Hasan Nihat Sütçü ile Söyleşi

Belli bir sorudan ziyade, sorunun algınızı değiştirmesini istemediğim için; “Yusuf Duru sizin için nedir, kimdir” diye anlatmanızı isteyerek başlamak istiyorum.

Yusuf Duru; şu anki ruh halime baktığın zaman ben ona “baba” diyorum. Yusuf Duru, benim için bir babadır. Bir büyükten, bir ağabeyden ziyade, önce babalığı sonra hocalığı gelir benim için. İlk başlarda bu tam tersiydi. Yusuf Duru hakkında çok şey anlatabilirim, çok şey söyleyebilirim ama en önemli kıstas önce baba sonra hoca.

Yusuf Duru ile tanışmanız ne vesile ile oldu?

Ben Semerkant televizyonunda bir çocuk programı yapıyordum. O zaman da hocamın meddah çekimleri vardı, ben o zaman sadece televizyonda görüyordum onu, 2010 senesi idi. Sonra bir gün birisi indi arabadan, otoparkta herkes etrafında, “hocam hoş geldin, hocam hoş geldin…” ben şey zannettim; herhalde bu ilahiyattan falan bir profesör, insanlar o yüzden etrafında böyle pervane oldular. Aşağı inip de meddah kostümünün içinde görünce dedim bu adam kim. Sonra ben çekimleri izlemeye başladım, anladım ki başka bir şey var. Yani ben hala o anki Yusuf hocanın benim üzerimde bıraktığı etkinin adını koyamıyorum. Kimisi buna aurası çok açık der, kimisi işte enerjisi çok yüksek der. Sahnede, karşıdaki oyuncu sana verdiği ölçüde sen daha iyisini ortaya çıkartırsın. Onun da almak değil, vermek gibi bir derdi var hep. Dedim, benim tanışmam lazım.. Gittim yanına,
- “hocam merhabalar ben Hasan Nihat Sütçü”,
- “merhabalar Yusuf Duru”.
İşte nasılsınız, hoş beş kelam.. Ben dedim;
- “tiyatro oyuncusuyum”..
- “ evet” dedi. Dedim;
- “hani, sizinle biraz oturalım, sohbet edelim konuşalım.” ‘İlk başta dedim ki, benim bu adamın talebesi olmam lazım.’
Çünkü şöyle bir eksik vardı bende, ben bu sene tiyatro sahnesindeki 25. Yılımı bitirdim. Şehir tiyatroları olsun, devlet tiyatroları, özel tiyatrolar olsun hep bizim hazır klasik Batı tiyatrosu tarzındaydı oyunlarımız. Metni alıyorduk, dramaturjisini yapıyorduk, ezberleyip, sahneye çıkıyorduk. Ama geleneksel anlamda benim hiçbir şeyim yoktu. Gelenekselin ne olduğunu sadece kitaplardan okuduğum kadarıyla biliyordum. Dedi ki,
- “ben istemiyorum, tövbe ettim, çırak yetiştirmeyeceğim.”
- “tamam hocam peki,” dedim.
Sonra ertesi gün iki bardak çayla gittim yanına,
- “hocam çay getirdim, içer misiniz?” Aldı içtik, sohbet ettik biraz.
- “hocam beni talebeniz olarak kabul eder misiniz?” dedim.
- “hayır etmem” dedi.
Ertesi gün yine iki bardak çay aldım..
- “hocam beni talebeliğe kabul eder misiniz?”
- “hayır etmem” dedi.
Bu her gün, benim çay götürmemle yaklaşık altı ay sürdü. Sonra bir gün kendi çağırdı beni, dedi ki;
- “iki bardak çay al gel”.
- “tamam” dedim. Hemen gittim iki bardak çay, içeri girdim.
- “sus” dedi, “sakın ağzını açma, tamam talebemsin artık”.
Çok şükrettiğim bir şey, çünkü; çalıştığım her yerde eğer ben “Hasan Nihat Sütçü” olabildiysem bunun %70’ini Yusuf Duru’ya borçluyum. Bana zaman zaman ne kadar ilerlediğimi söylerler, ben de hep şunu söylerim; “İmam Gazali’ye talebe olduğu söylenip de hocasını geçtiği minvalinde şeyler söylediklerinde mübarek şöyle diyor: ‘diyorsunuz ki onu geçtin, ama şunu unutmayın hoca hocadır, talebe talebedir.’ Allah hocamı başımdan eksik etmesin. ”

Sahnedeki Yusuf Duru’dan bahseder misiniz?

