Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Bazı insanlar, hayallerini gerçekleştirmek için bir yola girer ama akim kalır hayalleri. Bazıları da hayal kurar lakin o hayalin peşinden koşacak cesareti bulamaz kendinde. Bu iki grubun çoğu, hayallerini gerçekleştirme imkânını bulsa da bulamasa da başkalarının hayallerini destekler yahut en azından onlara karışmaz.

Bir kısım insanlar da var ki bunlar, düşünceleriyle insanları zehirler. Bu tip kimseler ne hayal kurar ne de kurdurur. Renksiz, boş, simsiyah sahnelerine bir küçük beyazlığın ilişmesine dahi müsaade etmezler. Taşlaşmış, çorak, haşin kalpleriyle içinde nice hayal yeşerten gönül sahiplerinin gönüllerini kuru bir araziye çevirirler. “Çok hayalperestsin, ‘polyannacılık’ yapma, hayal pilavı karın doyurmuyor…” gibi birtakım sözler döken bu güruh, insanları olmak istediği kişilikten, ulaşmak istediği gayeden alıkoymak adına türlü alicengiz oyunlarına başvurur. İnsanları, kendini bulmak ve yeteneklerini keşfetmek adına çıktığı yoldan alıkoyarlar.

Zihin hangi düşüncelerle doluysa ya da hangi kasıtları veya niyetleri kafasında daha çok kuruyorsa davranışlarına da ister istemez onlar akseder, diyor psikologlar. Beyin üzerine yapılan araştırmalar da bunu teyit ediyor. Hayallerinden uzak, işinde mutsuz ve somurtkan, patronuna hınçlı ya da amirine öfkeli insanlarla dolu dünyamız. Bunlar, uzak kaldıkları yahut öldürdükleri hayalleriyle hayatı hem kendilerine hem de çevrelerindeki insanlara zindan ediyorlar. Dostlarıyla iki çift kelam edecek yerde onlarla geçinemiyorlar, eşlerine kötü davranıyorlar, çocuklarına zulmediyorlar, obsesif-kompulsif davranışlarla diğer insanların hayatlarını mahvediyorlar.

Hayalinden alıkoyulan kişi, gayesini gerçekleştirebilseydi şayet belki de kendine ve başkalarına daha faydalı bir birey olacaktı. İşini zorla, istemeyerek yapan, aşksız, şevksiz, gayretsiz insanlar gibi başkalarına zarar vermeyecekti. İşine daha çok sarılacak, insanların gönüllerine dokunacaktı.

İnsan elinden geldiğince, çevresindeki insanların sözlerine ve davranışlarına aldırmadan hayaline, sevdiği işe ve güzel davranışlara doğru gittiğinde kendi kendine çelme takmamış, kendi mutsuzluk kuyusunu kendi kazmamış olur. Çok sevdiğim güzel bir söz var: “Ya yaptığın işi sev ya da sevdiğin işi yap.” Bu sözün Fethi Gemuhluoğlu dilindeki hâli daha manidar: “Şuradaki ayakkabı boyacısı, boyadığı her ayakkabıyı sevgilisinin ayakkabısını boyarmış gibi boyamalı. Eğer herkes böyle davranırsa ülke kurtulur.”

İnsan her şeye rağmen diyerek hayaline yürüse de yahut yürüdüğü yola kimse müdahil olmasa da o hayal yine de gerçekleşmeyebilir. Her çaba sonuç doğuracak diye bir şey yok elbette. Sonuç doğurmasa bile arkana bakıp keşke ya da acaba diyeceğin bir şey bırakmamak, hayatını içini kemiren bir kurtla geçirmemek için bile çabalamaya değer. “Aklın kalacağına emeğin kalsın” derler.

Hayalimize doğru giderken ömrümüz vefa etmeyebilir bazen de. Olsun, güzel bir hayal, iyi bir insan olma, faydalı bir amaç peşinde ölmek de güzel değil midir? İnsan, en azından kendi benliğini tanıyarak, neyi istediğini bilerek göçmüş olur bu dünyadan. Stefan Zweig’ın “Olağanüstü Bir Gece” isimli eserinde dediği gibi: “Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.”

Bir sınıf arkadaşım vardı fakültede. Okula başladığım dönem tanışmıştık. Sayısalcıydı, zekiydi, kafası zehir gibi çalışıyordu. Hukuk fakültesini niye tercih ettiğini sorduğumda ailesi istediği için tercih ettiğini ve okumak istemediğini söylemişti. Bir dönem beraber takıldık. Her muhabbetimizde farklı meslekler, uğraşlar hayal ettiğini ifade ediyordu. Hayalinin peşinden gitmesini telkin ettim. İkinci dönem başladığında sınıfta göremedim. İrtibatımız kesildi, muhtemelen fakülteyi bırakmıştı. Ben inanıyorum ki o, hayallerinin peşinden gitti.

Sakarya’da şehir içi otobüs yolculuğunda tanıştığım yaşlı bir amca vardı. Emekli olduktan sonra çoğu emeklinin yaptığı gibi ununu eleyip eleğini asmamış, aksine gençlerin yararına olacak, onların önünü açacak pek çok vakıf ve derneğin açılmasına öncülük ettiğini söylemişti. Beni şaşırtan asıl şeyse milli atlet olmasıydı. Küçüklüğünden beri düzenli olarak uzun mesafelerde koşular yapıyormuş. Emekli olduktan sonra bir gün Sakarya Atatürk Stadı’nda koşarken il gençlik ve spor müdürü hasbelkader sahayı ziyaret etmiş. Amcayı görmüş ve izlemiş. Ardından ona lisans çıkartmayı teklif etmiş. Sonrasında o yaşlı hâline rağmen lisanslı bir atlet olmuş. Amca türünün nadir örneklerinden. Gençlere örnek olan, hayallerinin yolunu açan bir insan. Doya doya konuşmak istedim ama nasip olmadı. O zaman demişti ki bana: “Hayalim gerçek oldu evladım, emekli olduktan sonra daha çok koşturmaya başladım.”

Hayalleri kumdan bir kale gibi yıkılsa da ona sahip çıkan bir diğer nadide örnek: Hemşehrim Ahmet Uluçay. Köyde doğmuş sinema âşığı bir insan. 12 yaşında köye gelen gezici bir film ekibi sayesinde sinemayı tanıyor. Sadece tanımakla kalmıyor, ona bağlanıyor. Bu sevdası hayatının tümüne yayılıyor. Senaryolar kaleme alıyor. Köyde kendi imkânlarıyla film çekiyor. Ömrü boyunca kamyon şoförlüğü, inşaat işçiliği, kaldırım taşı döşemeciliği gibi çeşitli mesleklerde çalışsa da ölene dek sinema hayalinden vazgeçmiyor.

“Hayatı boyunca kendisine rastlamayan insanlar gördüm.” demiş Tanpınar. Hayat; okuduklarımızla, öğrendiklerimizle, tecrübelerimizle, düşüncelerimizle, hayallerimizle kendimizi bulma süreci. Bu süreç son nefese kadar devam ediyor. Şu dünyada benliğini bulma gayretine düşmeyen, çetin sorularla hesaplaşmayan, hayal kurmayan insan yaşamış sayılır mı? Tanpınar’ın hocası Yahya Kemal ne güzel söylemiş: “İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.”

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Bazı insanlar, hayallerini gerçekleştirmek için bir yola girer ama akim kalır hayaller...

Boşluk

Bazı insanlar, hayallerini gerçekleştirmek için bir yola girer ama akim kalır hayaller...