı, rollerinden şikâyet etmeyi ve birbirini yok etmeyi evliliğin gerekliliği gibi gördüğünde o evin bacasından huzur değil, öfke dumanı yayılıyor etrafa. Sonra o dumanı içine çekerek zehirlenen çocuklar yetişkinliklerini içlerinde biriken bu zehri temizlemeye harcıyorlar. Kurum dolmuş kalpler, birbirini görmeyi engelleyen sis oluşturuyorlar kendi kurdukları yuvalarda.

İşte bu sebeple evlilik üzerinde düşünülmesi, konuşulması ve çaba gösterilmesi gereken kurumlardan. Meyvenin üzerinde tohumunu taşıması gibi evlilik. Çocuklarımız kendi evliliklerinin tohumlarını taşıyorlar üzerlerinde. Birbirimize karşı bu sebeple sorumluyuz. Gösterdiğimiz sevgi güneş olacak o tohuma, yaşadığımız muhabbet su, aramızdaki bağlar toprak… Böyle böyle büyüyüp serpileceğiz.

Görülmediğimiz, dokunulmadığımız, duyulmadığımız bir evin içinde bağlarımızı asla güçlendiremeyiz. Her geçen gün birbirimize daha kör, daha sağır daha uzak olmak demek bu.

Peki, iletişime dair hangi yanlışları yapıyoruz da kalplerimiz birbirine bu kadar uzak oluyor?

Eleştirmek, yargılamak, sürekli olumsuz özelliklerden bahsetmek, duygularını önemsememek, birbirimizi kadın ya da erkek oldurmaya çalışmak, eşten çok bir mürebbiye ya da polise dönmek mesela…

Sıkıntılarını duymamak, anlamaya çalışmamak, sürekli farklılıkların altını çizmek …

Ortak bir derdin olmaması, sürekli beklemek ama adım atmamak. Küsmek sonra… Onurumuzu kırmak, bir kalbi tamir etmeyi bilmemek.

Birbirimize yardımcı olmamak. Sokaktan yardım isteyene yardım edebilecekken evimizdekini yardım isteğini görmemek… Eylemleri “hepli” ve “ hiçli” cümleler de harcamak…

Peki, neler yakınlaştırır kalpleri?

Birbirimize kendini iyi hissettirmek… Yapılanı görmek… Dinlemek… Çözüm odaklı olmak… Rollerimizi kolaylaştırmak… Yardımsever olmak… Aynılıkların altını çizmek… Bazı ortak hayaller kurmak… Evliliğin de ihtiyaçları olduğunu görmek… Sevmek, sevdiğini göstermek…

Birbirimiz için elin kızı ya da oğlu olduğumuzu değil, eş olduğumuzu unutmamak… Güven vermek, güven duymak…

İşte o zaman küçük problemler çözülür, evlilik kendi diktiğiniz meyve ağaçları ve çiçeklerle dolu bir bahçeye döner.

Herkes hayata evinden üstüne sinen kokusuyla karışıyor.

Sinen üstünüze sinen koku ne peki? Gül kokuları mı is kokuları mı?

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Hani en iyi bildiğimizi düşündüğümüz derse en az önemi verir, en az o ...

Boşluk

Hani en iyi bildiğimizi düşündüğümüz derse en az önemi verir, en az o ...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Hani en iyi bildiğimizi düşündüğümüz derse en az önemi verir, en az o ...