Sahnede Yusuf Duru zordur. Çünkü, her şeyin mükemmel ve iyi olmasını ister. Yusuf hocamdan öğrendiğim bir şey vardır benim; yıllardır süregelen bir tartışma vardır, “sanat toplum için midir, sanat için midir” diye. Yusuf hocam bana şunu öğretti, “sanat Allah içindir.” Şimdi hâl böyle olunca, en büyük sanatçı olan Yaratıcı, biz O’na iman etmişiz. Biz sanat yapıyoruz diye sahneye çıktığımız zaman, sanatı Yaratan adına sanat yapıyoruz. Sen sanatı Allah için yaptığın zaman, her şeyin mükemmel olması gerekiyor. Demek istediğim şu, biz aciz bir kul olarak bir şeyleri elimizden geldiğince yapmaya çalışmakla yükümlüyüz. Nasıl ki bir doktor elinden geldiğinin fazlasını yapmaya çalışmakla yükümlü -bir öğretmen aynı şekilde- ve Müslüman elinden geldiğince çalışmakla yükümlü, sanatçı da yaptığı işin en iyisini yapmakla yükümlü. Ben bunu Yusuf hocamdan öğrendim. Şimdi ben zor diyorum ama bana Yusuf hocamın öğrettiklerinden sonra benim de talebelerim var şimdi, aynı cümleyi onlar da bana kuruyorlar; “Hasan hoca sen zorsun.” Sonra konuştuğumuz zaman fark ediliyor durumun farklı olduğu. Yusuf hoca sahnede, sanatı ne için yaptığını bilerek yapan bir insan. Hal böyle olunca, elini neye atarsa atsın ortaya mükemmel işler çıkıyor.

İnsanlar sosyal hayatları içerisinde birçok farklı role sahip. Mesela, bir anne; aynı zamanda eş yahut arkadaş. Siz Yusuf Duru’yu hangi rolleri ile tanıyorsunuz?

Yusuf hoca çok iyi bir arkadaş. Ben bugün Yusuf hocamın yanına gidip, “hadi kalk bir kahve içelim” dediğimde elindeki her şeyi bırakıp bana uyum sağlıyor. Yusuf hoca çok iyi bir baba, benim için, ben ağladığım zaman başımı koyabileceğim bir omuz. Çünkü benim derdimi dinleyip benim derdimle dertlenen birisi. Yusuf hoca benim için bir ağabey, 24 saat telefonun ucunda olduğunu bildiğim, ne zaman ararsam hemen koşacağını bildiğim bir ağabey. O benim babam, o benim hocam, o benim arkadaşım, o benim ağabeyim. Hocamdan benim öğrendiğim şey şu; bu o rolleri o kadar güzel oynuyor ki senin neye ihtiyacın varsa ona bürünüyor.

Şu an Hasan Nihat Sütçü’den Yusuf Duru’yu dinliyoruz ama Hasan Nihat Sütçü kimdir? Esasen, Yusuf Duru için kimdir?

10-12 sene önce aynı şeyi sorsaydın ben kendime şöyle methiyeler düzerdim; ben sanatçıyım, oyun yazarıyım, oyuncuyum, müzisyenim vs. Fakat Yusuf Duru ile çıktığım bu yolculuktan sonra Hasan Nihat Sütçü kimdir deyince, cevaplar daha mütevazı oldu. İşini layığınca yapmaya çalışan biriyim. Demin de dediğim gibi, 25 yılı bitirdim sahnede, öğrendiğim tek bir şey var, hiçbir şey bilmediğim. Çünkü bilgi sürekli kendini güncelleyen bir şey…

Hasan Nihat 1977 Bursa doğumlu, tiyatro sanatçısı, oyuncu, yazar, öğretmen, baba olmaya çalışan, eş olmaya çalışan biri. Sahnede ise, benim yüzde yetmişim ona aittir. Yusuf Duru sayesinde, Hasan Nihat Sütçü olmayı başaran ve etrafında bir sürü insan olan biriyim. Peki Hasan Nihat, Yusuf Duru için nerede? Dediğim gibi sahnedeyken hocam olduğunu çok hissettirir, “sen talebesin haddini bil”i çok iyi bilirim ben onun yanındayken. O pastavı kafamda az kırmadı! (gülüşmeler) Sahneden aşağı indiğimiz zaman bir ağabey olduğunu çok iyi hissettirir. Birlikte çok uzun yolculuklar yapmışızdır, çok iyi bir yol arkadaşı olup, “ben senin yol arkadaşınım”ı çok iyi hissettirmiştir. Bir derdim olduğunda, yanına gittiğimde babam olduğunu çok iyi hissettirmiştir. Bunu şöyle düşünebilirsiniz, işte kendi evlatları da var, ondan yapıyor fakat bu başka bir şey, çok başka bir şey. Beni nasıl gördüğünü ona sormak lazım. Bazen yaramaz, bazen hayta, bazen haylaz… Adana’da bir terim vardır; “tevge.” Çok şey ifade eder; yaramaz, hayta, sakar, zıpır, işleri karıştıran, böyle ortalığı birbirine katan ama sevimli, arkasından büyüklerin işlerini toparladığı çocuklara falan derler. Bazı zamanlar geliyor, Yusuf Duru’nun gözünde ben tevgeyim, bazı zaman geliyor yol arkadaşıyım, bazen dertlerimizi paylaşıyoruz. O kadar çok ki, tek bir kimliğe sıkıştıramıyorum.

