Hârâbistan

(Okunma Süresi: 1 dakika)

Hârâbistan, benim ülkem ve dahi cânım.
Surları kağııttan, ordusu ise yarım aklım.
Dört bir yanı hüzün, gökyüzü camdan
Toprağında dikenler büyütür, ruhları kanatan.
Rüzgârları kelimeler taşır, kulakları çınlatan,
Yağmurları taştandır, ebabillerden saçılan.

Göçmen kuşlar yuvalansın derken sarayımın odalarına,
Akbabalar kilit vurmuş gökyüzünün kapısına.
Bir uğursuz baykuş, bir de kara kargalar,
Solgun güllerimin etrafında rakstalar…

Ben ki; bilinmez bir ülkenin unutulmuş melikesiyim,
Fermanlar yazar, buyruklarımı dinlerim.
Viran yurdumda kendimi hapsederim.
Benim o ki; ülkesini savunmadan işgalciye bırakan,
Bir gülüşe, hazinesini dağıtan…
Kalp şehrim tarumar, ordum darmaduman.
Bir yangınla küle döndüm, gözlerinden saçılan,
Bir rüzgarla savruldum, saçlarından kopan…

Ne hükmü kaldı fermanlar saçan dilimin,
Ne de günlerin bitimi, başlangıcı gecenin.
Kendinden sürgün, varlığı elem, ruhu perîşan,
Karanlıklar içinde şimdi, o debdebeli Hârâbistan!

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir