Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Hepimiz Adem’in (a.s) Çocuklarıyız

avatar

Asiye Eroğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Bir insan ülkesini, bayrağını, vatanını ve milliyetini sevebilir. Vatanı için can vermiş insanlarını ve kahramanlarını sevebilir. Kültürünü, tarihini, gelenek ve göreneklerini sevebilir. Irkına ve milliyetine sımsıkı bağlı olabilir ve hatta büyük bir aşkla sevebilir. İnsanoğlu fıtratı gereği kendinden olanı, kendine benzeyeni sever. Bu sebepten aynı dili konuşan, aynı milliyetten olan insanlar birbirlerine yakınlık duyarlar.

Ama gelelim ki ırk ya da millet sevgisi bazen çok farklı noktalara gidebiliyor.

“Milliyetinizi sevebilirsiniz. Ama ırk, soy, milliyet, nesep sevgisini keskin bir davaya, kör bir ideolojiye dönüştürürseniz ırkçılığın kapısını aralamış olursunuz.’’

Peki ırkçılık nedir?
Irkçılık; belli bir ırkı, nesebi, kökeni öncelemenin, aşırı biçimde vurgulamanın ve diğer ırklara karşı üstünlük kurmanın adıdır.

Irkçılık; ırk farkı güderek, diğerlerini aşağılamanın, ezmenin, sömürmenin, yok etmeye kalkışmanın adıdır.

Irkçılık; insanın diğer bütün özelliklerini bir kenara bırakarak sadece ırkı üzerinden anlam kazandığı ya da anlamsızlaştığı sistemin adıdır.

Irkçılık bir virüstür, cehaletten beslenir ve bulaşıcıdır. Topraktan yaratılanı aşağı görüp, ateşten yaratıldığı için kendini üstün tutan ilk ırkçı şeytandan günümüze kadar gelmiştir.

Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Allah şekillerinize bakmaz ama kalp ve amellerinize bakar.” İslam dini dile, renge, ırka bakmaz. Allah katında üstünlük ancak ibadetlerimizdir.

Bir gün ashabın büyüklerinden Bilal-i Habeşi Hazretleri ve yine kendisi gibi ashabın büyüklerinden olan Ebü Zer el- Gıfrani Hazretleri arasında bir meselede görüş ayrılığı olmuştu. İki kıymetli insan birbirlerine karşı ağır konuşmuş ve tartışma sonucunda Bilal-i Habeşi’nin kalbi kırılmıştı. Ebu Zer, Bilal-i Habeşi’ye kızmış ve haddi aşarak ‘siyah kadının oğlu’ diye hakaret etmişti. Hz. Bilal bu durumu Rasulullah’a anlatır. Efendimiz Aleyhisselam, Ebu Zer Hazretleri’ne: “Ebu Zer! Onu annesinden dolayı mı ayıpladın? Demek ki sen, kendisinde halâ cahiliyeden izler bulunan bir kimsesin.” dedi. Zaten yeterince pişman olan Ebu Zer, Hz. Bilal’den kendisini affetmesi için defalarca özür diler. İşte İslamiyet budur. İslam dininde, hangi ırk, dil ve ülkeden olursa olsun, bütün Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Bir kimse anne babasını, doğacağı evi, seçemediği gibi ırkını, milliyetini de seçemez. Dinimizde ırk ve millet üstünlüğü yoktur. Yahudi kendini asil bilir, diğer milletlerden üstün tutar. Hristiyan, zenciyi aşağı görür, kendinden olmayanı yok sayar. Ama İslamiyet, ırk, renk, milliyet, siyasi inanç, dil ayırt etmeden, her insanın şeref ve itibarına hürmet eder.

Biricik Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde ümmetine şöyle buyurmuştur; “Müminler! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Bir Müslümana kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır. Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayan üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Siyah derili olanın beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, beyazın da siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.”

Rabbimiz Al-i İmran Suresi’nde şöyle buyurmuştur; “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.