Yusuf Duru’nun meşrebi nasıldır?

Öyle bir soru oldu ki bu… Dönem dönem çok farklı Yusuf Duru’lar tanıdım ben. İlk zamanlar daha zordu tabii. Ama benim Yusuf Duru’da net olarak gördüğüm en büyük şey merhametti. Merhametli, adaletli, saygılı ama bir o kadar da her şeyi muntazam olmasını isteyen bir insan. Hepsini toplayıp tek bir şey söylemem gerekiyorsa “merhametli” derdim. Yusuf Duru, kendi çevresinin dışında kaldığı zaman, o içindeki çocuksu tarafını kapatıyor. Çünkü temsil ettiği kuruma, temsil ettiği makama kötü bir söz gelsin istemiyor. En başında şunu düşünüyor, -ben bunu iliklerime kadar hissediyorum Yusuf Duru’da- ihsan makamı vardır ya, Allah-u Teala’nın seni sürekli gördüğünü bilmen; Yusuf Duru dışarda hep böyle. İçindeki çocuğu, yalnız kaldığımızda görürüm mesela, o zamanlar onunla çok şakalaşırım. Aile içine girdiği zaman o laf atan, laf söyleyen, şakalaşan, çocuk gibi olan Yusuf Duru çıkar ortaya. Ama orada bile sınırlarını bilir. Bir de sözünü sakınmayan birisi, kalbiyle buğz eder baktı olmadı diliyle buğz eder. Ama içinde hep şey vardır; (ne kadar katı da olsa, kuralcı da olsa, dikkatli de olsa) o merhamet, o çocuksu yan.

Toparlamak adına bir şeyler söylemek isteseniz, ne söylersiniz?

Yusuf Duru hakkında çok şey yazılabilir, çok şey söylenebilir. Benim çocukluk, ilk gençlik, son gençlik yıllarım çok sıkıntılı geçti. Yusuf Duru öyle bir yere oturdu ki bende.. Onun için; saatlerce konuşup, ona methiyeler düzebilirim. Onu saatlerce şikayet de edebilirim; çünkü çok kulağımı çekmiştir, çok kızmıştır bana. O kızgınlığın etkisiyle seyircilere çaktırmadan, dayak yediğimi de bilirim. (gülüşmeler) Bildiğiniz dayak yedim evet ama şunu biliyorum; Yusuf Duru bana kızabilir, bana her şeyi yapabilir ama bugüne kadar Yusuf Duru kimsenin bana bir söz söylemesine izin vermedi. Önümde durdu beni arkasına aldı, korudu kolladı ama yeri geldiğinde kendi de pastavı gerektiği gibi kullandı. Hayatım boyunca çok şeyle karşılaştım, çok şey yaşadım, çok insan tanıdım, dostum dediğim… Ama ben Yusuf Duru’yu tanıdıktan sonra, “şükretmek” kelimesinin neden önemli olduğunu öğrendim. Bunu bana hocam öğretti. Yalnızca Geleneksel Türk Tiyatrosu değil, onun da bana öğrettiği, hayatın bir gerçeği var; şükretmek. O yüzden Yusuf Duru hakkında ne diyebilirim ki, “baba” derim, üç nokta koyarım; altını kim dolduruyorsa doldursun.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Dr. Alimcan Buğda ile Doğu Türkistan Üzerine Söyleşi

Belli bir sorudan ziyade, sorunun algınızı değiştirmesini istemediğim için; “Yusuf Duru...

Dr. İhsan Şenocak ile Bin Yıldır Düşmeyen Cephe Doğu Türkistan Üzerine Söyleşi

Belli bir sorudan ziyade, sorunun algınızı değiştirmesini istemediğim için; “Yusuf Duru...